4 Mart 2018 Pazar

EGE ARAR (1996 - )


1996 yılında ailesinin görevi  nedeniyle bulundukları Adana'da dünyaya gelmiştir. Bünyan'ın Konaklı ailesinden merhum Nafiz Arara'ın torunu olup, babası  makine Mühendisi Tarık Neşet Arar, Annesi Dr. Füsun Arar'dır.  Eğitimine 2002 yılında Adana Çağ kolejinde başlamıştır. 2007 yılında buradan mezun olduktan sonra Tarsus Amerikan Koleji'ne geçerek orta öğretimine devam etmiş olup buradan da 2010 yılında mezun olmuştur. Yüksek öğretimine  İstanbul Aydın Üniversitesi'nde devam etmektedir.

Basketbol hayatına ilk okul çağında başlamıştır. İlk ve orta okul yıllarında okul basketbol takımlarında başarılı sezonlar geçirmiştir.  Aynı yıl 2.07 cm boyu ile  Galatasaray kulübünün  açmış olduğu basketbol seçmelerine katılmış  ve seçilen tek oyuncu olarak ciddi anlamdaki basketbol kariyeri başlamıştır. Bu vesileyle ailesinin desteği ile İstanbul'a taşınılmış ve lise öğremine de burada Doğa Kolejinde devam etmiştir. Eğitimi ile birlikte Galatasaray kulübünde önce yıldız takımında daha sonra genç takımında basketbol kariyerine devam etmiştir.  Galatasaray takımında iyi bir lider ve şutör olarak kendini ortaya koymuş ,  boyunun uzunluğunun yanında ayaklarının çabuk olması savunmada çok büyük avantaj sağlıyor. olması ve sıçrarken zamanlaması çok iyi olması, bu yüzden blok ve ribaund ortalamalarının  güzelliği ile dikkat çekmiştir.

Bu süreç  federasyon yetkililerinin de dikkatini çekerek önce yıldız milli takımı ve daha sonra genç milli takıma kabul edilmiş ve bu takımların önemli bir parçası haline gelmiştir. Milli takım ile 2012 ve 2014 yıllarında Avrupa şampiyonluğu , 2015 yılında dünya üçüncülüğü ve yine 2015 yılında Avrupa üçüncülüğü madalyalarını kazanmıştır. Galatasaray genç takımında 2014 yılındaki son senesinde kulübünde 25 yıl sonra gelen ilk İstanbul şampiyonluğu ve Türkiye 3. lüğü kazandırmakta önemli rol oynayarak o yıl Türkiye'nin en iyi pivotu ödülüne layık görülmüştür. Bu gelen başarılar sonrası altyapıdan profesyonelliğe geçerek Galatasaray basketbol A takımına kabul edilmiş olup, halen Galatasaray ve A milli takımda oynamaktadır.
Hasan Yüksel.

1 Mart 2018 Perşembe

FUAT GÜLDAL (1956 - 2018)



1956 yılında Kayseri’nin Bünyan İlçesi Cami-i Cedit Mahallesinden makine Mühendisi Ömer Lütfi Güldal ve Kayseri eski bayındırlık il müdürlerinden Darsiyak’lı Mehmet Ali Polatkan’ın ablası, Neriman Güldal’ın evlatları olarak Kayseri’de dünyaya geldi. Bünyan'ın tanınmış simalarından Fuat Ağanın torunudur.


Çocukluğu babasının işi nedeniyle Bünyan dışında geçti. Lise öğrenimini 1974 yılında Ankara TED Kolejinde tamamladıktan sonra, Hacettepe Üniversitesine bağlı Kayseri Gevher Nesibe Tıp Fakültesi'nde öğrenimine başladı. Dönemin şartlarından dolayı öğrenimini yarım bırakan Güldal, Ege Üniversitesinin, okullarına devam edemeyen öğrencileri kabul etmesiyle yarım kalan öğrenimini Ege Üniversitesi Tıp Fakültesinde devam ettirdi. Buradan 1982 yılında mezun oldu. 1989 yılında da İzmir Atatürk Eğitim Ve Araştırma Hastanesi’nde Radyoloji İhtisasını tamamladı.


1995 yılına kadar çeşitli özel sektör kuruluşlarında çalıştıktan sonra, İzmir Alsancak’ta Barış Tıbbi Görüntüleme Merkezini kurdu. Meslektaşı Prof. Dr. Azize Dilek Güldal hanımla evli olan Fuat Güldal vefat edene kadar kendi iş yerinde çalışmıştır.


