Tayyip Erdoğan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tayyip Erdoğan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ağustos 2013 Salı

ILIMLI İSLAM MODELİNİN ÇÖKÜŞÜ



ILIMLI İSLAM MODELİNİN ÇÖKÜŞÜ
                                                                                                          21.08.2010 Hasan YÜKSEL
Irak’ın İşgalinden sonra Amerikan düşünce kuruluşları; yeşil kuşak olarak adlandırılan ABD ve Batı karşıtı (daha çok Ortadoğu) ülkeler için geliştirdikleri bir proje olan “Ilımlı İslam Modeli” ni yürürlüğe koydular. İlk olarak 1980’lerde dillendirilen bu projeden beklenen amaç hedef olarak belirlenen ülkelerde dini gurupları destekleyerek yönetimleri ele geçirmek ve bu ülkeler üzerinde ki isteklerini elde etmek gayesini güdüyordu. 

Aslında başlangıçta tespit güzel yapılmıştı. Müslüman bir ülkede halkın din olarak ta kendilerine yakın gördüğü yönetimlerin iş başında olması gayet hoş karşılanabilirdi. Bu hesaplarını Laik Türkiye açısından da yaptılar.  600 yıl ve daha öncesinde Selçuklularla da bu coğrafya ya hükmetmiş ve İslamı korumuş olan ırkın torunlarının yeniden Ilımlı İslam ile bu coğrafya üzerinde söz sahibi olabileceğini hesaplamışlardı. 

Türkiye’ de Ilımlı İslam Modeli  Akp’nin kurdurulması ile başladı. Akp gibi Ilımlı İslamcı bir partinin bu coğrafya üzerinde Amerika’nın bütün isteklerini gerçekleştirebileceği düşünülmüştü. Bunu için gerekli olan tüm alt yapılar hesaplandıktan sonra Akp kurduruldu. Bu aşamada Türkiye için iyi bir model olarak düşünülen Akp’nin  iç tüzüğü bile  gazeteci Arslan Bulut’a göre bir Yahudi kuruluşu olan CFR tarafından yönlendirilerek hazırlandı. 

Akp’ nin iş başına geçmesiyle birlikte özellikle Türkiye’de ve İslam coğrafyasında her şey çok hızlı bir şekilde değişmeye başladı. Kendisini BOP eş başkanı olara tanımlayan Tayyip Erdoğan, demokrasi ve darbe karşıtlığı söylemleri ile cemaati de yanına alarak Türkiye’de bir çok kurum ve kuruluşu kendi çıkarları doğrultusunda hizmet etmeye zorladı. Hukuk başta olmak üzere kendi hesapları doğrultusunda çıkardıkları bir çok yasa ile bir çok kurum ve kuruluşun susturulması sağlandı. Dünyanın en güçlü ordularından sayılan TSK, ileride önlerini kesmemeleri için sindirildi. 

Tüm bunlar sağlandıktan sonra sıra İslam coğrafyasına geldi. Irak’ın işgaliyle başlayan sürecin sonucunda büyük maddi ve manevi kayıplara uğrayan ABD çözümü farklı yönlerde aramaya başladı. Bu süreçte  Tayyip Erdoğan’a İsrail karşıtı çıkışlar yaptırılarak İslam aleminde sevdirildi. Bir çok Arap ülkesinde Erdoğan lehine gösteriler bile yapıldı. Tezat olan taraf ise İsrail’ e karşı çıkışlar yapan birinin, dünyanın en büyük Yahudi kuruluşundan yüz küsur yılda sadece 11 kişiye verilen cesaret madalyasını almasıdır. İsrail ile Mavi Marmara olayı ile gerilen ortamda bile İsrail ile olan ilişkileri koparılmamış aksine İsrail ile olan ekonomik bağlarımız daha da artmıştır.     

Ilımlı İslam süreci artık Türkiye önderliğinde BOP adı altında yavaş yavaş Arap ülkelerine doğru ilerleme göstermeye başlamıştı. Aslında Condoleezza Rice 7.8.2003 Washington Post gazetesinde yayınlanan yazısında bu projeyi önceden ortaya koymuştu.  “Transforming The Middle East – Ortadoğu’yu Dönüştürmek” adlı yazısında . Rice Fas’tan Basra körfezine kadar Ortadoğu’da bulunan 22 devletin rejiminin, sınır ve haritalarının değiştirileceğini, Türkiye’nin de bunların içinde olduğunu vurgulamıştı. Bu yazısında Rice gerçek amacın İsrail’in emniyeti’nin sağlanması ve gelişen yeni ekonomilerin (Çin ve Japonya ve AB) bu bölgenin yer altı ve yer üstü kaynaklarından uzak tutulması gerektiğini de açıkça ortaya koymuştur. Peki tüm bunlar nasıl yapılacaktı tabî ki Ilımlı İslam yöneticileri tarafından yapılacaktı. 

