23 Şubat 2013 Cumartesi

SALİH ALTINTOP'A AİT ŞİİRLER


HALILAR  ŞEHRİ  BÜNYAN
Dünyaya tanıttın ünlü halılarını
Taşköprü, Cami-İ Kebir anlatır tarihini
Kimse inkar edemez senin güzelliğini
Halıcılık şehri güzel Bünyan’ım

Renkli desenler oturmuş sütunlarına
Bünyan Kayseri’nin yakınında
Dünyanın pazarında Bünyan halıları
Halılar şehri güzel Bünyan’ım

Ad kavminden gelir günümüze
Halıları kızlarımız üretir sipariş üzerine
İlmik ilmik işler halıların özüne
Halıların başkenti şirin Bünyan’ım

Yatıp dinlenesim var halı üzerinde
O kadar gururluyum ki halın düşmüş dillere
Halılarını gördükçe ışık geliyor gözlerime
Altıntop de der yemeğimi yesem, çayımı içsem halı üzerinde.
                                                                    Salih Altıntop
Salih Altıntop şiirleri Antoloji. com ve Kayseri Haberleri.com' da



ŞAHSENEM
Şahsenem derler, Kayabaşı’nın gülü
Etrafında eksik olmaz gül ile sümbülü
Varana şarkı söyler gülün bülbülü
Ziyarete var tazeler ömrünü

Büngüldek derler kayadan kaynar suyu
Kışın ılık yazın soğuktur suyu
İç kana kana suyunu doyulur mu
Çağlayıp akıp gidiyor bulmuş yolunu

Şahsenemde var yeşilliğin bütün tonu
Mesire yerleri çayından giymiş donunu
Kayabaşı bekçi olmuş koruyor onu
Şahsenem, Altıntop’un okşar ruhunu                 

 08.03.2012 Salih Altıntop


BÜNYAN’IN PINARBAŞISI 
Pırıl pırıl akar Pınarbaşının suları 
Hayat bulur bahçeleri, bağları 
Adam sende deme var gez oraları 
Pırıl pırıl akar Pınarbaşı’nın suları 

Cumartesi, Pazar etrafında yer bulamazssın 
Erken gidersen yer bulup mangalını yakarsın 
Demli tavşan kanı çayına bayılırsın 
Pırıl pırıl akar Pınarbaşı’nın suları 

Billur gibi suları deresinde akar gider 
Pınarbaşına gelmiyenler güzelliğini bilemezler 
Pınarbaşı insanın ruhunu sesler 
Pırıl pırıl akar Pınarbaşı’nın suları 

Belediye Pınarbaşı’na kurdu turistik tesisleri 
İnsanı mest ediyor Pınarbaşı’nın güzellikleri, 
İnsanlar yıkanıyor, yüzüyor ördekleri, 
Başkan Mehmet Özmen’i tebrik etmeli 

Belediye belediye olarak böyle hizmet görmedi 
Akıl yaşta değil, başta olduğunu bilmeli 
Başkanın yaşı genç aklı hayli gidiyor ileri 
Başkan Mehmet Özmen’i kutlayıp anlından öpmeli 
Böyle çalışkan başkan hep bu makamda kalmalı. 
Salih Altıntop (1943) şiir: 06.04.2012 


ŞEŞE BAĞLARI 

Kepezin eteğinde üzüm bağları 
Çağlayıp akar horhorun suları 
Rengini yükünü almış asmaları 
Kınalı eller üzüm keser Bünyan’ın kızları 

Şeşenin deresinden akar kumlu suyu 
Can veriyor etrafına iyidir huyu

Pekmez olacak üzümlerin suyu 
Ocaklar kurulur dumanı göklere gider yolu 

Al yeşil yemeni başında dolalı 
Öldürüyor beni o güzelin bakışları 
Al yanak, inci dişler yakışıyor ona 
Kiraz dudağa anam, kiraz dudağa 

Göğsünde ki turunçlar okşar 
Gerdanı anam gerdanı 
Sütün bacaklar gösterir 
Kalçayı anam kalçayı 

Bir bakışta aşık oluyor yosmaya 
Allah beğenmiş de yaratmış 
Altın bilezikler kollarda 
Bir bakan bir daha bakıyor sevda edasıyla 

