1960 yılında Bünyan'da doğdu. 1983 yılında Gazi Üniversitesi Mühendislik Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü'nden mezun oldu.
1987 yılında Gazi Üniversitesi Mühendislik Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü'nde Yüksek Lisansını tamamladı. Öğrencilik döneminde ve mezun olduktan sonra; 1982 yılında B. Haldun Erdoğan Mimarlık Bürosu'nda, 1982-84 yıllarında Yüksel Erdemi Mimarlık Bürosu'nda çalıştı. 1984-88 yılları arasında Mete Öz, Kürşat Aybak, Hüseyin Keçeci ve Hasan Öztürk ile birlikte kurdukları Modül Mimarlık Atölyesi'nde mimari proje yarışmalarına katılıp, 1. oldukları Gaziantep ve Mardin Hükümet Konağı uygulama projelerini hazırladı.
1988 yılında M.S.B. Ankara İnşaat Emlak Başkanlığı'nda askerlik görevini tamamladı. 1988-91 yıllarında Mete Öz ve Hüseyin Keçeci ile kurduğu Modül Mimarlık Limited Şirketinde çalışmalarını sürdürdü. 1991-94 yıllarında Mete Öz ile birlikte Uz Mimarlık Atölyesi'i kurdu. 1994 yılından itibaren aynı ortakla birlikte Uz Mimarlık Atölyesi Ltd. Şti. olarak mimarlık çalışmalarına devam etmektedir. Mimarlar Odası Ankara Şubesi, Türk Serbest Mimarlar Derneği ve Mimarlık Vakfı üyesidir. 1995-96 yıllarında Türk Serbest Mimarlar Derneği Yönetim Kurulu Üyeliği, 1998-2000 döneminde Mimarlar Odası Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Üyeliği yapmış ve 2007 yılı başından itibaren tekrar Türk Serbest Mimarlar Derneği Yönetim Kurulu Üyeliğine seçilmiştir. 1996-97 ve 2000-2002 Osmangazi Üniversitesi Mimarlık Mühendislik Fakültesi Mimarlık Bölümü part time öğretim görevlisi, 2006 yılından itibaren Gazi Üniversitesi Mühendislik Mimarlık Fakültesi'nde part time öğretim görevlisi olarak proje derslerine girmektedir.
Mustafa EROL,
21 Temmuz 1964 tarihinde Kayseri/Bünyan ‘da doğdu. Bünyan Lisesi’ni bitirdikten sonra 1981-1985 yıllarında Hava Harp Okulu Elektronik bölümünden mezun oldu. 1986 yılında Hava Teknik Okulları Lojistik ve İdari Yönetim bölümünü bitirdi. 1986-2000 yıllarında Türk Hava Kuvvetleri’nin muhtelif birliklerinde yöneticilik yaptı. Kısa süre Pendik Belediyesinde görevden sonra 2001-2004 yıllarında İ.B.B. İştirakler Daire Başkanlığı Denetim Koordinatörlüğünde görev yaptı. 2004-2009 yılları 10. Dönem İstanbul İl Genel Meclis Üyeliği yaptı. 2007 de Anadolu Üniversitesi İşletme Bölümünü bitirdi. 2004-2009 yıllarında Kocaeli B.B. iştiraki İZAYDAŞ A.Ş. de Teknik Gn.Md.Yrd.lığı ve yine 2009-2011 yıllarında ANTİKKAPI A.Ş. de Mali İdari Gn.Md.Yrd.lığı yaptı. 2011 yılında İstanbul Valiliği Araştırma Kadrosuna atandı. Araştırmacı olarak görev yapmakta iken 10.04.2012 tarihinde İBB Toplu Ulaşım Hizmetleri Müdürü olarak atandı. Evli ve 2 çocuk babasıdır.