Arap ülkelerinde yönetimlerin değiştirilmesine ilk olarak 17 Aralık 2010’ da Tunus’ta Arap Baharı adıyla halk ayaklanmaları ile başlandı. Tunus’ta Yasemin Devrimi olarak tarihe geçen süreçten sonra diğer Arap ülkelerinde de rejimleri değişebileceği inançları artmıştı. Mısır, Fas, Cezayir, Yemen, Libya, Ürdün gibi birçok ülkede halk ayaklanmaları başlamış; bir çok yerde rejimler değişmiş ya da reform sözleri verilmişti. Libya ve Suriye gibi direnen ülkeler de ise silahlı müdahale yoluna gidildi. Silahlı müdahaleler ise özellikle desteklenen radikal İslamcı guruplar tarafından sağlanacak yetmediği yerde ise Libya gibi ülkelerde yabancı güçlerin (Nato) desteği alınacaktı. Suriye’de ki rejimin düşürülmesinde ise tıpkı Irakta olduğu gibi Arap alemine model olan Tayyip Erdoğan hükümetinin yardımı istenecek, ABD’nin desteklediği Müslüman Kardeşler örgütü ve ABD’ye karşı görünen El Kaide’nin bu ülkelerde tıpkı Irak’ta olduğu gibi binlerce Müslüman’ın kanının dökülmesine göz yumulacaktı.

Fakat Ilımlı İslam Projesini yürürlüğe koyanların hesaplamadıkları yada hesaplayamadıkları bir şeyler vardı. Rusya, Çin ve İran’ın bölgedeki çıkarları tam olarak hesaplanamadı. Gerçi Suriye ABD’nin hesaplarına göre devrilseydi sıra İran’ a gelecekti fakat İran bu süreçte kozlarını daha iyi kullandı. Özellikle Suriye rejiminin yıkılmaması için Rusya ile birlikte elinden geleni yaptı. Suriye halkının çoğunluğunun Sünni olmasına rağmen yönetimin Şii olması İran’ın bu ülkeye yardımlarının artmasına yol açmıştır. Öte yandan Lübnan’da bulunan İran yanlısı Hizbullah Örgütü’nün de yardımlarıyla ABD yanlısı muhalif güçlerin yenilgiye uğratılması ve  hedefe ulaşmak için gereken sürenin çok fazla uzaması ABD’nin tüm hedeflerinin şaşmasına yol açtı.

Yine son aylarda Mısırda ABD’nin kendi yardımlarıyla getirdiği Mursi ve Müslüman Kardeşler Örgütü’nün   Mısırda ABD’nin isteklerini sağlayamaması ABD’nin planlarını alt üst etti. Kendi desteklediği bir liderin sonunu yine ABD’ getirdi. Kısacası tüm bu başarısızlıklar Ilımlı İslam Projesinin ve onun getirdiklerinin sonunu getirmiştir. Türkiye’deki korku da bu yüzdendir. 

17 Şubat 2013 Pazar

SURİYE GERÇEĞİ .... Hasan YÜKSEL



                                                                      

Büyük Ortadoğu veya Genişletilmiş Ortadoğu Projesi çerçevesinde ABD’nin yandaşları ile birlikte Arap Baharı getirmeye uğraştığı bir coğrafyada Irak’ta olduğu gibi masum insanların kanı akmaya devam ediyor.  Bu bahar Tunus, Cezayir, Mısır gibi ülkelerde olduğu gibi kolay olmadı ve kolay olmayacağa da benziyor. Çünkü evdeki hesap çarşıya uymadı. Batılı müttefikler hesaplayamadıkları bir şekilde ağır bir taşa çarptılar. Bu ağır taş bizim başbakanımızın düne kadar kanka olduğu son günlerde ise sırtını çevirdiği kendi deyimi ile “Eset”.  Tabi ki bu taş tek başına Esat’tan oluşmamaktadır. Arkasında geniş bir halk kitlesi ve bu coğrafyada ABD’nin tek başına at koşturmasını istemeyen Rusya ve Çin var. Bu önemli faktörleri de unutmamak lazım.