Ay parçası o Bünyan’ın güzeli, 
Kınalı parmaklar toplar üzümleri 
Yanar ocaklar kaynar pekmezleri 
Şeşe’de hoş olur bağ bozumları 


Şeşe bağlarının tozlu yolları 

Öldürüyor beni o yosmanın bakışları 
Üzüm kesenin dilinde şarkıları 
Şeşe bağlarında şenlik var herkes görsün buraları 

Şeşe bağlarında pekmez yapanlar 
Asma altında güzelleri sorarlar 
Yeşil yeşil gülüyor üzümlü yapraklar 
Kiraz dudakta bal alırlar 


Kepez dağının başı yüceden yüce 

Çık tepesine bağ bağların güzelliğine 
Altıntop Şeşe bağları’nı dolamış diline 
Bağ bozumunu şiirlerle işlemiş yüreğine 
Allah ömür verirse yine geleceğim üzüm kesmeye 
Bağ bozumuna davetli herkes gelsin şenliğine 
Salih Altıntop (1943) Şiir: 06.03.2012 


DOST BULAMAZSIN 

Gez dolaş dünyayı sadık dost bulamazsın 
Ne tatlıdan ne de açıdan zevk alamazsın 
İnsanların dedikodularından kurtulamazsın 
Bakar bakarda bu aleme ağlar dururum 

Sözlerimi sakın atmayın yabana 
Sadık dost diye kimseye bel bağlama 
Varlığın var ise dururlar yanında 
İnsanlığa bakar bakarda ağlarım 

Kesen doluysa cümle alem dostun olur 
Ne yazık ki düşmanın bile yanında kul olur 
Altıntop uslu kağıtlarına yazar durur ama 
Bakar bakarda bu aleme ağlar dururum. 

Salih Altıntop (1943) Şiir: 04.03.2012


BÜNYAN’I DÜŞÜNDÜKÇE 

Şömineler yanalı evler ısınıyor 
Odun ateşinde Gönül çay istiyor 
Bünyan’ı düşündükçe içim yanıyor 
Vatanımın havası bir başka Bünyan’ın 

Bir ağaç bile dikmedin bahçeye 
Gölgelenmek için oturmadın dibinde 
Sümbüller, çiçekler boynunu bükmeden 
Bağ bahçen dargın, küsmü olmuş acaba 

Yağmur yağar taş erir toprak olur 
Sahibine el göğüs gıpta durur 
Susuzluktan bağ bahçen ah çeker durur 
Altıntop’un yüreği yanıp kavruluyor Bünyan’ım 



Salih Altıntop (1943) Şiir: 04.04.2012



KÖSÜRE VE ŞEŞE BAĞLARI 
Kösüre düzde, yolun düşer şeşe bağlarına 
Dilmit, göğcek, gül, buludu üzümlerin bağlarda 
Her yıl şenlik olur bağ bozumunda 
Kesilen üzümler kınalı ellerle dolar kasalara 

Neşe buluyor bağlara varanlar 
Pekmez kaynatmak için yoruluyor analar 
Allah bereket vermiş üzüm yüklü asmalar 
Her bağda ocaklar yanar göklere çıkar dumanlar 

Bağ bozumunda var bağlara ye üzümleri yüzün gülsün 
Vücuduna direnç, gözlerine ışık gelsin 
Ah canım bağlar sen cimri değil cömertsin 
Bağ sahibi sana, sen bağcıya arkadaş değil misin 

Çeşit çeşit üzümlerin gider pazara 
Tatlı, leziz pekmezlerin kazanlarda 
Yersen pekmezi kafa tutarsın soğuklara 
Yazık olur pekmezsiz olan sofralara 

Bağ bozumunun güzelliği bir başka 
Üzülür keserken geliyoruz aşka 
Naralar, türküler karışır birbirine 
Altıntop’tan duyurulur herkes gelsin bağ bozumuna. 


