Erzurum Eğitim Enstitüsü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Erzurum Eğitim Enstitüsü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Şubat 2016 Perşembe

AYHAN MUTLU


AYHAN MUTLU (1950-       )

Mustafa ve Zeynep çiftinin evladı olarak, 1950 yılında Bünyan İbrahim Bey mahallesinde bir güz günü patatesler sökülürken mahallenin tecrübeli ebesi Menzuha’nın eline doğdu. Küçüklüğü kayabaşı ve aşağı havuz civarında doğayla bütünleşerek neşe içinde geçti. İlkokulu evlerine ve Kayabaşına yakın olan Bünyan Çağlayan İlkokulunda bitirdi. Bünyan konuşma dilini yazı diline çeviremediğinden Türkçe dersine ilave olarak tabiat bilgisi dersinde sözlüde öğretmen daha soruyu sormadan bilmiyorum dediği için öğretmen sözlüye iki tane iki verdiği için iki dersten birinci sınıfı geçemedi. Tahsil hayatı boyunca Türkçe ve kompozisyon dışında hiç bir dersten sorunu olmadı. O dersleri bir şekliyle kurtarınca, tüm sınıfları hiç bütünlemeye kalmadan geçti. Matematik dışında diğer dersleri vasat olduğu için öğrencilerin çoğunluğu bütünlemeye kalırken onun doğrudan sınıf geçmesine herkes şaşarlardı. Bünyan Ortaokulunu 1967 yılında bitirdikten sonra o yıl Bünyan’da lise olmadığı için Kayseri Lisesine kayıt yaptırdı ama onu yeni açılan Sümer lisesine gönderdiler.

1970 yılında babasının ölümü nedeniyle üniversite sınavlarından herhangi bir bölüme girecek kadar puanı olmasına rağmen kayıt yaptırmadı. Aynı yıl yapılan üç aşamalı eğim enstitüsü sınavları neticesinde yatılı olarak Erzurum Eğitim Enstitüsü Matematik bölümüne girdi. Üç yıllık okulu 1973 yılı haziran döneminde bitirdi. Kurada Isparta- Senirkent- Yassıören Ortaokulunu çekti. Kayseri veya Kayseri’ye yakın yerlerle becayiş yapabilme imkânı var iken şansıma deyip 1973 yılında Isparta- Senirkent- Yassıören Ortaokulunda göreve başladı. Orada dört ay çalıştıktan sonra ne olduğunu anlamadan, 1974 yılında Isparta-Eğridir-Aksu Ortaokuluna valilik oluruyla gönderildi. Ortasından Aksu çayının geçtiği, ormanın içinde, Eğridir’e otuz kilometre uzaklıkta, dağların arasında şipşirin Aksu kasabası... Ama kasabada fırın ve lokanta yoktu. Burası yeme- içme açısından bekârlar için tam mahrumiyet bölgesiydi. 1975 yılında yedek subay öğrenci olarak Isparta’da üç buçuk ay kısa dönem askerlik yaptı. Normal nakil döneminde, nakil isteyerek 1976 yılında Kayseri- Develi Merkez Ortaokuluna naklen atandı. Siyasetin benden değilsen hainsin diye nitelendirildiği 1978 yılında siyaseten Kayseri- Kuşçu Ortaokuluna zorunlu il içi nakil yapıldı. Kanun ve yönetmenliklerin açıklarından yararlanarak ve sıkışınca rapor alarak, hayatı boyunca devamsızlık nedeniyle maaş almayı içine sindiremezken yeni görev yerine gitmemek için bir yıl oyalandı. Nihayetinde 1979 yılı haziran ayında Kayseri- Kuşçu Ortaokulunda göreve başladı. Aynı yıl eylül ayında Kayseri- Sarıoğlan-Çiftlik Ortaokuluna gönderildi. 1979 yılı ekim ayında Semiha hanımla evlendi. Bir kız, bir oğlan çocuğu oldu. 1979-1981 yıllarında çiftlikte şehir şebekesi olmadığı için mahalle çeşmesinden çamurda çaltakta kovalarla 300 metre uzaktan günde beş altı sefer su çekmek dışında çiftliği çok sevdi. 1981 yılında kendi isteğiyle Bünyan Lisesine naklen geldi. Bünyan lisesinde iki yıl öğretmen olarak çalıştıktan sonra müdür yardımcısı oldu. O yıllarda Bünyan Lisesi Üniversiteye öğrenci yerleştirilmesinde kendi gurubunda; liseler arası sıralamasında Türkiye’de ilk elliye girdi.