AKP Milletvekili Yalçın Akdoğan CNN Türk’te katıldığı programda Esad’ın başta durup durmayacağına bir seçimle halkın karar vermesi gerektiği söylüyor. Sayın Yalçın anlaşılan kısa bir süre önce Suriye’de seçimlerin olduğunu ve yukarıda da belirttiğim gibi  Esad’ın halkın % 95 oranında desteğini aldığını ya bilmiyor ya da görmezden geliyor. Burada şunu da unutmama gerek, Akdoğan’ın kast ettiği halk Esad karşıtı olarak nitelendirilen muhalif halktır ve onlarında kim olduğu bellidir. Büyük bir çoğunluğu El kaide, Müslüman Kardeşler gibi örgütlerin elamanları ile   Irak, Libya,Ürdün, Tunus ve Suudi Arabistan,  gibi bir çok ülkeden getirtilen  paralı milislerdir.  Bunların büyük bir kısmı ne yazık ki Hatay, Kilis gibi illerimizde kamplarda kalmaktadırlar ve hatta basında yer alan bilgilere göre Türkiye’de ki kamplarda eğitilerek, gizlice Suriye ye salıverilmektedirler    

Peki bu durum, kendi içerisinde PKK gibi besleme bir örgüt ile mücadele eden Türkiye ye yakışmakta mıdır? Elbette hayır. Fakat başımızda bulunan basiretsiz yöneticiler sayesinde bunları da gördük. Birilerinin isteği doğrultusunda halklara özgürlük bahanesiyle başka ülkelerin kuyusunu kazmaya ve Türkiye’de binlerce teröristi barındırmaya başladık. Peki ne oldu?  Ne yazık ki durum geri tepti ve Türkiye başına büyük bir bela aldı. Esad yönetimi PYD kartını ileri sürerek Akp hükümetinin elini ayağına dolaştırdı. PYD’nin Suriye’de çeşitli kentleri ele geçirmesiyle birlikte, bundan cesaret alan PKK Türkiye’ de bir kalkışma harekatına girişti ve Şemdinli’yi daha önce olduğu gibi ele geçirmeye uğraştı ve günlerce süren bir çarpışma gerçekleşti.
Bu gerçekleri gören ve ateşin kendisine de sıçrayacağını hisseden Akp yönetimi halka hesap veremeyeceği kaygısına düşerek daha düne kadar bir aşiret lideri ve terörist olan Barzani’den medet ummaya başladı. Bu kapsamda dün sayın Davutoğlu, Barzani ile görüşmelerde bulunarak  “Suriye başta olmak üzere terörle mücadele konusunda karşılıklı görüş alışverişinde  bulunduk” diyerek Kandille ilgili kaygılarını belirttiklerini söylemiştir.

Görünen o ki artık taşlar yerinden oynamıştır. Ve bu durum Türkiye için de içinden çıkılmaz bir hal almıştır. Türkiye yi kullanan ve  Esad gibi ağır bir taşa çarpan müttefikler bundan sonra ne yapacaklar. Arkalarına basın ve televizyonları da alarak kitleleri kandırmaya çalışan Irakta ve Libya’da binlerce insanın kanına girerek zengin petrol yataklarını ele geçiren müttefikler bu kez köşeye sıkıştılar ve umduklarını bulamadılar. Bu projeden vazgeçecek gibi de görünmüyorlar. Çünkü ortada İsrail gerçeği var.  İsrail’i bu bölgede rahatlatmak ve kukla devlet Kürdistan’ı genişletmek için saldırılarına devam edeceklerdir. Fakat bilmelidirler ki Esad’ı taşıma su ile yıkamazlar. Irak ve Libya’da olduğu gibi büyük bir müdahale yapmak gerekecektir. Buna da başta kışkırtılan Türkiye olmak üzere kimse cesaret edemez. Böyle bir durumda  başta İran ve Lübnan’da bulunan   Hizbullah’ta müdahil olabileceği gibi Tüm Ortadoğu bu ateşin içine gerecektir. Artı herkes eli tetikte beklemektedir.       (02.Ağustos 2012' de Milliyet Blog'da yayınlanmıştır.)