16 Şubat 2013 Cumartesi
13 Şubat 2013 Çarşamba
KİMLER BURADA GÖRELİM
Çağlayan İlkokulu 1963, 5. Sınıf Fotoğraf Baki Özsoy'dan, Bünyan da bilinen şekli ile Sebzeci Bakı'dan Alınmıştır. Arka Sıradan Ön Sıraya Doğru: Ali Çelik, Sezayi Demircan, Gülverenli Öğretmen (Adı Bilinmiyor), Hayrullah Türkmen, Mehmet Mercimek, Ertuğrul Metin, Enver Erdil., Hacı Yayık, Hacı Kahya, Ahmet Yakut, Öğretmen Hakkı Uzungören (Kütahya Tavşanlı lı), Ali Vefa Everest, Ömer Akay, Nuri Akdağ (Kel Nuri-Baba Nuri), Mehmet Öztürk, Osman Elbaşı, Hamit Yıldırım, Baki Özcan (Sebzeci Bakı), Ön Sıra: Ahmet Civelek, Yavuz Turan, Veysel Gürel (Araboğlu), İhsan .....(Soyadı Bilinmiyor), Ahmet Sefa Tunçtan, Mustafa Erdoğan (Girvelili Öğretmen),Osman Alkan, Şinasi Koşca, Cihan Tiryaki, Cemal Çakmak, Muhittin Cepli
26 Ağustos 2009 Çarşamba
BÜNYAN VE AKKIŞLA’DA SOPA VE TAŞLA OYNANAN OYUNLAR
BÜNYAN VE AKKIŞLA’DA SOPA VE TAŞLA OYNANAN OYUNLAR
Hasan YÜKSEL – Saim DELİGÖZ
HÖL OYUNUi
Bu gün dünyanın bir çok yerinde oynanan Golf’un ve İngiltere at üzerinde sopa ile oynanan Polo oyununun çıkış kaynağı eski Türk oyunları olabilir. Bir çoğu Orta Asya ya uzanan oyunların bir kısmı günümüzde hala oynanmaya devam etmektedir. Akkışla yöresinde daha çok büyüklerin oynadığı Höl oyunu ile Bünyan’da büyüklerin ve çocukların oynadığı Lodak oyununun, bu gün yaygın şekilde oynanan Golf’un atası olduğunu düşünmek hiçte yanlış olmaz.
Akkışla ilçesi ile Gömürgen, Ganişeyh, Kululu köylerinde, yaylalarda koyunculukla uğraşan kişilerin oynadıkları bir oyundur. Müsabaka şeklinde oyunu iyi bile kişiler seçilerek, araya bir bahis konularak oynanır. Bahis, eskiden yaylalarda gezen çerçilerden alınan ceviz sucuğu, lokum, hanlıp (keçi boynuzu), leblebi-çerezine olur ve oyunun bitiminde muhabbetli bir şekilde yenilirdi.
Oyun şu şekilde oynanır: Taraflar, üçer veya beşer kişilik iki takım halinde, aralarında eşleşir. Gurupların ellerinde alt tarafları topuz şeklinde değnekleri ile "Höl" ismi verilen çok yuvarlak (yumurta büyüklüğünde), ağırlığı olan bir taş bulunur. Oyun alanı en az 20 - 10 m genişliğinde düz bir alandan oluşur. Taraflar kendi alanlarını belirledikten sonra, hölün gireceği genişlikte her oyuncunun kendisine ait höl yuvaları eşilir. Tüm bu hazırlıklar yapıldıktan sonra belirlenmiş olan taraflardan biri oyuna başlar. Herkes ortada bulunan hölü, rakip oyuncuların höl yuvasına sokmaya çalışır. Karşı tarafta hölü durdurarak yuvaya girmemesine uğraşır. Hölü rakibinin höl yuvasına sokan taraf bir puan alır.
Höl oyununun belli bir süresi yoktur. Ortaya belli bir sayı konulur. Bu sayıyı bulan taraf oyunu kazanır. Oyun beşer sayıyla iki devreli veya 20 sayıyla bir devreli olacak şekilde oynanır.
Oyun bazen ceza usulünde de oynanır. Oyunda yenilen tarafa o günkü işleri yapma cezası verilir. Bu cezalar; koyunun içme suyunu kuyudan çekmek veya koyunları sağmak şeklinde olur.