Güldal, Çakıl adında bir kız evladı ve Ömercan adında bir oğlan evladı sahibidir.

Hasan Yüksel

25 Şubat 2018 Pazar

ÖZLEM ÜNALDI (1982 - )



Kökeni Kayseri'nin Yahyalı  ve Yeşilhisar  İlçelerinden  olup, Mustafa ve Yasemin çiftinin  çocukları olarak 1982 yılında Ankara'da dünyaya gelmiştir. Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü mezunu olup, sonrasında Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Anasanat Dalı Oyunculuk Bölümü'nü de bitirmiştir. Ayrıca 2012 yılında Paris Drama Sanat Yüksek Okulu CSGM Uluslararası Yüksek Lisans Seviyesi Oyunculuk Eğitimi Eğitim Programını tamamlamıştır.

Tüm eğitimini ve üstün yeteneğini de birleştirerek tiyatro ve dizi oyunculuğu dalında iyi bir seviyeye  gelmeyi başarmıştır. Bir çok dizi de ve  tiyatro oyununda sahne almış, bir kısım makale ve söyleşileri çeşitli yayınlanmıştır.  Özlem Ünaldı son olarak Kanal D'nin sevilen dizilerinden, "Vatanım Sensin" dizisinde "Madam Babet" rolünde oynamaktadır.

Tüm bu başarılarının yanı sıra Melih Cevdet Anday'dan etkilenerek ve çocukluk hayalini gerçekleştirerek  "Ah" isimli ilk kitabını "Çınar" yayınlarından çıkartmayı başarmıştır.

İyi bir oyuncu ve yazar olmakla birlikte on parmağında on marifet sözünü yerine getirir gibi müzisyende olan Ünaldı, iyi derecede yüzme dans ve yoga bilmektedir.


Yer Aldığı Televizyon Dizileri:
2006 Mavi Kuş
2007 Yaralı Yürek  Show Tv.
2012 Merhaba Hayat Fox Tv.
2013 Muhteşem Yüzyıl Star Tv.
2013 Aşkın Bedeli Star Tv.
2014 Tanıklar TRT 1
2014 Yedi Güzel Adam TRT 1

Yer Aldığı Tiyatro Oyunları:
2004 Kes ve Kaç
2005 Cadı Kazanı
2005 Vahşi Batı
2009 La Fon Tain Masalları
2009 Ölü Canlar
2010 -2011-2012 Karanlık İşler
2012 Tiyatro Öldü

Yer Aldığı Sinema:
2008 Kıskanmak (Yan Rol -Emel) Zeki Demirbukuz)
2016 Kayseri Aslanı (Havva)

Yer Aldığı Reklamlar:
2008 Finansbank (Ana Rol Ezel Akay)
2014 Piri (Yan Rol)

Kitap:
2017 Ah (Çınar Yayınları)

Hasan Yüksel



31 Ocak 2018 Çarşamba

Bünyan Dostları Derneği Kış Yüzme Şenliği ve Doğa Yürüyüşü

Bünyan sever bir gurup tarafından kurulan "Bünyan Dostları Derneği" nin geleneksel hale getirdiği ve her sene Ocak ayının üçüncü haftasında gerçekleştirilen açık hava yüzme şenliği ve doğa yürüyüşü bu senede, Türkiye'nin bir çok ilinden bir çok katılımcı ile gerçekleştirildi. Eksi 6 derecede önce yedi kilometrelik zorlu bir doğa yürüyüşü ve ardından Pınarbaşı mevkiinde yüzme yarışları gerçekleştirildi. Bayanlar ve erkekler olmak üzere iki kategoride gerçekleştirilen yarışlarda zorlu bir mücadele yaşandı.
Şenliğe Bünyan Belediyesi ve Bünyan Kaymakamlığının da destekleriyle yardımcı oldu.

Yarışma sonunda derece alanlara ve cesaret göstererek suya girenlere madalyaları törenle verildi. Ayrıca doğa yürüyüşüne katılan bütün katılımcılara katılım belgesi verilerek onurlandırıldılar. Oldukça soğuk bir havada gerçekleştirilen yarışlara oldukça fazla sayıda seyirci de büyük bir destek verdi.



















