Saim Deligöz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Saim Deligöz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Mart 2017 Cumartesi

KAYSERİ'DE UDU (ÇÖMÇE GELİN) GELENEĞİ


(Fotoğraflar Bünyan'da Çekilmiştir)
ÇÖMÇE GELİN (GODİ-UDU) GELENEĞİ: Yurdumuzun bir çok yöresinde kuaraklık olduğu zamanlarda çocukların ortaya çıkartıkları oyundur. Oyun bolluk ve bereketi simgeler ve daha çok yağmur duası ile bağlantılıdır. Yöremizde daha çok, yağmurun çokca yağmasının istendiği zamanlarda 8-10 çocuk bir araya gelerek özellikle bahar aylarında bu oyunu çıkartırlar. Çocuklar ellerine aldıkları bir uzun bir çubuk veyâ çömçenin ortasından bir sopa bağlayârak kollarını oluştururlar. Bunun da üzerine buldukları eskimiş çocuk elbiselerinden veyâ kumaş parçalarından bir elbise giydirirler. Daha sonra hazırladıkları bu bebek ile kasaba veyâ köy yerlerinde; çeşitli türküler eşliğinde kapı kapı dolaşarak yağ bulgur, pekmez, un, yumurta, nohut gibi yiyecekler toplarlar. Uğradıkları evlerin sahipleri de bir tas su hazırlayarak yiyecek toplayan bu çocukların üzerine bu suyu dökerek onları ıslatırlar. Çocuklar da bu sayede oldukça eğlenirler. Çocuklar topladıkları bu yiyecekleri ya köy bakkalına satarlar, veyâ bir araya toplanarak topladıkları bu yiyecekler ile daha önceden kararlaştırılan bir evde yemek pişirilir ve afiyetle yerler.
Pınarbaşı ve köylerinde Godi veya çömçeli gelin adı verilen oyunda, çocuklar ev ev dolaşırken aşağıdaki tekerlemeleri veya bunlara benzer tekerlemeleri söyleyerek dolaşırlar.

Çömçeli gelin çam ister
Bir kaşıkçık yağ ister
Yağ olmazsa bal olsun
Ablası sağ olsun.

Veyâ
Godi godi gördün mü?
Godiye selâm verdin mi?
Godi sizden ne ister
Allah’tan yağmur ister
Yağsın yağsın sel olsun
Sel olmazsa göl olsun
Vermeyenin bir topal kızı olsun
O da damdan düşsün ölsün
Verenin bir oğlu olsun

Bünyan’da, süpürge veya ağaç sopalar ile yapılan çömçeli geline “Udu” adı verilir. Udu adıyla çıkartılan bu oyunda çocuklar ev ev dolaşırken aşağıdaki tekerlemeyi söylerler. Tekerleme söyleyerek vardıkları evlerde ise, önce Udu’nun başına bir tas su dökülür, daha sonra ise çocuklara bulgur, yağ gibi yiyecekler verilir. Udu’ya Bünyan’ın bazı köylerinde godi adı da verilir (Taçın Köyü gibi).

Udu udu gördün mü
Uduya selâm verdin mi?
Udu burdan geçerken
Bir kaşık yağ verdin mi?

Ev ev dolaşarak bulgur, yağ gibi yiyecekleri toplayan çocuklar bir yerde toplanarak büyüklerinin de yârdımıyla pilav pişirirler. Pilav yendikten sonrada çocuklar hep birlikte şu tekerlemeyi söylerler.

Udu udu
Karnı doydu
Kabını yudu
Tereğine kodu

Ahmet Caferoğlu’nun Develi yöresinde Cemal Pakne’den derlediği yağmur duası da şu şekildedir.

Yağmur yağmur yaş isder
Goş goyun gurban isder
A goyun etlik
Gara goyun sütlük
Ver Allahım ver
Sicim gimi yağmur

(* Hasan Yüksel, Saim Deligöz, Bilgehan Deligöz. Kayseri, Halk Oyunları, Giyim - Kuşam, Köy Seyirlik Oyunları Kitabından Alınmıştır.) 