Recai Doruk, baba tarafından Necip çavuşun ve anne tarafından gardiyanların Muhittin Öztekin’in torunu olup, rahmetli Mustafa ve Hatice Doruk’un oğlu olarak 8 Nisan 1968 tarihinde Bünyan’da doğmuştur. Çocukluk yılları ilkokula başlayana kadar babasının işi nedeniyle Bünyan ve Diyarbakır’da geceleri süt yerine “mantı, mantı istiyorum” diye ağlayarak geçmiştir. 1973 yılında kız kardeşi Reyhan Arzu’nun doğumu ile dört kişilik çekirdek aileleri oluşan Recai Doruk ilkokulu, Bünyan Namık Kemal ilkokulunda sayın öğretmeni Türkan Çetin tarafından; ortaokulu da Bünyan Lisesi orta bölümünde kıymetli öğretmenlerinin katkılarıyla tamamlamıştır.
1982 yılında Kuleli Askeri Lisesi sınavını kazanarak askerlik hayatına başlayan Recai Doruk, 1986 yılında Hava Harp Okuluna girmiş ve 1990 yılında Teğmen rütbesiyle mezun olmuştur. Takiben pilotaj eğitimini tamamlayarak ilk görev yeri olan Merzifon’a atanmıştır. Ağırlıklı olarak F-16 olmak üzere birçok uçakta binlerce saat başarılı uçuşlar gerçekleştirmiştir. Daha sonra Akademi sınavını kazanarak 1999-2001 yıllarında İstanbul’da Harp Akademileri Komutanlığında eğitimini tamamlayarak Kurmay Üsteğmen olarak Hava Kuvvetleri Karargâhına NATO ve Milli Tatbikatlar Plan Subayı olarak atanmıştır. Takip eden yıllarda Balıkesir’de Filo Komutanlığı ve Konya’da Anadolu Kartalı Eğitim Merkezi Komutanlıkları yaptı.Recai Doruk Silahlı Kuvvetlerden 2010 yılında kurmay Albay olarak emekli olmuştur.
Halen Antalya’da sivil bir havayolu şirketinde çalışan Recai Doruk Özen hanım ile evli olup, Dorukhan (17) ve Mert Can (13) isminde iki oğlu vardır.
26.01.1954 Kayseri Bünyan’da doğmuştur. Bünyan Lisesini bitirmiş, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinden 1975 yılında mezun olmuştur.
20.01.1976’da TÖBANK Müfettiş Yardımcılığına başlamış, 1976-1988 yılları arasında Maliye Bakanlığı Hesap Uzman Yardımcılığı, Hesap Uzmanlığı ve Baş Hesap Uzmanlığı yapmış, mesleki konularda inceleme yapmak üzere bir yıl süreyle İngiltere’de bulunmuş, 1988-1992 yılları arasında Maliye ve Gümrük Bakanlığı Gümrükler Genel Müdürlüğünde Daire Başkanlığı ve Genel Müdür Yardımcılığı görevlerini ifa etmiş, 1992-1995 yıllarında Lahey Büyükelçiliğinde Maliye ve Gümrük Müşavirliği görevini yürütmüş, daha sonra Baş Hesap Uzmanlığı görevini sürdürürken, bir süre Devlet Bakanı Danışmanlığı da yapmış, 2001-2004 yılları arasında Gümrük Müsteşarlığında Müsteşar Yardımcılığı görevlerinde bulunmuştur. “Türkiye’de Kara Paranın Aklanmasının Önlenmesine İlişkin Mevzuat” ve mesleki konularda çalışmaları ve makaleleri bulunmaktadır.
20.09.2004 tarihinde Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından Danıştay Üyeliğine seçilen ve İngilizce bilen ATAGÜN, 04.10.2010 tarihinde de Danıştay Yedinci Daire Başkanlığına seçilmiştir. Halen bu görevini devam ettirmektedir.