Bu gün oynanan bu oyunların bir çoğunun geçmiştede oynandığına inanıyoruz. Cinsiyet ayrımının hiçbir zaman yapılmadığı eski Türkler’de kadın hukuk bakımından erkekle eşitti. Çok eski devirlerde bile Türk kadınları, erkeklerle beraber futbol, golf, ve poloya benzer top oyunları oynuyorlardıii.
Günümüzde çok yaygın bir biçimde oynanan ve batının sahip çıktığı “Golf” oyununun benzeri sayılan bu oyun ve lodak oyunu ile Anadolu’da bu tarzda oynanan başka adlardaki oyunların geçmişi ve çıkış kaynağı hakkında uzun bir araştırma yapmak ilginç olacaktır.
LODAK OYUNU
Höl oyununa benzeyen fakat değişik bir şekilde oynanan bir oyuna, "lodak" ismiyle Bünyan ilçemiz de rastlıyoruz.
Oyunun oynanış şekli şu şekildediriii. Oyuna ismini veren yuvarlak, ağaç veya taştan yapılmış "Lodak" adı verilen bir taş ile her oyuncuya ait alt tarafı çengel şeklinde eğilmiş "çöngeli sopa" veya topuz şeklinde olan "topuzlu sopa" bulunur.
i Kaynak Kişi: Ali Yılmaz’dan derlenmiştir.
ii Necdet Sevinç, Eski Türkler’ de Kadın Ve Aile, İstanbul, 1987.
iii Seyit Burhanettin Akbaş, Bünyan ve Yöresi Halk Edebiyatı Folklor Ve Etnografyası, Kayseri,1994.
Hasan YÜKSEL – Saim DELİGÖZ
HÖL OYUNUi
Bu gün dünyanın bir çok yerinde oynanan Golf’un ve İngiltere at üzerinde sopa ile oynanan Polo oyununun çıkış kaynağı eski Türk oyunları olabilir. Bir çoğu Orta Asya ya uzanan oyunların bir kısmı günümüzde hala oynanmaya devam etmektedir. Akkışla yöresinde daha çok büyüklerin oynadığı Höl oyunu ile Bünyan’da büyüklerin ve çocukların oynadığı Lodak oyununun, bu gün yaygın şekilde oynanan Golf’un atası olduğunu düşünmek hiçte yanlış olmaz.
Akkışla ilçesi ile Gömürgen, Ganişeyh, Kululu köylerinde, yaylalarda koyunculukla uğraşan kişilerin oynadıkları bir oyundur. Müsabaka şeklinde oyunu iyi bile kişiler seçilerek, araya bir bahis konularak oynanır. Bahis, eskiden yaylalarda gezen çerçilerden alınan ceviz sucuğu, lokum, hanlıp (keçi boynuzu), leblebi-çerezine olur ve oyunun bitiminde muhabbetli bir şekilde yenilirdi.
Oyun şu şekilde oynanır: Taraflar, üçer veya beşer kişilik iki takım halinde, aralarında eşleşir. Gurupların ellerinde alt tarafları topuz şeklinde değnekleri ile "Höl" ismi verilen çok yuvarlak (yumurta büyüklüğünde), ağırlığı olan bir taş bulunur. Oyun alanı en az 20 - 10 m genişliğinde düz bir alandan oluşur. Taraflar kendi alanlarını belirledikten sonra, hölün gireceği genişlikte her oyuncunun kendisine ait höl yuvaları eşilir. Tüm bu hazırlıklar yapıldıktan sonra belirlenmiş olan taraflardan biri oyuna başlar. Herkes ortada bulunan hölü, rakip oyuncuların höl yuvasına sokmaya çalışır. Karşı tarafta hölü durdurarak yuvaya girmemesine uğraşır. Hölü rakibinin höl yuvasına sokan taraf bir puan alır.
Höl oyununun belli bir süresi yoktur. Ortaya belli bir sayı konulur. Bu sayıyı bulan taraf oyunu kazanır. Oyun beşer sayıyla iki devreli veya 20 sayıyla bir devreli olacak şekilde oynanır.
Oyun bazen ceza usulünde de oynanır. Oyunda yenilen tarafa o günkü işleri yapma cezası verilir. Bu cezalar; koyunun içme suyunu kuyudan çekmek veya koyunları sağmak şeklinde olur.
Bu gün oynanan bu oyunların bir çoğunun geçmiştede oynandığına inanıyoruz. Cinsiyet ayrımının hiçbir zaman yapılmadığı eski Türkler’de kadın hukuk bakımından erkekle eşitti. Çok eski devirlerde bile Türk kadınları, erkeklerle beraber futbol, golf, ve poloya benzer top oyunları oynuyorlardıii.