29 Mayıs 2016 Pazar

SAİM DELİGÖZ


1951 yılında Kayseri ili Pınarbaşı ilçesi Gültepe Köyünde doğdu. İlk okulu köyünde okudu.
1969-1970 Eğitim -Öğretim yılında Pazarören Mimarsinan İlköğretmen Okulu’ndan mezun oldu.
Öğretmenlik mesleği içinde uzun yıllar idareciliklerde bulundu.
1990 yılında Kayseri Melikgazi Halk Eğitimi Merkezine müdür yardımcısı olarak atandı. Bu görevinde uzun yıllar müdür baş yardımcılığı görevini yürüttü.
Öğrencilik yıllarında şiir yazmaya başladı.Şiirlerini Kayseri Ülker Gazetesinde yayınladı.1975 yılında Türk halk oyunları üzerinde araştırmalara başladı.
1995-1996 yıllarında Kayseri Başak TV. de Folkrumuzun İçinden adlı bir belgesel  programımın yapımcılığını yaptı. Araştırmalarını dergi ve gazetelerde yayınladı.
Araştırmalarını Hasan Yüksel ve Rahmetli oğlu Bilgehan Deligöz’le berber KAYSERİ HALK OYUNLARI KÖY SEYİRLİK OYUNLARI, GİYİM KUŞAM adlı eserle ölümsüzleştirdiler. Aksiyon dergisinden Ülkü Akagündüz le Avşar Ağıtları üzerinde kısa bir çalışma yürüttü.
Kayseri Büyükşehir Belediyesi Ansiklopedisi ve 80 İlde Kültür ve Şehir Kayseri adlı kitapta yazıları yayımlandı.
2007-2008yılı AVŞAR ELLERİ adlı bilimsel derginin Genel Yayın Yönetmenliğini yaptı.Türk kültürüne gönül veren Saim Deligöz Türk Folkloru üzerinde araştırmalarına devam etmektedir. Resim ve güzel yazı (hat) yazmayı seven. Bağlama ve mandolin çalmayı çok sevmesi yanında avcılığını da ihmal etmemiştir.Uzman bir arıcı olan Saim Deligöz zaman zaman  arıcılık kursları da vererek Türk ekonomisine katkıda bulunmaktadır.
Evli ve 4 çocu babası olan Saim DELİGÖZ’ün1998 yılına “SAHRADA BİR GONCA AÇTI” adlı basılı bir  şiir kitabı bulunmaktadır.

16 Ekim 2015 Cuma

BÜNYAN'DA UDU GELENEĞİ




BÜNYANDA UDU GELENEĞİ:

(Fotoğraflar Bünyan'da Çekilmiştir)


ÇÖMÇE GELİN (GODİ-UDU) GELENEĞİ: Yurdumuzun bir çok yöresinde kuaraklık olduğu zamanlarda çocukların ortaya çıkartıkları oyundur. Oyun bolluk ve bereketi simgeler ve daha çok yağmur duası ile bağlantılıdır. Yöremizde daha çok, yağmurun çokca yağmasının istendiği zamanlarda 8-10 çocuk bir araya gelerek özellikle bahar aylarında bu oyunu çıkartırlar. Çocuklar ellerine aldıkları bir uzun bir çubuk veyâ çömçenin ortasından bir sopa bağlayârak kollarını oluştururlar. Bunun da üzerine buldukları eskimiş çocuk elbiselerinden veyâ kumaş parçalarından bir elbise giydirirler. Daha sonra hazırladıkları bu bebek ile kasaba veyâ köy yerlerinde; çeşitli türküler eşliğinde kapı kapı dolaşarak yağ bulgur, pekmez, un, yumurta, nohut gibi yiyecekler toplarlar. Uğradıkları evlerin sahipleri de bir tas su hazırlayarak yiyecek toplayan bu çocukların üzerine bu suyu dökerek onları ıslatırlar. Çocuklar da bu sayede oldukça eğlenirler. Çocuklar topladıkları bu yiyecekleri ya köy bakkalına satarlar, veyâ bir araya toplanarak topladıkları bu yiyecekler ile daha önceden kararlaştırılan bir evde yemek pişirilir ve afiyetle yerler.