Salih Altıntop (1943) Şiir: 20.03.2012




BAŞPINARIMIZ
Pınarbaşı bizim Başpınarımız
Gümbür gümbür akışına bakarız
Soğuk suyunu içer kanarız
Pınarbaşı bizim Başpınarımız

Yadellerde Bünyanlı ah çekerken
Pınarbaşı sevdası zor gelir ona
Işıl ışıl gözler kan ağlarken
Pınarbaşı bizim Başpınarımız

Bünyan’lı Pınarbaşı’ndan ayrılmam sandı
Akan sulara sevdalanın ciğeri yandı
Sen diyarı gurbette Başpınar bize kaldı
Pınarbaşı bizim Başpınarımız

Ferhat, şirin için dağları deldi
Kavuşamadı mahşere kaldı
Sevda çekenlerin gönülleri yandı
Pınarbaşı bizim Başpınarımız

Genç yaşta çekip gittin gurbete
Çağlayıp akıyor sular köpüre köpüre
Altıntop, gurbette zor geçer günler desede
Pınarbaşı bizim Başpınarımız.

Salih Altıntop (1943)  Şiir 03.04.2012



BÜNYAN’IN İNSANLARI


Sevgiyle, saygıyla, selamla yoğrulmuş Bünyan’ın insanları
Cana can katıyor Pınarbaşı’nın çağlayıp akan suları
Yeşeriyor mahsül veriyor bahçeleri bağları
İnsanları merttir, medenidir sarsılmaz bağları

İnsanları hoş sohbet gururla dinlenir hikayeleri
Hiç kopmaz, kopmayacak insanlık bağları
Başları hep dik onlara ciğer yedirmiş anaları
Beş vakitte secdeye gelir alınları

Aldığı görevi kaytarmadan hakkıyla yapar vazifeyi
Helâlinden  kazanır haramla doldurmaz mideyi keseyi
Her zaman Allah Peygamber yolunda görür kendini
Birbirini sever sayar gösterir her türlü merhameti

Çalışır hakkıyla asla kul hakkı yemez
Haksızlığa hiç mi hiç ödün vermez
Haramla bu fani dünyada kendini avutmaz
Beş vakitte alnı secdeye getirir kılar namaz.

Salih Altıntop (1943)  Şiir: 18.12.2012


BİLESİN
 
Bilelim bir gün bu can bizden ayrılır
Azığın heybede var ise melekler razı kalır
Torbandakiler haram ise ahret başına yıkılır
Bilelim bir gün bu can bizden ayrılır

Sağ elinde Kur’an, sol elinde olsun sünnet
Rabilalemin bunu bil öğren dedi elbet
Allah, Peygamber yolundaysan sana eder şehadet
Bilelim bir gün bu can bizden ayrılır

Haftada bir gün Cuma durma koş camiye
Omuz omuza gıyam dur Gaffur Rahime
Cami çıkışında mücadelen var günah yok ümmete
Bilelim bir gün bu can bizden ayrılır

Bilelim bir gün bu can bizden ayrılır
İslâmi yeti hakkıyla yaşayan efendisine sarılır
Yanlış yoldan gidenin sonu cehenneme varılır
Bilelim bir gün bu can bizden ayrılır

Salih Altıntop (1943) Şiir: 11.02.2007


BEYHUDEMİ YAŞAYACAĞIZ
Gelmişsek beyhudemi yaşayacağız bu dünyada
Her sabah güneş doğar durmaz akşama batar
Elinde varsa verdin mi bir sadaka fukaraya
Gelmişsek beyhudemi yaşayacağız bu dünyada


Her gün beş vakitte ezan okunur minarelerde
İnsanın ruhu seslenir dualarla Bilâli Habeşe
Alnımız secdeye gelsin diye koşarız camilere
Gelmişsek beyhudemi yaşayacağız bu dünyada


Evvel Allah biz Müslüman’ız olamayız beynamaz
Elini haramdan çekmeyen bize yaramaz
Helâlle yaşayan İlahi huzurda daralmaz
Gelmişsek beyhudemi yaşayacağız bu dünyada


Ah bu fani dünya geniş ve aydınlık
Hep kalamasın, yaşayamazsın görünüyor mezarlık
Günahın var ise, mezarlık zifiri karanlık
Gelmişsek beyhudemi yaşayacağız bu dünyada


Büyüklenme, kibirlenme bir gün yok olursun
Rabbimin huzurunda ezilip büzülüp kahrolursun
Cehennem zebanisine yem olursun
Gelmişsek beyhudemi yaşayacağız bu dünyada