29 Aralık 2017 Cuma

ALİ TİPİ (1948 - )


1948 yılında Bünyan'ın Kahveci köyünde doğdu.  Baba Osman, anne Fatma Tipi'dir. Resmi doğum tarihi 1950'dir. Ailesi çiftçilikle uğraştığı için nüfusa ancak 01.01.1950 yılında kaydettirmiştir. İlk eğitimine  1956 yılında köyünde bulunan Kahveci Köyü İlkokulunda  başladı. 1962'de buradan mezun oldu. İlkokuldan sonra Bünyan Atatürk İlkokulu'nda girdiği yazılı ve sözlü bir  sınav sonucunda, Bünyan'dan kazanan diğer öğrencilerle birlikte  Pazarören Mimarsinan Öğretmen Okuluna öğretmen adayı olarak girmeye hak kazandı. 

Genç öğretmen adayı Ali Tipi Mimarsinan öğretmen okulunda 6 yıl yatılı  olarak okudu. Burada Eğitim Enstitülerinin verdiği yoğun bir eğitimi aldı. Tarımdan, fen bilgisine, müzikten, sinemaya ve inşaat bilgilerine kadar  bir çok konuda bir öğretmenin  köyde tek başına bütün köy halkına verebileceği bir eğitimi aldı. Buradan 1966-1967 döneminde mezun oldu. Mezun olduktan sonra ilk olarak 1967 yılında Gaziantep Nizip İlçesi Yağmuralan (Mizirin) köyüne tayin oldu. Burada iki yıl görev yaptı. Burada ilk yıl beş sınıfı birden, köyün tek öğretmeni olarak okuttu. 1968 yılının yaz aylarında askerlik görevini yerine getirmek için Samsun 56. Piyade Alayında Er Öğretmen olarak silah altına alındı. Burada üç ay temel eğitim aldıktan sonra yine askerlik görevini Er Öğretmen olarak tamamlamak için Samsun'un Havza ilçesine kura çekti. Burada göreve başlamadan, memlekete yakın olsun diye Samsun'lu bir öğretmen ile becayiş yaparak, Yozgat Sorgun Örencik köyüne kendisini Er Öğretmen olarak tayin ettirdi.

Örencik'te askerlik görevini yaparken köyün en yüksek tepesine çıkarak Erciyes'i seyrettiğini ve memleket özlemini böyle giderdiğini  belirten Ali Tipi, buradayken köy halkına da okuma-yazma kursları açtı. Bahçe duvarı olmayan okulun etrafına imece usulüyle okul duvarı yaptırdı ve  bahçesinin büyük bir kısmının ekilerek ürün elde edilmesini sağladı, böylelikle öğrencilerine de tarım dersleri vermiş oldu. Burada görev yaparken 1970 yılında Kahveci Köyü'nden Hakkı Polat'ın kızı Hayriye Polat ile evlendi.

1970-1971 öğretim döneminde Bünyan Koyunabdal köyüne tayin edildi. Burada 1.5 yıl görev yaptıktan sonra Tomarza'nın Örencik köyüne tayin oldu.  Örencik'te bir yıl görev yaptıktan sonra, Bünyan'ın İğdecik Köyüne oradan da Kahveci Köyü'ne tayin oldu. Bu arada Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi Ön Lisans bölümünü bitirdi. Kahveci Köyü'nde 10 yıl görev yaptı. Burada iken köyünden bir çok öğrenciyi yatılı okullara yerleştirdi. On yılın sonunda Bünyan Yenimahalle ilkokuluna tayin edildi. 1995 yılına kadar burada çalıştıktan sonra buradan emekli oldu. Öğretmenlik hayatı böylelikle 27,5 yıl sürmüş oldu.

Emekli olduktan sonra 1976 yılında üyesi olduğu MHP'de siyasi hayatını aktifleştirdi. MHP'den iki dönem İl Genel Meclis Üyesi oldu. Bu dönem içerisinde Milli Eğitim Komisyon Başkanlığı yaptı. Başkanlığı sırasında Tüm Kayseri'ye olduğu kadar özellikle Bünyan ve Bünyan'a bağlı köylerde milli eğitim konularında önemli çalışmalar yaptı ve milli eğitimle ilgili sıkıntıların bir an önce giderilmesinde gayretler gösterdi. Bünyan Atatürk İlkokulu ek binasının yapılarak 12 derslikli sınıf kazandırılmasında, Topsöğüt (Taçın), Samağır, Şıvgın, Hazarşa  gibi köylerde okul binaları yaptırılıp hizmete açılmasında çok büyük katkıları olmuştur. Bu katkıları sadece Bünyan'ın köyleriyle sınırlı kalmamış, diğer ilçelerin köylerinde ve il dahilinde de okul binaları ve ek binaların inşaa ettirilmesini sağlamıştır. Ali Tipi'nin İl Genel Meclisindeki çalışmaları sadece milli eğitimle kalmamıştır. Özel idareye bağlı, Köy Hizmetleri ve Köy İdaresinin imkanlarıyla   özellikle köylerle ilgili çalışmalara ağırlık verilerek bir çok köy yolunun asfaltlanması, duvarı olmayan köy mezarlarının bir çoğunun duvarlarının ördürülmesi ve ağaçlandırılması, sağlık ocağı, köy içi parke işleri, içme suyu ve sulama sistemleri, köy konakları, su kanalları, hayvan barınakları, ağaçlandırma gibi işlerin yapılandırılmasında aktif olarak görev yaptı ve çalışmalarda bulundu.