Eski libas gibi aşıkın gönlü
Söküldükten sonra dikilmez imiş
Güzel sever isen gerdanı benli
Her güzelin kahrı çekilmez imiş
Bülbül daldan dala yapıyor sekiş
O sebepten gülle ediyor çekiş
Askın iğnesiyle dikilen dikiş
Kıyamete kadar sökülmez imiş
Sevdiğim değildin böylece ezel
Askınım bağına düşürdün gazel
İbrişimden nazik saydığım güzel
Meğer pulat gibi bükülmez imiş
Seyrani' nin gözü gamla yaş imiş
Benim derdim her dertlere bas imiş
Ben bağrımı toprak sandım
Taş imiş meğer taşa tohum ekilmez imiş
Videoda yazan bilgilerin bir kısmı yanlıştır
Kaynak Kişi Adnan Türköz, Notaya Alan Nida Tüfekçi
Ölçü 5/8 TRT M.D.Y., THM, No: 2634
HOZALI GELİN
HOZALI (KOZALI) GELİN
Aşağıdan Gelir Hozalı Gelin, Kaynak Kişi: Halil Sapmaz, TRT THM NO:2904
Karşıdan geliyor Kozalı Gelin
Topla kozaları toz olur gelin
Kaldırsan peçeni baksam yüzüne
Eller arif olur söz olur gelin
Vay beni beni de yaralar beni
Gece Uyutmuyor Sevdalar beni
Bacadan aşıyor asmanın dalı
Gelin nideceksin bu kadar malı
Zengin olsan, fakir olsan ne çare
İşte görünüyor dünyanın hâli
Vay beni beni de yaralar beni
Gece Uyutmuyor Sevdalar beni
Yüce dağ başında yayılan atlar
Yarimin yanına varmasın yadlar
Mezarın üstünde dikilen otlar
Sızlıyor her yanım yar diye diye
Vay beni beni de yaralar beni
Gece Uyutmuyor Sevdalar beni
Gine mi yürüdü o yarin göçü
Nerede kaldın canımın içi
Koynumda sakladım verdiğin saçı
Belki bir gün gelir ilazım olur
Vay beni beni de yaralar beni
Gece Uyutmuyor Sevdalar beni
Derleyen: Emin Aldemir - Adnan TÜRKÖZ
Hozalı Gelin Farklı Bir tarzda Aysun Gültekin Tarafından Söyleniyor
CEVİZ OYNAMAYA MI GELDİN ODAMA
Kayseri-Bünyan - Adnan Türköz-Nezahat Bayram
Ceviz Oynamaya Mı Geldin Odama,
Nişanlın Da Bu Mu Derler Adama,
Dayanamam Senin Kara Sevdana.
Aman Aman Olmuyor,
Eş Eşini Bulmuyor.
Kara Yağız Genç Oğlan,
Niye Gönlün Olmuyor.
Asker Bayrağını Burca Diktiler,
Küçücük Yarimi Asker Ettiler,
Ben Doymadan O Yari De Alıp Gittiler
Aman Aman Olmuyor,
Eş Eşini Bulmuyor.
Kara Yağız Genç Oğlan,
Niye Gönlün Olmuyor.
Asker Oldu Yarim Gitti Kışlaya,
Ben Beklerim Yarim Gelsin Sılaya,
Ben Ölmeden O Yari De Bana Yollaya.
Aman Aman Olmuyor,
Eş Eşini Bulmuyor.
Kara Yağız* Genç Oğlan,
Niye Gönlün Olmuyor.
BÜNYAN HALAY TÜRKÜSÜ
Sıktırma Halayı (Karşıda Harar Durur):
Bünyan yöresine ait hareketli bir halaydır. Oyunun adı kol tutuşlarının çok sıkı olması ve omuzların birbirlerinden ayrılmamasından ileri gelmektedir. Oyun 4/4'lük bir ölçüye sahip olup, oyunun ezgisi Muzaffer Sarısözen tarafından Adnan Türközü'nden alınarak notaya alınmış ve THM. No: 1718 olarak TRT Repertuarına kazandırılmıştır .
Kaybolmaya yüz tutmuş olan bu oyunu, Bünyan'da bilen bir kaç kişiden yaptığımız araştırma sonucunda ortaya çıkartarak şehir içerisinde yayma fırsatı bulduk. Oyun şu anda okullarda ve halk oyunları ile uğraşan kurumlarda sevilerek oynanmaya başlandı.