Günümüzde çok yaygın bir biçimde oynanan ve batının sahip çıktığı “Golf” oyununun benzeri sayılan bu oyun ve lodak oyunu ile Anadolu’da bu tarzda oynanan başka adlardaki oyunların geçmişi ve çıkış kaynağı hakkında uzun bir araştırma yapmak ilginç olacaktır.
LODAK OYUNU
Höl oyununa benzeyen fakat değişik bir şekilde oynanan bir oyuna, "lodak" ismiyle Bünyan ilçemiz de rastlıyoruz.
Oyunun oynanış şekli şu şekildediriii. Oyuna ismini veren yuvarlak, ağaç veya taştan yapılmış "Lodak" adı verilen bir taş ile her oyuncuya ait alt tarafı çengel şeklinde eğilmiş "çöngeli sopa" veya topuz şeklinde olan "topuzlu sopa" bulunur.
i Kaynak Kişi: Ali Yılmaz’dan derlenmiştir.
ii Necdet Sevinç, Eski Türkler’ de Kadın Ve Aile, İstanbul, 1987.
iii Seyit Burhanettin Akbaş, Bünyan ve Yöresi Halk Edebiyatı Folklor Ve Etnografyası, Kayseri,1994.
SÖZLERİN

Her gün sevdiğini söylerken bana
Bilmiyorum şimdi, ne yaptım sana
Yürek yarasından dökülen kana
Dikenli de olsa taçtı sözlerin
Yoluna serdiğim, gonca gülleri
Unuttun yalvarıp, döktün dilleri
Hasretle kavuşmuş, olan elleri
Koparıp yalanlar, saçtı sözlerin
Yalanı söyleyen, dilini dilsem
Sevdamız yalanmış, geçmişi silsem
Sana karşı suç mu işledim bilsem
Doğru söylemekten kaçtı sözlerin.
Yüksel ilaç sanıp adın heceler
Sayıklamışım boş yere geceler
Aldanmışım meğer sana niceler
Sinemde yaralar açtı sözlerin
Hasan Yüksel
Hasan Yüksel
23 Ekim 2007 Salı
DEVELİOĞLU
HASAN YÜKSEL
Anadolu da yaşayıp kaderi aynı olan yüzlerce genç kızdan biridir o. Onun adı Fatma’dır, Ayşe’ dir, Asiye’ dir, Kezban’dır, Hatice’dir, Sevgi,dir…. Küçük yaşta babasının, anasının kara gözlü ceylanıdır. Ama yaşı ilerlediği zaman babasının inadına gururuna kurban olmuştur. Yüzlerce genç kıza kıyıldığı gibi gelenekler görenekler uğruna, bazı söz vermelere kurban gitmiştir o.
Afşarlar’ın Bakırdağı ve Erciyes’e yaylaya çıktıkları bir dönemde, genç kızın babasının iş yaptığı, samimi arkadaşı olan bir Develi Beyi, onu daha körpe iken oğluna istemiştir. Genç kız olduğu zaman onu oğluna alacaktır. Babası da Develi Beyini kıramamıştır “tamam” deyip söz vermiştir. Öyle ya Develi Beyinin oğlundan daha iyisini mi bulacak. Karşısında koskoca bir bey var, hali vakti yerinde, eşrafı geniş. Oğlu da onun gibi bey olacaktır diye düşünür. Çocuklara hiç danışılmaz ve iki bey, birbiri arasında onların geleceklerini planlamışlardır.
Aradan yıllar geçer, artık iki çocuk büyümüş evlilik çağına gelmişlerdir. Develi Beyi, Pınarbaşılı arkadaşından verdiği sözünü tutmasını ister. Genç kızın gönlü alınmadan kız Develi beyinin oğluna verilir.
Develioğlunun inadı
Keklik gafese dünedi
Vermen beni Develiye
El âlem sizi gınadı
Gelenekler görenekler yerine getirilir, düğün dernek kurulur, iki genç birbiriyle evlendirilir. Gelin o zamanın en iyi ulaşım aracı olan atlarla Develiye götürülür. Fakat o zamana göre gurbet sayılan Develi, genç kız için ailesinden uzak, zor günlerin başlayacağı bir diyar olmuştur. Öyle ki bu uzak diyara düşmektense emmilerinin oğullarına bile varmayı dilemiştir
Baba gızın çok muydu
Bir gız sana yük müydü
Gırılası emmilerim
Heç oğlunuz yok muydu
Gelin olduktan sonra onun için hayatın gerçek acıları başlamış, etrafında derdini anlatacak, sırdaşı olacak, gerektiğinde ona yardım edecek bir kimse dahi bulamayacak, tüm bu acılarını babasına ve ailesine sitem ederek ağıda dökecektir.