İkinci dönem İl Genel Meclisi üyeliği sırasında da bir çok köyün içerisindeki yolların parke döşenmesi, sulama kanallarının açılması ve tarımla ilgili işlerinin halledilmesi için uğraşlar verdi. Yine bu dönem içerisinde Bünyan Küçük Sanayi Sitesi'nin yapılması için  çok uğraş verdi. Bünyan ve çevresinde yetişen Girabolu ve bazı ürünlerin tescili, araştırılması, üretiminin artırılması ve sanayi ürünü (Girabolunun meyve suyu olarak üretilmesi) haline getirilmesi için gayretler gösterdi, bu konuda İl genel meclisine projeler sundu fakat bu çabalarına yeterli destek bulamadı. Bünyan'da Pankobirlik'in kurulması çok gayret verdi  ve bunda da başarılı oldu ve açılmasını sağladı.

Ali Tipi, İl Özel İdaresi'nin tüm imkanlarını yardımlarını kullanarak Bünyan'a ve çevre köylerine bir çok hizmetin ulaşmasına yardımcı oldu. Bünyan'ın Kayseri'ye yakın olması nedeniyle iç turizme yönelik olarak otel, spor sahası, dinlenme ve eğlence tesislerinin, mesire alanlarının belediye öncülüğünde yapılması içi de planları olan Tipi, İl Genel Meclisi üyeliğinin sona ermesi nedeniyle bu planlarını gerçekleştirememiş olmanın üzüntüsünü yaşamaktadır. Ayrıca bu topraklar uğruna şehit olan atalarına, bayrağına, kendisinin yetiştirilmesine ortam sağlayan Türkiye Cumhuriyetine karşı hizmet yaptığı duygusu ile onur duyan Ali Tipi, yaptığı hizmetlerden dolayı bir çok ödül almıştır.

Şu an tarım aletleri ticareti ile uğraşan Ali Tipi üç oğlan iki kız babasıdır. Çocukları Osman, Fatma, Bilge, Selçuk ve Gülnigar'dır.

Hasan Yüksel  

15 Aralık 2017 Cuma

HACI DEMİRCAN ( 1949 - )


1949 yılında şoför Hacı Bekir ve Şükriye hanımın altı çocuğundan üçüncüsü olarak Bünyan'ın Cami-i Cedit mahallesinde dünya ya geldi. Doğduğu tarihte babası askerlik görevini yaptığı için nüfusa kaydettirilememiştir. Doğduktan iki yıl sonra, babası askerden dönünce resmi olarak nüfusa kaydettirildiğinden  resmi doğum tarihi 1951 yılı olarak gözükmektedir. İlk okula 1957 yılında  Çağlayan İlkokulu'nda başladı. 1962 yılında buradan mezun oldu.  İlkokuldan sonra başka bir okula devam etmedi.

İlkokuldan hemen sonra Hasan Özkul'un yanına berber çırağı olarak verildi.  1969 yılına kadar berber çıraklığını Bünyan'da sürdüren Demircan , bu tarihten sonra  görevini İstanbul'da Kadın berberi olarak devam ettirdi ve mesleğinin bütün detaylarını burada daha iyi öğrendi. 1971 yılında Askerlik görevini yapmak üzere Balıkesir Ordonatım Okuluna teslim oldu.  Askerliğini tamamladıktan sonra memleketi Bünyan'a dönerek burada kendi dükkanını açtı. 1973 yılında Zabıta Altun'un kızı Nihayet hanım ile evlendi.