Oyunun Türküsü şu şekildedir:
Karşıda kuzu yerler
Ben de varsam ne derler
Otursam ben de yesem
Şu şunu sevdi derler
Oy nendi, nenni, nenni
Dost nendi, nenni, nenni
Sevdâlım yaktın beni
Sürmelim yaktın beni
Karşıda Kürt evleri
Yayılır develeri
Oturmuş inek sağar
Terliyor memeleri
(Nakarat)
Karşıda oturanlar
Az derdim artıranlar
Bana bir yol gösterin
Sevdâdan kurtulanlar
(Nakarat)
Karşıda harar durur
Zülfünü tarar durur
Kızın gönlü olunca
Oğlanı arar bulur.
(Nakarat)
Irmağa vardım ırmağa
Ağaç dalı kırmağa
Altın yüzük yaptırdım
Al kınalı parmağa.
(Nakarat)
KARANFİLİM BURÇTA BURÇTA
BÜNYAN HALAYLARINDAN, KARANFİLİM BURÇTA BURÇTA
Bir çift güvercin olsam
Çadırın burcuna konsam
Soyunsam koynuna girsem
Eli Karanfilli gelin.
...
Eli Karanfilli gelin
Başı deste güllü yârim
Karanfil seni ezerler
Gerdana altın dizerler
Ah seni takan güzeller
Eli karanfilli gelin
(Nakarat)
Karanfilim muştalanmış
Duydum ağam hastalanmış
Benim derdim üstelenmiş
Eli karanfilli gelin
(Nakarat)
Karanfilim tutam tutam
Arasına güller katam
Hâlen de yalınız yatan
Eli karanfilli gelin
(Nakarat)
Karanfilim uçtan uçtan (burçtan burçtan)
Aklım aldın bir bakıştan
Ya inişten ya yokuştan
Eli karanfilli gelin
(Nakarat)
Karanfilsin kararın yok
Gonca gülsün derenin yok
Güzel senin saranın yok
Eli karanfilli gelin
(Nakarat)
Karanfilim taslarınan
Konuşalım dostlarınan
Hep çektiğim yaslarınan
Eli karanfilli gelin.
(Nakarat)
Karanfilim bitti mola
Yollarını tuttu mola
Yar beni unuttu mola
Eli karanfilli gelin
(Nakarat)
KAYABAŞI BOZLAĞI
Adnan Türköz'ün Kendi Sesinden
Kayabaşı Bozlağı
(aman) Çıkıp çıkıp ta gayabaşı gezmeli
İnip gırbağında bade süzmeli
(aman) Hep gara peçeli de sarı yazmalı
Uzun boylu güzeli var Niğde'nin (ey ey ey)
(aman) Buna gara sevda derler de hep gelir başa
Mevlam yardım etsin de bitmedik işe
(aman) Gider yaz ayları da galırsak kışa
O zaman bağlanır da yolu Niğde'nin (ey ey ey)
ŞU DAĞLARI AŞMALI (NAVRUZ GELİN)
Adnan Türköz'ün Kemdi Sesinden
Şu dağları aşmalı
Çifte camız koşmalı
Yar askere gidince (Ah suna boylum yürü)
Kiminen konuşmalı (Öldürüyon beni)
Yar yürü yürü kız yürü yürü sallanmanın yeri
Kız nişanlın geliyor Osmanlıca yürü
Poşunu eğdirmişsin
Kaşına değdirmişsin
Gayet güzel değilsin (Ah suna boylum yürü)
Kendini sevdirmişsin (Öldürüyon beni)
Yar yürü yürü kız yürü yürü sallanmanın yeri
Kız nişanlın geliyor Osmanlıca yürü
Ekine firaz derler
Güzele beyaz derler
Kime yansam derdimi (Ah suna boylum yürü)
Yana yana az derler (Öldürüyon beni)
Yar yürü yürü kız yürü yürü sallanmanın yeri
Kız nişanlın geliyor Osmanlıca yürü
Kaynak: Adnan Türközü
Yöre: Bünyan
KADİFELİ YASTIK KADİFELİ YORGAN YER YUMUŞAK