Bünyan Beyaz evler yapı Kooperatifinde başkan yardımcısı olarak görev yaptı. Üyeler evlerine girene kadar görevine devam etti. 1989 yılında kendi isteğiyle Kayseri Lisesine nakil oldu. 1999 yılında Kayseri lisesinden emekli oldu. Ara vermeden aynı yıl Özel Atlas Lisesi’nde öğretmen olarak göreve başladı. Bir yıl sonra Müdür yardımcılığı görevine getirildi. O yıllarda imam hatip lisesinden mezun olanların üniversiteye girmesi zorlaştırıldığı için Kayseri’nin kalburüstü ailelerin kızları İmam Hatipten ayrılmış, Özel Atlas Lisesine gelmişlerdi. İlk sıralar tamamı kız olan okul, 28 Şubat kararlarıyla erkek öğrenciler de alınarak karma okul haline geldi. Özel Atlas Lisesinde dört yıl çalıştıktan sonra aynı genel müdürlüğe bağlı Özel Hisarcıklıoğlu Fen Lisesi’nde görevlendirildi. Bir yıl orada çalıştıktan sonra öğretmenlik mesleğine noktayı koydu. Bir yıllık boşluktan sonra 2005 yılında Melikgazi Lisesi Müdürü olan arkadaşının ricasıyla Melikgazi Mustafa Eminoğlu Anadolu Lisesi’nde kütüphanede görev aldı. Matematiği unuttu, kütüphanede bulunan tüm kitapları okudu ve okumaya devam ediyor...

Banu ve Orhan adında iki evlat sahibidir.

Ayhan Mutlu’nun Kendi Kaleminden.

8 Ocak 2015 Perşembe

MUSTAFA ÇEVLİKLİ


MUSTAFA ÇEVLİKLİ
1944 yılında Bünyan’da doğdu.İlk ve ortaokulu Bünyan’da okudu.Kayseri Lisesi’nden mezun oldu.
Erzurum Eğitim Enstitüsünü bitirdi.Ordu’da öğretmenlik yaptı. Bünyan Lisesinde Müdür yardımcılığı ve MüdürBaşyardımcılığı görevinde bulundu.Bünyan Ticaret Lisesinde Müdür olarak hizmet verdi.
1970 yılında öğretmen Türkan Hanımla evlendi.Bu evlilikten ikisi kız bir erkek çocuğu dünyaya geldi.Hepsi de evlendi.
MUSTAFA ÇEVLİKLİ’Yİ KENDİ ANLATIMIYLA TANIYIN.
Ben  artık torunlarımla haşir-neşir oluyorum. İnsanın doğup büyüdüğü, çocukluğunun gençliğinin, yaşamının büyük bir bölümünün geçtiği, ecdadının mezarlarının bulunduğu yerden ayrıldıktan sonra özlememesi mümkün olabilir mi? Çocukluğumuzda evimizin bahçesi Kayabaşı’ndan akan suyla sulanırdı. Kayabaşı’nın en yüksek yerinden pırıl pırıl sular çağlayan olarak akar bahçelere ulaşırdı. Suyun yüksekten düşerken rüzgârın etkisiyle savrulması yüzümüze yağmur
damlaları gibi çarpar, bunu bir oyun haline getirir mutlu olurduk. Öyle bir görüntüyü şimdi öyle özlüyorum ki. Havuzlar temizlenirken ırmağın suyu velevin’den akıtılır çağlayanlar yaparak akan suyun gürültüsünü evimizden dinlerdik. Bulanık suyla birlikte havuzdan o kadar çok balık gelirdi. Biz çocuklarda su kesilince balıkları toplar evimize getirirdik. Tavada kızartılan bu balıkların tadını hiçbir yerde bulamıyorum. Pınarbaşı’ndan doğan suyun, kaynak sularının ve derelerin geçtiği terdeki doğal güzelliliği olan bağların, bahçelerin verdiği canlılıkla, yeşilliklerle ismi özdeşleşen yeşil Bünyan’ı özlememek mümkün mü?