Demircan  1974 yılında yeni arayışlar içerisine girdi ve  Turist olarak Hollanda'ya gitti. Altı ay burada kaldıktan sonra oturum alamadığı için Türkiye'ye dönüş yapmak zorunda kaldı. Hollanda'da kaldığı bu süre içerisinde mesleği ile ilgili araştırmalar yaptı. Hollanda'ya giderken kapatmadığı işinin başına yeniden  geçti ve işini kaldığı yerden devam ettirdi. 1989 yılında Bünyan Milli Eğitim Müdürlüğü Çıraklık Eğitim Merkezinde Usta Eğitici olarak görevlendirildi. 7 yıl boyunca Kadın ve Erkek kuaförlüğü konularında dersler verdi. 1995 yılında emekli oldu. 2000 yılında da mesleğini bıraktı. 2004 yılı mahalli seçimlerinde Dervişağa  Mahallesi'nden muhtarlığa adaylığını koydu ve kazanarak görevine başladı.

Şu an üçüncü dönem muhtarlığını devam ettiren Demircan Bünyan'ın en aktif muhtarlarından biri olup mahallesi için elinden gelen her türlü gayreti gösterip çalışmalarını sürdürmektedir. Sadece mahallesi içi değil Bünyan içerisinde yardıma muhtaç olan herkese el uzatmaya çalışmaktadır. Muhtarlıkta topladığı her türlü ev eşyası ve giyim kuşamı elinden geldiği kadar muhtaçlara ulaştırmaktadır. 

Hacı Demircan  iki  oğlan, bir kız olmak üzere üç çocuk sahibi olup aynı zamanda çocuklarından yedi torunu vardır. Çocukları Veysel, Hakan ve Şükriye'dir. 

Hasan Yüksel

7 Aralık 2017 Perşembe

NURETTİN ŞİMŞEK


Arkeoloji Müzesi Müdürünün duvarında asılı duran bir tablo beni görür görmez etkiledi.Tablonun ana teması “Döner Kümbet”ti. Resmin sağ alt köşesinde Nurettin Şimşek ismi ve 1961 tarihi vardı. Zaman olarak çok uzun olmasa da yoğun bir biçimde araştırma yapmama karşılık maalesef Nurettin Şimşek adlı bir ressam bulamamıştım.

Mehmet Çayırdağ hocamın da bu resmi görmesi gerektiğini düşündüm. Hemen telefonuma sarıldım ve hocamı aradım. Kendisine acil belediyeye gelmesi gerektiğini ve ona bir sürprizimin olduğunu söyledim. Sağ olsun beni kırmadı ve o gün ilk fırsatta yanıma geldi. Resmi ilk gösterdiğimde beklediğim tepki şuydu:
Aaaaa!! Çok güzel resim, kim yapmış, ne zaman yapılmış acaba, nerden buldun? vb… Ama hocamın
sadece ilk tepkisini tutturabilmişim: Aaaaa!! Diğer tepkileri ise şöyle oldu: Bu resmin sende ne işi var? Almayı nasıl başardın? Ne zaman aldın? Ben çok şaşırdım. Bir de unutmuşum Çayırdağ hocamın müze müdürlüğü yaptığını! Hocamın müze müdürlüğü döneminde de duvarında asılıymış bu resim.

Ben hocama, Yusuf hocamın da gazıyla bu resmin hikâyesini yazacağımı söyledim ancak kim bu Nurettin Şimşek, bir türlü adamı bulamadık deyince, hocam; “Kayseri Lisesinde bizden bir sınıf üstteydi, 1961 yılında da 2. sınıfta olması lazımdı” dedi. Bir anda kendimi hazine bulmuş gibi hissettim. Hemen ardı ardına sorular sormaya başladım hocama. Hocam bana aslında Abdurrahman Akgün adında bir resim hocasının Nurettin Şimşek ve Mehmet Benli’yi keşfettiğini ve bir yıl gibi kısa bir süre eğitimin ardından bu
resmi yapmış olduğunu söyleyince, aslında esas hikâyenin şimdi başladığını fark ettim. Kayseri Lisesinde çok yetenekli bir resim hocasından bahsetti. Adı Abdurrahman Akgün imiş ve rahmetli olmuş. Bu hoca, 1. sınıf öğrencilerine ilk dersinde masa üstündeki bir nesneyi  çizdirir, yetenekli öğrencileri seçer ve onlarla mezun olana kadar özel olarak ilgilenirmiş. Çayırdağ hocam kendilerinden bir sınıf üstte olan Nurettin Şimşek ve Mehmet Benli’yi bu şekilde seçtiğini, onlara Kayseri Lisesi içerisinde özel bir oda tahsis edildiğini, malzemelerinin de okul tarafından karşılanarak eğitildiğini anlattı. Ayda bir okul panosunda ve okulun karşısında yer alan kilise binasında resimlerinin sergilendiğini belirtti.