Atım gedikten aşmıyor
Fistanım dar gavuşmuyor
Vermen beni Develiye
Gurbet bana yakışmıyor
Bir genç kızın dramını anlatan bu ağıt Avşarlar arasında yıllardır dilden dile yaygın olarak söylenerek günümüze kadar gelmiştir. Bu ağıt günümüzde genç kızların dillerinden düşmeyen kına gecelerinin vazgeçilmez bir türküsü olmuştur. Özellikle gelin kızları ağlatmak için çok söylenmiştir. Her söyleyen bu ağıtta kendinden bir şeyler bulmuş, kendinden bir şeyler katmıştır bu ağıta. Dillerde söz gözlerde yaş olmuştur. Bir genç kızın çilesi ile başlamış birçok genç kızın çilesi de bu ağıta ortak olmuştur. [1]
Yeldirir kır at yeldirir
Yelesini yel kaldırır
Vermen beni Develiye
Gaynana gelin öldürür
Günümüz Kayseri yöresi halk oyunları içerisinde de rastladığımız Develioğlu, hikâyesinden de anlaşılabileceği gibi, aslında bir ağıttır. Develioğlu, Adana yöresinde olduğu gibi Kayseri yöresinde de oyunlaştırılarak zamanla halk oyunları içerisinde yerini almıştır. Adana yöresinde de halk oyunu olarak oynanan bu ağıt hakkında Halil Atılgan şu açıklamayı yapmıştır."Baba kızın çok muydu / Bir kız sana yük müydü diye başlayan Çukurova'nın meşhur gelin ağlatma türküsü de halk oyunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu gelin ağlatma havasının da oyunu yoktur. Gelin ağlatırken söylenen bir türküdür. Ne yazık ki bu da türkülü bir oyun olmuş, Adana halk oyunları arasında yerini almıştır."[2]
Don yuduğum yastı taşlar
Eriştiğim gaba ardıçlar
İşte geldim gidiyorum
Savuşturun eşim gızlar
Samenim geldi duruyor
Her hal kına yakıcılar
Gayrı umudum kesildi
Her hal beni vericiler
Develer geldi düzüldü
Çehizimi sarıcılar
Gayrı umudum kesildi (üzüldü)
Her hal beni vericiler
Atım küçük dağdan aşmaz
Fistanım dardır kavuşmaz
Vermen beni Develiye
Bize gurbetlik yakışmaz
Develioğlu geldi geçti
Kayseri'ye dükkan açtı
Vermen beni Develiye
Güzelin iyisin seçti
Bindirirler cansız (Arap ata) ata
Götürürler tuta tuta
Savuşturun eşim gızlar
Yedioluktan daha öte
Devecinin yükü şeker
Pazardan pazara çeker
Vermen beni Develiye
Üç oğlun üçü de bekar
Develeri geldi düzüldü
Dizimin bağı çezüldü
Ellehelem vericiler
Anamın benzi bozuldu
Elimi yuduğum arklar
Belimi verdiğim dutlar
İşte goydum gidiyorum
Silip süpürdüğüm yurtlar
Develeri yüce yüce
Deveyi yüklettiler gece
Vermen beni Develiye
Emmim oğlu İshak Hoca
Develinin bayırına
At örkledim çayırına
Vermen beni Develiye
Babanızın hayırına
Çatması çatal üleşli
Üç ocağı dokuz daşlı
Vermen beni Develiye
Yedi emmim var emir başlı
[1] Kaynak Kişiler, Hatice Korkmaz,
Hacı Korkmaz,
Ayşe Teke,
Mesudiye Öztaş’ tan derlenmiştir.[2] Halil Atılgan, “Halk Oyunlarının Sahada Derlenmesinde Müzik Ve Usûl Yönünden Karşılaşılan Problemler”, Türk Halk Oyunlarının Sahada Derlenmesinde Karşılaşılan Problemler Sempozyumu. T.C.Kültür Bakanlığı, Ankara, 2000.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