Yöresi Bünyan, Kaynak Kişi Adnan Türköz, Notaya alan Yaşar Aydaş, TRT M.D.Y., THM. No: 3210
Kadifeli yastık kadifeli yorgan yer yumuşak
Emmim oğlu yanıma geldi bir uşak
Öpmesi yok sevmesi yok konuşak
Ana beni niye verdin çocuğa
Oynar oynar taş doldurur kucağa
Sabah olur pabucunu giyemez
Akşam olur yemeğini yiyemez
Karanlıkta yatağını bulamaz
Ana beni niye verdin çocuğa
Oynar oynar taş doldurur kucağa
Sabah olur çocuk gider oyuna
Oynar oynar kum doldurur koynuna
Beni verenlerin vebal boynuna
Ana beni niye verdin çocuğa
Oynar oynar taş doldurur kucağa
DAĞDAN YUVARLANDI KAYALARIMIZ
Adnan Türköz'ün Kendi Sesinden Dağdan Yuvarlandı Kayalarımız
Kırat Bozlağı 1
Kıratım kalk gidelim haraphaneden
Yemini kestireyim eğri kuleden
Herkesin kısmetini verir Yaradan
Çırpını çırpını gidelim atım
Bugün de Antep'e yetelim atım
Kaldır kıratı kaldır perçemi kaldır
Öğle namazımı Maraş'ta kıldır
Bugün gideceğim bir hayli yoldur
Çırpını çırpını gidelim atım
Bugün Adana'da yatalım atım
Uzun olur aman Adana'nın ovası
Cana can katıyor Tekir yaylası
Binboğa burnundan Gülek boğazı
Çırpını çırpını geçelim atım
Bugün Kayseri vatana yetelim atım
Atım Kalk Gidelim Haraphaneden 2
Atım kalk gidelim Haraphane'den
Yemin kestireyim Eğrikule'den
Cümlenin kısmetin verir Yaradan
Oturanlardan sol taraftaki. İzmir’de Kore’ye sevk bekleyen arkadaşlarıyla. Abdullah Akay tarafından 1985 yılında anılarının toplandığı ” Kore’de Dirilen Şehit” adlı 75 sayfalık kitap Kültür Ve Turizm Bakanlığı tarafından yayımlanmıştır. Kitabın bir örneği Amerikan Kongre Kütüphanesinde muhafaza edilmektedir. Yanındakilerden bir kaçının daha Bünyanlı olduğu söyleniyor.
Birleşmiş milletlerin çağrısına uyularak, Güney Kore’ye silahlı kuvvetler gönderme teklifini ilk kabul eden ülkelerden birisi de Türkiye’dir. Türk hükümetinin aldığı karar ve Genelkurmay Başkanlığı’nın 3 Ağustos 1950 tarihli emri ile Kore Türk Silahlı Kuvvetleri adıyla Ankara’da bir tugay kurulur ve 4500 kişiden oluşan takviyeli Tugayın Komutanlığına 10 Ağustos 1950’de 2’nci Zırhlı Tugay Komutanı Süvari Tuğgeneral Tahsin Yazıcı atanır . Birlik, 25 Eylül 1950 tarihinden itibaren, birkaç gün ara ile ve üç kafile halinde ABD tarafından gönderilen gemilerle İskenderun’dan Kore’ye hareket eder. Yirmi günlük yolculuktan sonra Kore’nin Pusan limanına ulaşılır
Yolluk ve aylıkları Türk Hükümeti tarafından karşılanan, ABD silah ve araç gereçleriyle donatılan Türk Kore Birliği, 20 Ekimde, 9’uncu Amerikan Kolordusunun emrine verilir. Birliğimiz, Kore’ye varışından kısa bir süre sonra, daha savaş hazırlığını tamamlayamadan ve çevreyi hiç tanımadan kendisini sıcak savaşın içerisinde bulur. Bu sıcak savaş esnasında Çinlilere esir düşer.