Pınarbaşı ve köylerinde Godi veya çömçeli gelin adı verilen oyunda, çocuklar ev ev dolaşırken aşağıdaki tekerlemeleri veya bunlara benzer tekerlemeleri söyleyerek dolaşırlar.


Çömçeli gelin çam ister

Bir kaşıkçık yağ ister

Yağ olmazsa bal olsun

Ablası sağ olsun.


Veyâ

Godi godi gördün mü?

Godiye selâm verdin mi?

Godi sizden ne ister

Allah’tan yağmur ister


Yağsın yağsın sel olsun

Sel olmazsa göl olsun

Vermeyenin bir topal kızı olsun

O da damdan düşsün ölsün

Verenin bir oğlu olsun


Bünyan’da, süpürge veya ağaç sopalar ile yapılan çömçeli geline “Udu” adı verilir. Udu adıyla çıkartılan bu oyunda çocuklar ev ev dolaşırken aşağıdaki tekerlemeyi söylerler. Tekerleme söyleyerek vardıkları evlerde ise, önce Udu’nun başına bir tas su dökülür, daha sonra ise çocuklara bulgur, yağ gibi yiyecekler verilir. Udu’ya Bünyan’ın bazı köylerinde godi adı da verilir (Taçın Köyü gibi).


Udu udu gördün mü

Uduya selâm verdin mi?

Udu burdan geçerken

Bir kaşık yağ verdin mi?


Ev ev dolaşarak bulgur, yağ gibi yiyecekleri toplayan çocuklar bir yerde toplanarak büyüklerinin de yârdımıyla pilav pişirirler. Pilav yendikten sonrada çocuklar hep birlikte şu tekerlemeyi söylerler.


Udu udu

Karnı doydu

Kabını yudu

Tereğine kodu


Ahmet Caferoğlu’nun Develi yöresinde Cemal Pakne’den derlediği yağmur duası da şu şekildedir.


Yağmur yağmur yaş isder

Goş goyun gurban isder

A goyun etlik

Gara goyun sütlük

Ver Allahım ver

Sicim gimi yağmur

(* Hasan Yüksel, Saim Deligöz, Bilgehan Deligöz. Kayseri, Halk Oyunları, Giyim - Kuşam, Köy Seyirlik Oyunları Kitabından Alınmıştır.)




3 Mart 2013 Pazar


AVŞARLAR DA KINA GECESİ (KINA YAKMA)[1]
                                                                              Saim DELİGÖZ – Hasan YÜKSEL