Bünyan halısı, Sümerbank yünlü sanayi müessessi olmasına rağmen işi olmayan insanlar çalışmak için başka illere gittiklerinde hem gidenler hem de kalanlar özlemle birbirlerini beklerlerdi. Bizde çocuklarımızın üniversite tahsili için Bünyan’dan ayrılıp İstanbul’a geldiğimizde aynı duygular içerisindeydik. Öyle ki eşim ev eşyalarının büyük bir bölümünü açmadı. Bünyan’a geri dönelim diyordu. İstanbul’da su yoktu. Kalabalıktı. Bünyan’daki güvenden eser yoktu. Bünyan’da çocuklarımız sokakta saatlerce korkusuz oynarlar. Oyunlarını,
oyuncaklarını kendileri hazırlarlar, en küçük bir korku ve endişe aklımıza gelmezdi. Şimdi İstanbul’da torunumun elini sıkıca tutmadan yolda yürüyemiyorum. Bünyan’da evimizin bahçeye bakan odasında Mayıs ayının sonları ile Haziran başlarında sabah pencereyi
açardım odanın içine gül kokusu dolar, gece de bülbül öterdi. Bir hafta önce eşim ile Kadıköy’de yürürken gülleri kokladı; “güller kokmuyorlar “ dedi. Aklıma Karacaoğlan’ın
“ İndim seyran ettim frenkistanı
 illeri var bizim ile benzemez
levin tutmuş goncaları açılmış
gülleri var bizim güle benzemez ”
dörtlüğü aklıma geldi. Öyle ki Bünyan’dan iki defa gül fidanı getirdim ama burada tutturamadım.
Bünyan’ın her yerini (Pınarbaşı’nı, Kayabaşı’nı, Kayaaltın’ı, Yuvadereği, Büngüldek, Bük, Dererağan, Çakıllı pınar, Alın pınarı Hazirandan mis gibi çiçek kokan tarlalar arasında ekilmeden boş bırakılan yerlerdeki topladığımız otları ilkbaharda koyaklarda kalan karları toplayıp ta pekmeze katıp yemeyi, süzek yoğurduğunu hafta sonları fırınlarda yaptırıp kahvaltı için evimize getirdiğimiz cıvıklıyı ‘hiç sofraya’ demeden çocukların
sofrada yerlerini almalarını….) özledim.

Bünyan, doğup büyüdüğüm yıllarca çalıştığım, eğitimine katkı yaptığım yeşil ilçem. Ben Marmara’nın göl gibi durgun bir ucunda / sen atılmış gibi yurdun bir ucunda ben sana hasret olarak.. En büyük dileğim, bir zamanlar ekonomik olarak ileri düzeyde olan ilçemin yeniden o zamanki seviyesine erişmek için (Almanya’dan gelen 90 kişilik öğrenci grubuna Kayabaşı’nı gezdirdiğimde, “ burası Kapadokya’dan daha güzel ve etkileyici. Burayı neden tanıtmıyorsunuz? “ dediler. Bütün bu yerleri ve çevredeki ören yerlerini açığa çıkarıp tanıtarak, turizm sayesinde ekonomik düzlüğe çıkması en büyük özlemlerimden biridir.
Mustafa ÇEVLİKLİ