Çayırdağ hocam bana kocaman bir kapı açtı” bir kapı açtı. Kayseri Liseli olarak bende de bulunan 3 ciltlik
100. Yıl Şeref Belgesi’ni açtım. Birinci cildinde ilk önce Abdurrahman Akgün hocanın resmini ve ardından Nurettin Şimşek’in kaydını buldum. Hemen fotoğraflarını çektim. Abdurrahman Akgün hoca Efkereliymiş. Nurettin Şimşek’in kaydında ise 1942 Bünyan doğumlu olduğu ve baba adının Ali olduğu yazıyordu.

Akşam olmuştu ve ben sabahı zor ettim. Sabah ilk işim Bünyan’daki arkadaşlarımı aramak oldu. Nüfus
müdürlüğüne yönlendirdim. Nüfus müdürlüğündeki arkadaşlar şahsın sağ olduğunu, Kayseri’de yaşamadığını ancak daha fazla bilgi veremeyeceklerini söylemişler. Ben de en yakındaki nüfus müdürlüğüne gittim. Bana da bilgi verilemeyeceğini ancak resmi yazı getirirsek alabileceğimizi belirttiler. Yazıyı hemen yazıp elden takibini sağladım. Gelen bilgide Antalya’nın merkezinde açık adresi verilmemiş bir mahallede yaşadığı belirtiliyordu. Telefon numarası da vardı.Hemen telefona sarıldım ama maalesef telefon numarası düşmüyordu. Yine akşam olmuştu ve ben yine sabahı zor etmiştim.

Sabah olur olmaz hemen Google Maps’ten adresi girdim. Muhtarlık binası, Nurettin Şim - şek’in evine yaklaşık 150 metre uzaklıktaydı. İlk önce mahalle muhtarını aradım. Muhtar, şahsı tanımadığını ifade etti. Israrla kendisine ulaş - masını rica etsem de beni geçiştiren cümlelerle tele - fonu kapattı. Ardından yine Google Maps’te Nurettin Şim - şek’in evine 50 metre mesafede bir apart otel buldum. Oteli aradım ve durumu anlattım. “Tabi yardımcı olalım seve seve” dediler ama onlar da maalesef beni geçiştirmişlerdi. Ben atlayıp Antalya’ya gitmenin planlarını yapmaya başlarken hem Antalya’da hem Kayseri’de restorasyon işleri yapan bir arkadaşım aklıma geldi. Öğle saatleri olmuştu ve hemen onu aradım. Durumu anlattım ve adrese çabucak birini yollamasını istedim.
“Tamam abi” dedi. Akşam beş gibi bir daha arayınca arkadaşının yoğunluktan o işi unuttuğunu söyledi. Ben de şimdi gidip bulsun deyince, bana tekrar “tamam abi” dedi. Saat 7 gibi telefon geldi arkadaşımdan. Gönderdiği kişi evi bulmuş, zili çalmış ama açan yokmuş. Ben de “adamı bulmadan oradan dönmesin” dedim.

O kadar yaklaşmıştık ki!

Nihayet beni bu sefer görevlendirdiği arkadaşı aradı ve “Nurettin Amcanın yanındayız, telefonu ona veriyorum” dedi. Nurettin amca, tanımadığı için kapıyı açmamış, bina yöneticisinden yardım istemişler, o kapıyı çalınca açmış! Çocuk gibi sevindiğimi, bağıra bağıra konuştuğumu hatırlıyorum. Hayatına dair bir sürü şey sordum (Daha sonraki sohbetlerimizde de tekrar tekrar sordum aynı soruları her detayı öğreneyim diye). Hemen cep telefonunu aldım. Bana ramazandan üç-dört gün önce Kayseri’ye kardeşinin yanına geleceğini, Haziran ayının yedisine kadar orada olacağını ve bana uğrayacağını söyledi.