          Avşarlar da düğünün son günü olan üçüncü gün kına gecesidir. Bu gece de hem geline hem de olana kına yakılır. Kınadan sonra ki gün de kızın anne ve babasından ayrılıp oğlan evine yolculuğunun başlayacağı gündür.
          Kına yakılacağı gün kız evine yemek pişirmek ve kına yakmak için bir iki erkek, iki üç yaşlı sözü geçecek erkek ve birkaç kız ve gelin gider. Kız evinde yemek pişirmekle görevli kadınlara halk arasında aşkanacı denir.
          Kınacılar hava kararmadan önce kız evine davulla-zurnayla beraber giderler. Giderlerken yanlarında pişirecekleri yemeklerin malzemelerini, birkaç koyun ve kete götürürler. Kız evinin yakın bir yerinde  veya ayrı köy ise, köy dışında kınacılar karşılanarak yolları bağlanır. Köy gençleri tarafından yolları kesilen kınacılar sorguya tabi tutulurlar. Köy gençleri; kınacılardan  yol ister, yol olarak verilen hediye bir kına davarıdır. Hediye olarak verilen bu kına davarını köy gençleri kendi aralarında pişirerek afiyetle yerler. Hediye olarak alınan bu hayvana girzop=girzap da denir. Girzop sözcüğünün özel bir anlamı yoktur, argoda buna avanta da denebilir[2]
          Hediye olarak verilen hayvandan sonra oğlan tarafı, kız evi tarafından en iyi şekilde karşılanır. Kız evinde aşkanacı adı verilen kadınlar kız evininde yardımıyla akşam yenecek olan yemeğin hazırlanması işine girişirler. Yemek olarak daha çok tarhana çorbası, bulgur pilavı, et kavurma (getirilen koyunların etinden), patates yahnisi hazırlanır.
         Kına gecesine tüm köy  ve gelinin yakın arkadaşları davetlidir. Hazırlanan yemekler yendikten sonra, kız babası ve annesinden kına yakmak için izin alınır.  Kınadan önce kız kırmızı, beyaz veya pembe renkten oluşan krep düşenden hazırlanan bir elbise (günümüzde krep düşenin yerine bindallı veya üç etek giydirilmektedir) giydirilerek kınaya hazırlanır. Kına bakır tabaklara ezilip karıldıktan sonra üzerine (3-5-7-9) adet mum yakılır. Kına havası en güzel sesli hanımlar tarafından söylenir. Bu sırada giydirilip hazırlanmış olan gelin adayı arkadaşları tarafından ağır adımlarla odanın ortasına getirilir. Kına havası söylenirken gelin adayı bir yastık üzerine üç defa oturtulup kaldırılır. Bundan maksat kız ağırbaşlı ve oturaklı olsun diyedir. Kimi zamanda kız yastık etrafında üç defa döndürülür. Bunda ki maksatta kız her tarafı görsün, gözü açık olsun diyedir. Bu oturma kalkma veya dönme işlemi yapılırken Hz. Muhammed’ e Salavât-ı Şerif getirilir ve sonunda yastık üzerine oturtulur. Tüm bu işlemlere gelin övme veya gelin ağlatma denir.
          Söylenen kına havaları gelini içerisinde o anda sanki gurbeti yaşatır. Ezgilerin dayanılmaz esintisi anlaşılması zor olan bir burukluk yaşatır. O kına havası içinde tüm duygular erir hasretlik duyguları ağır basar. Bu sırada gelinin ağlamaması mümkün değildir. Gelin adayının duygulanan arkadaşları da dayanamayıp gözyaşlarıyla geline eşlik ederler. Ağlamayan gelin kız acayip karşılanır veya bir an önce baba evinden ayrılmak istiyor diye söylenir. Kızın kınası, kınacı gelenlerle kızın arkadaşları tarafından eline ve ayağına yakılır. Kız o anda isterse elini açmaz. O zaman gelinin elinin ortasına, damadın bir yakını tarafından altın konmak üzere bir altın çıkartılır. Kız o zaman elini açar ve altın avucuna konduktan sonra kına yaktırılır. Daha sonra kızın ellerine eldiven benzeri bir kılıf geçirilir ve üzeri kırmızı veya yeşil tülbent ile bağlanır. Bu işlem tamamlandıktan sonra kızın yüzü açılır.
          Kına yakılırken:

          Gız anası gız babası
          Yanıyor gızın gınası
          Gız gınayı yaktırmıyor
          Hani bunun öz anası

          Çattılar ocak taşını
          Kurdular düğün aşını
          Gız ağlatma gardaşını
          Silsin gözüyün yaşını

          Atladım geçtim eşiği
          Sofrada buldum kaşığı
          İşte geldim gidiyorum
          Büyük evin yakışığı

          Şu güveren ekin sandım
          Ekin değil soğan imiş
          Gız anadan ayrılması
          Düğün değil faan imiş

          Baba ekinin bittimi
          Gardaş ekmeğin artımı
          İşte geldim gidiyorum
          El kızın keyfin yetimi

          Bir incecik su bulanır
          Önlük bağı dört dolanır
          Ana besler el gönenir
          Var git ağlayı ağlayı

          Evimizin önü kavak
          Dalın kırdım ufak ufak
          İşte bende gelin oldum
          Elim gına yüzüm duvak

          Samenim geldi duruyor
          Herhal gına yakıcılar
          Yeni umudum kesildi
          Herhal beni vericiler

          Orta direk orta direk
          Gümbür gümbür oynar yürek
          Elimden tutup çıkmaya
          Şimdi burda gardaş gerek

          Gidiyorum elinizden
          Kurtulayım dilinizden
          Yeşil başlı ördek olsam
          Sular içmem gölünüzden