Komünist Çinlilere esir düşen Türk Çavuşu Muzaffer Şenburç esir olduğu andan itibaren başından geçenleri şu şekilde anlatmaktadır:
"Kunuri'de arkamda patlayan top mermisi ile yere yuvarlandığımı görenler beni şehit bırakmışlar ve böylece sağ kalanlar beni şehit bildirmiş, şehit listelerine de böyle girmiştim. Beni yaralı olarak ele geçiren Çinliler diğer esirlerle beraber arabalara bizleri hasır ipleri ile bağlamışlardı. Arabalar her an devrilme tehlikesi geçiriyor, tekerler tangır tungur taşların üstünden atlayarak yuvarlanıyordu. Arabadan düşen yaralılar oluyordu. Düşenleri bir daha almadıkları gibi bir de vurup öldürüyorlar arkasından kahkahalar savuruyorlardı. Yanımdan Amerikalı siyahlardan biri düştü. Hasır ipe tutunarak bir müddet arabanın peşinden sürüklendi. Takatsiz kalınca ipi bıraktı. Komünistlerden biri beynine bir kurşun sıktı.
Bu arada bana da bir Çinli tüfekle üzerime ateş etti. Mermi saçlarımın arasından başımı sıyırarak geçti. Ben ölmekten korkmuyorum. Kıpırdamadan öldür diye işaret ettim. (470)
Getirildiğimiz kampta her gün ellerinde kırbaç bulunan süngülü nöbetçiler önünde hasta, yaralı hiçbir insanî his olmadan hayvan sürülerine yapılmayacak işkencelerle dağlardan odun söküp getirmeye götürülüyorduk. Ağır odun yükü altında yıkılıp inleyerek can veren yaralılar, odun yolunda süngülenenler, kırbaçlarla vurulup yıkılanlar, perişan, vahşet dolu işkence ve zulüm altında insanlıklarından utanmayan zalimler eline düşmüştük.
Bitten ve pislikten hepimiz kokuyoruz. Yemek olarak kokmuş balık, kuru fasulye suyu veriliyor. Bir kova suda bir avuç fasulye yok desem doğru olur. Bu sudan içenler dizanteri ve bin bir çeşit iç hastalıklara yakalanarak ölüp bu cehennem azabından kurtuluyorlar. Kampta on bini aşan müttefik kuvvetlere mensup esir vardı. Pekton kampının diğer kamplara benzemeyen bir tarafı da her gün esirleri büyük salonlara toplayıp mecburî komünizm propagandasından ibaret olan derslerin dinletilmesi idi.
Çinliler Kanada dolarına çok kıymet veriyorlar. Elinde bir Kanada doları olan birçok ihtiyaçlarını temin edebiliyor. Fakat biz dolar yerine sırtımızda bit taşımıştık.
Esir değişiminde iade edileceğim zaman başlangıçta, kimlik tespitine, sonra soru yağmuruna tutulmuştuk. Heyecandan düşünemiyor, adeta cevap veremiyorduk. Hele üzerimizdeki Çin elbiselerini çadırlarda soyunurken çıkarmaya sabredemeyip yırtıyorduk. Birleşmiş Milletler üniforması ruhumuzu sıkıntıdan kurtarmıştı, ilk özgürlük yemeği sevinçten boğazıma tıkanıyordu. Esir cehenneminde çektiğim işkencelerin acısına ilâveten yaralarımızın sancısını çekmekten artık bıkmıştım. Bu kadar azabı artık kendime kâfi görüyordum. Vatana yarım insan olarak dönmemeyi ve tedavi edilmeyi istedim, isteğim üzerine beni Army hastanesine kaldırdılar. Orada 28 Nisan 1953 tarihinde ameliyat masasına yatırıldım. Bu ameliyat benim için zor olmadı. Zira artık ölmeyeceğime inanıyordum. Vücudumu neşterle delen eller hayatımı kurtarmak için didiniyordu. Zaten iyi niyetli ellerde ölmek gam değildi, baygınlık ve ateşler arasında kıvranarak o tehlikeyi de atlattım. Artık hayatın bana güleceğini benimse, hayata nefretle değil, sevgi ile bağlanacağımı tatlı tatlı düşünmekten kendimi alamıyordum" (1) diyordu.
1- Abdullah Akay; Kore'de Dirilen Şehit, Ankara. 1985, s. 44