Telefonu ağzım ayrık bir vaziyette kapattıktan sonra hemen Çayırdağ hocamı arayıp müjdeyi verdim. O da şehir dışındaymış ve o da çok sevindi. “Görüştür bizi” dedi. Bu arada hanım bana garip garip bakıyordu. Biraz sakin olmamı söyledi. Yaklaşık on gün sonra Çayırdağ hocam Kayseri’ye döndüğü sabah eve gitmeden direkt yanıma geldi ve hemen telefonla görüştürdüm. Çok mutlu oldu hocam. Uzun uzun konuştular. Hocam hemen yaşadıklarını öğrenmeye çalıştı. Mehmet Benli ortak arkadaşlarıydı. Görüşüp görüşmediklerini sordu. Liseden sonra görüşmemişler.

Ramazana birkaç gün kala odama kır saçlı, yaşlı ama diri bir bey geldi. Nurettin Şimşek olduğunu söyledi. Hemen içeri aldım. Nereden başlayacağımı bilemedim. Benim ona ulaşma hikâyemi mi anlatsam yoksa hemen onun hikâyesine mi geçsek derken kendimizi tablosunun önünde bulduk. Hal hatırdan sonra şu ana kadar size detaylı olarak yazdığım hikâyeyi ona kısaca anlattım ve hemen ardı ardına sorular sormaya başladım.

Buraya kadar yazdıklarım benim hikâyemdi. Bundan sonrası sadece onun sanat hikâyesi. Ama yukarıdaki gibi lüzumsuz ve uzun bir hikâye beklemeyin. Çünkü uzun uzun detaylar vermeden genel ifadelerle konuştu hep. Çok sağduyulu, keşkelerini bastırmamış ama kendini yaralamasına da izin vermemiş. Kaderin ona yaşattıklarını da büyük bir olgunlukla kabul etmiş.
ıı”
İlkokula Bünyan’da başlamış. Resme yeteneği keşfedilmemiş. OrtaokuldaKayseri Lisesi’nin arkasında taş bir okulda okumuş. Orada da resme yeteneği keşfedilmemiş. Kayseri Lisesi’ne gelince Abdurrahman Akgün hoca yetenek testinde Mehmet Benli ile beraber ikisini keşfetmiş. Mehmet Çayırdağ’dan biraz daha farklı anlatıyor Abdurrahman hocayı. Nurettin Şimşek potansiyelini, yaptıklarını ve yapacaklarını bilerek, şu anki mevcut birikimiyle değerlendiriyor hocasını. Kendisi üzerinde emeğinin olduğunu, genel çizim tekniği, malzeme ve çalışma ortamı konularında yardımcı olduğunu kabul ediyor. Ancak iyi bir ressam olmak için bunun yeterli olmadığını, usta çırak ilişkisi ile ressamlığın öğrenilebileceğini
savunuyor. Haklı da! 

Lise hayatı boyunca onlarca resim yapmış. Hemen hemen hepsini öğretmenleri cüzi paralara satın almış.
Tabloları okul panolarında ve sergi salonlarında sergilenmiş. Şöyle de bir anısını anlattı; “Erciyes Dağı” konulu bir tablo yapmış. Dönemin belediye başkanı Mehmet Özateş çok beğenmiş ve bu resmi alıp belediyeye asalım demiş. 500 lira para vereceklermiş. Serginin bittiği akşam resmi alıp eve götürmüş. Sabah belediyeye götürüp parasını alacakmış ama gecesinde darbe olmuş. Resim elinde kalmış. Okulda ise Adnan Menderes’e Kayseri’ye geleceği zaman hediye edilmesi için yapılmış bir portresi ve Ziya Gökalp, Namık Kemal ve Atatürk’ün beraber yer aldığı bir tablosu varmış. Darbe olunca hocaları kimse görmeden bu tabloları yakmışlar. Erciyes resmi hala sizde mi diye sorduğumda; bir doktorun annesini tedavi için
eve geldiğini, annesinin borcumuz ne kadar diye sorduğunda, “para falan istemem, sadece şu Erciyes resmini bana verin” deyip resmi kendisinden habersiz olarak götürdüğünü anlattı. Bu arada resmi alan doktor rahmetli Miraaddin Gülşen.

Nurettin abimize sordum; Döner Kümbet resminin hikâyesi? Bir gün mahallede bir çocuk Döner Kümbet'in resmini yapmış. Nurettin abimiz de görmüş ve “ben de yaparım” demiş. Sonra bu resmin kartpostalını bulmuş ve okula gitmiş. Abdurrahman Hoca o gün de çok kaliteli boyalar getirmiş ve o boyalarla bu resmi yapmış. Şunu da söylüyor, “biz çok kalitesiz boyalar kullandık resimlerimizde. Bu kümbetteki boyalar ise kaliteliydi. Eğer diğerinden kullansaydık oksidasyondan simsiyah olurdu” dedi. Daha sonra bu resmi dönemin Arkeoloji Müze Müdürü Ressam Halit Doral satın almış. Böyle bodoslama hemen sanat hikâyesine daldım değil mi? Soran oldu mu bilmiyorum tablosunun karşısına yıllar sonra geçtiğinde ne hissettiğini? Anlatacağım ama az daha sabır.