          Kına yakıldıktan sonra oğlan evinden getirilen çerezler avuç avuç gelenlere dağıtılır. Kıza yakılan kınadan geriye kalan kınanın bir kısmı çerezle birlikte güveye gönderilir bir kısmı da gelinin arkadaşlarına ve isteyen misafirlere dağıtılır. Artık gelin hazırdır ve korumaya alınır. Bundan sonra geline kız evinden yakınları dışında kimse yaklaştırılmaz. Oğlan evinden mutlaka 3 – 5 kişi gelinin yanında kalır
          Oğlan evinde de güveye kına yakılır. Oğlanın sağdıçları vardır. Sağdıç bir bekar, bir de evli kişilerden olur. Sağdıçlar koruyucu demektir. Bu yüzden sağdıçlar hiçbir zaman damadı yalnız bırakmazlar. Eğer yalnız bırakırlarsa damat, onların boş bir anını gözleyen kişilerce kaçırılır. Bunu bedeli de sağdıçlar tarafından ağır bir şekilde ödenir. Sağdıçlar ya bir yemek, ya bir koyun ve ya başka bir bedel karşılığı damadı geri almak zorunda kalırlar. Aynı zamanda damat düğün bitene kadar hiç kimseyle konuşmaz. Kendisine yapılan eziyetlere, çimdiklemelere, iğne batırmalara sesini çıkarmaz. Üzerinden alınacak bir eşyayı dahi bildirmek için konuşmaz. Bunun için sağdıçlar çok uyanık olmaları lazımdır. Düğün bitene kadar sağdıçlar güveyle yatıp kalkarlar. Sağdıçlar daima güvenilir kişilerden seçilir. Evli sağdıcın eşi de geline sağdıçlık yapar.
          Kına yakıldıktan sonra gelinin gideceği oğlan evi uzaksa, oğlan evinin davetlileri için vereceği yemek kız evinde verilecektir. Bunun için kınacılar ertesi günü için gelin almaya gelecek olanlar (gelin alayı) için yemek hazırlama işine girişirler.  Eğer gelinin gideceği yer yakınsa kınacılar bu hazırlığa girişmezler ve yemek gelin oğlan evine götürüldükten sonra oğlan evinde verilir.

          ÖZNE ÖVME (ÖZNE KOYURMA)-GERDEK GECESİ
          Oğlan evinin verdiği yemekten sonra davetlilerin büyük bir çoğunluğu dağılırlar. Bu sırada özne sağdıçlarıyla beraber ortalıkta gözükmez. Salavat-ı şerife ile yatsı namazına götürülen özne, namazdan sonra ailenin büyükleri tarafından  gelinin bulunduğu odaya çağrılır.
          Gerdek gecesi iki kurnaz[3] yenge gelin ve damadın yatak odasını düzenlemek maksadıyla geline telkinde bulunurlar. Övgülü sözler söylerler. Korkmaması tembih edilir. Bunun Allahın emri olduğu söylenir.
          Bu yörelerde, ta eskiden beri güveye özne denir. Özneyi gerdeğe koyma işine de “özne koyurma” denmektedir. 138 yıl önce göçebe durumunda olan bu Türkmenler, koçu koyuna bırakma işine de “koç koyurma” “koç bırakma” ya da “koç katımı” derlerdi. Özne koyurma işi de buradan gelmektedir[4]
          Damada özne övme yapılır. Akşam imam nikahı kıydıktan sonra, sağdıç imamdan izin alarak evin ortasına bir kilim serer ortasına bir yastık koyar. Damat sağdıçlar tarafından getirilerek buraya oturtulur ve özne türküleri söylenir.
          Sıra sıra sokular
          İzin verin fakılar
          Hey mavi donlu
          Hey gözü ganlı
                       Ben beyimi överim
                       Överimde överim
                       Hayırlı olsun diyelim
          Sıra sıra sırdaşı
          İzin versin gardaşı
          Hey mavi donlu
          Hey gözü ganlı