Lise bittikten sonra güzel sanatlarda okumaya cesaret edememiş parasızlıktan. Burslu bölümler aramış. En sonunda Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi’ne gitmiş. (Bu arada yeteneğine yazık etmiş, harcamış kendini gibi yorumları sizin duygularınıza havale diyorum. Ben yorum yapmayacağım). Öğrenciliği boyunca da hiç resim yapmamış. Okulu bitirdikten sonra yüksek ihtisas yapmak için yurtdışına gitmeye karar vermiş. 1970’lerin başında Almanya’ya gitmiş. İlk önce Passau kentine yerleşmiş. Daha sonra Almanca öğrenebilmek için Essen civarında bulunan “Goethe Institut”e başlamış. Ardından da ikinci yılında Berlin’de dünyanın en önemli el yapımı porselen fabrikasına ressam arandığına dair bir gazete ilanı görmüş. Hemen başvurmuş ve “Königliche Porzellan Manufaktur”da işe alınmış. 3 yıl sadece eğitim almış. Yüzlerce tabağa çok ince detaylara sahip çiçek resimleri çizmiş tam 10 yıl boyunca.

Kendi ifadesiyle; en verimli çağının başındayken bir gün yine boyamak için eline bir tası aldığında tasın üzerinde bir kıl görmüş. Eliyle kılı temizlemeye çalışmış ama kıl bir türlü gitmiyormuş. Daha sonra aslında kıl olmadığını, sol gözünde bir problem olduğunu anlamış ve doktora gitmiş. Aşırı göz yorgunluğuna bağlı göz tansiyonu teşhisi konulmuş. Damla tedavisine başlanmış ancak bu uygulama problemin daha da artmasına sebep olmuş. Doktorlar ameliyata karar vermişler (Nurettin Şimşek burada ameliyat yapılan hastaneyle ilgili olarak mezbaha benzetmesi yaptı). Ameliyat sonrasında sol gözünü kaybetmiş. Sağ gözüyle de birkaç yıl çalışabilmiş ve daha sonra sağ gözü de aşırı yorgunluktan bozulma göstermiş. Ardından Türkiye’ye, kardeşlerinin olduğu Antalya’ya dönmeye karar vermiş 1996 yılında. Türkiye’ye döndüğünde ne kadar da Almanya’dan malzeme getirmiş olsa da resim yapamamış gözleri sebebiyle.

İşte Nurettin Şimşek o gözlerle baktı yaptığı tablosuna. Hiçbir detayı göremiyordu ama neşeliydi, mutluydu, hüzünlü görünmedi hiç. Tablonun konservasyonunu tamamlamış ve resme çok yakışan bir çerçeve taktırmıştım. Her şey tamamdı artık. Ardından Ramazan’ın son haftasında Melikgazi Belediyesi’nde Nurettin Şimşek ve Mehmet Çayırdağ’ı bir araya getirdik. Kayseri tarihinin duayeni Mehmet Çayırdağ’ın heyecanını canlı görmenizi isterdim. Nurettin Şimşek’in ağzından çıkan her kelimeyi dikkatle dinledi. Onu açacak ve anlayacak ardı ardına sorular sordu. Hayatına dair bütün detaylar konuşuldu. Tabi bütün bu konuşmaların unutulmaması ve tarihe not olarak düşülmesi için Melikgazi Belediyesi Basın Yayın Müdürlüğü tarafından kayıt altına alındı.

Bizim amacımız, bu derece yetenekli ve potansiyeli yüksek bir kişiliğin Kayseri’nin yerel kimliğinde hak ettiği yeri alması. Bu örnek üzerinden böyle potansiyel sahibi gençlere sahip çıkılması ile ilgili görev artık kimin üzerine düşer ona da okuyucu karar versin. Mehmet Çayırdağ hocam ve bizden yani
Melikgazi Belediyesi Kentsel Tasarım Müdürlüğü’nden şimdilik bu kadar.
Son Söz: “Erciyes Dağı” tablosunun 

Gürcan Senem