                        Ben Beyimi överim
                        Överim de verim
                        Hayırlı olsun diyelim
          Sıra sıra söğütler
          Birbirini öğütler
          Hey mavi donlu
          Hey gözü ganlı
                        Ben Beyimi överim
                        Överim de verim
                        Hayırlı olsun diyelim

          ZIPÇIK DURDURMA
          Zıpçık durdurma daha çok Sarız Avşarlarında görülür. Pınarbaşı Avşarları bu geleneği pek uygulamazlar. Bu geleneğin uygulanması da şu şekildedir. Ortada oturmuş vaziyette bulunan damadın arkadaşlarından biri damadın başını bağlar. Yani elinde bulunan bir sarığı damadın başına dolar ve ayağa kaldırır. Cemaate dönerek,
         -Yakıştı mı?
Cemaat
         -Yakışmadı
         -Yakıştı mı?
         -Yakışmadı
         -Yakıştı mı?
Cemaat üçüncü seferde
         -Yakıştı derler.  Ve özne arkadaşı tarafından hemen önünde bulunan mindere tekrar oturtularak sağdıçları tarafından sıkı bir korumaya alınır. Bu esnada öznenin yanına bir erkek çocuğu oturtulur. Çocuğun etrafında bulunan kişiler çocuğa iğne batırıp çimdiklerler. Çocuk yapılan bu eziyetler karşısında sesini çıkarıp bağırırsa kaldırılarak başka çocuk oturtulur. Çocuk uy,vay, yandım anam demeyecektir. Bu oturan çocuğa “zıpçık” adı verilir. Zıpçık durdurmanın gayesi doğacak olan çocuğun sağlam ve cesur olması içindir. Aynı zamanda oturtulan çocukta dirençli ve dirayetli bir şekilde yetiştirilmektedir.
          Özne övmeden sonra yemek yenir.  Sofrada bulunanlar yemeklerini yedikten sonra sofranın başına bahşiş bırakırlar. Bu para gerdek gecesinden sonra yengelere verilir. Yemekten sonra bir tahtaya 1-Hançer, 2-Uflak (mutfak bıçağı), 3-Çakıdan oluşan üç kesici alet saplanır. Etrafta bulunanlardan biri,
         -Buyursun yakınları kaldırsın, diye seslenir.
         Hançeri kaldıran kişi özneye bir mal, inek veya koyun verir. Uflağı kaldıran kişi de diğerlerine eşdeğer mal verir. Çakı bıçağını kaldıran kişi de orada bulunan gençlere o an yiyecekleri kuzu-oğlak verir.
         Gecenin ilerleyen vakitlerinde sağdıçlar ve damadın arkadaşları damadı yumrularla ve tekmelerle gelinin odasına gönderirler.




[1] Kaynak Kişiler: Osman Özdemir, Sarız Karayurt Köyü, Erciyes Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Sekreteri
                             Menduh Yağmur, 1966 Pınarbaşı, Fırat Üniversitesi, İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi.
                             Saim Deligöz – Hasan Yüksel Araştırmaları
[2] Ahmet Z. ÖZDEMİR, Sarız’da Düğün “Avşar Düğünü” Kayseri 2005
[3] Bilgili, görgülü, gözü açık anlamında kullanılır.
[4] Ahmet Z. ÖZDEMİR, a.g.e. s.55


22 Nisan 2007 Pazar

SAİM DELİGÖZ' E AİT ŞİİRLER

KÖYÜMÜN KIZI 
Şafak söker erken kalkar evinde 
İnek sağar süt pişirir güğümde 
Türlü türlü oyun oynar düğünde 
Köyümün kızı ah yurdumun kızı 

 Ekin biçer ter akıtır tarlada
 Keklik gibi kayar yalçın kayada 
Türlü türlü nakış yapar halıda 
Köyümün kızı ah yurdumun kızı 

 Dansı diskoteği bile bilmezler 
Yüzlerine hiçbir boya sürmezler 
Bir severler başka gönül vermezler 
Köyümün kızı ah yurdumun kızı 

 Çocuk uyuturken ninni söylerler 
Saçlarını kırk yerinden örerler 
Sevdiğine yedi yerden gülerler 
Köyümün kızı ah yurdumun kızı 
 (1975)