Salih Altıntop (1943) Şiir: 18.05.2006


İMAN ANAHTARI
İnsan zengin fakir olurda gider
Üzülme nafakanı kazanırsan o da yeter
Rabbim sana ne lâyık gördüyse şükür yeter
Zenginlik fakirlik bir gün yok olur gider

Konuşmaz olur o güzel konuşan dilin
Çok kazandın fakirlere zekâtını vermedin
Senin sofranda çeşit çeşit nimet fakiri düşünmedin
Kalbiyin fikri neyse değişmez öyle gider

Kalbin kilitliyse onu iman anahtarı açar
Bu dünyada zengini de fakiri de yaşar gider
Küçücük kalbi Allah diye coşanda gider
Sanma ki bu ömür böyle uzar da gider

Bir gün emellerin sona erer çaresiz
Zenginliğinde, fakirliğinde sona erer gider
Anlarsın o zaman Azrail cana gelir
Ah vah demene müsaade olmaz gider.

Salih Altıntop (1943) Şiir:14.04.2005


ÖĞRETMEDİ Mİ
İslâmsız bu dünyadan zevk aldın mı?
Allah’ı unutup sefana daldın mı?
Tökezlesen ah vah anam dedin mi?
Annen baban sana İslâmiyet’i Öğretmedi mi?

Göklere yükselen apartmanların mı var?
Büklüm büklüm bacaları tüten fabrikaların mı var?
Bankalar kasalar dolusu paraların mı var?
Ölmeyecekmiş gibi seni yaşatacak doktorun mu var?

Günler geçer durmaz vızır vızır
Gençlik geçer, ihtiyarlık başlar
Siyah saçların ağarmaya başlar
Dünya ya çaktığın kazıklar sökülür bir gün

Kazandığın servetler senin mi acaba?
Bankalarda ki paralar senin mi acaba?
Hayat kısa ölüm var zekât verdin mi acaba?
Abdest alıp secdeye alnını koydun mu acaba?

Yaşadığın haşmetli ömrün biter bir gün
Sende ki o ruh seni terk edecek bir gün
İster dindar, ister beynamaz ol
İlâhi huzurda hesap verilecek bir gün
Kendine gel kendine ey deli gönül

Salih Altıntop (1943) Şiir:14.09.2005



HÂK YERİNİ BULSA
Hâk yerini bulsa, tarla duvar istemez
Hırsızlık olmasa para kasa istemez
Ey Müslüman zengin kardeşim
Sen sofranda çeşit çeşit yerken
Fakir fukara sana nasıl kahretmez

Salih Altıntop (1943)         


BÜNYAN’A KOKU VERMİYOR


Büklüm büklüm giden yollar bitmiyor
Bahar yakın güneş Bünyan’a ışık vermiyor
Pınarbaşı’nın suları derya olup akıyor
Daha çiçekler açmamış Bünyan’a koku vermiyor

Ağaçlar yapraklanıp çiçek açmamış
Çayır çimenler halı olup serilmemiş
Körpe kuzular daha melememiş
Göçmen kuşlar gelip şarkı söylememiş

Bünyan küskün dağlar taşlar küskün
Her taraf kar soğuk sıkı giy üşürsün
İnsanlara, suya bir tek Taş Köprü küs değilsin
Yaylalar daha çamur havan tepip gezemezsin

Salih Altıntop (1943) 



ZENGİN İLE FAKİR

Fakir olarak yaşıyorsan eğer
Fakire değer verilmezmiş meğer
Sıhhatli bir nefes dünya malına değer
Zenginde fakir de bir gün karanlık mezara girer

Zenginlikte fakirlikte Allah vergisi
Zengin varlık içinde yaşar gelir neşesi
Fakir yokluklar içinde hayat Çilesi
Zenginde fakir de bir gün karanlık mezara girer

Fakirin malı mülkü parası yok ki zekâtını versin
İnsanlar arasında zengin değil ki sevilsin
Zenginin yanında iki büklüm bükülürsün
Zenginde fakir de bir gün karanlık mezara girer

Fakir gün bulur gün yer çalışırsa eğer
Geçmiş geride kaldı geleceğe değer ver
Hanımın çocukların senden her şey ister
Çocuk yapmak kolay onlar istikbal bekler

Rabbim zengine vermiş mal mülk para
Çalışmak için durma sende var yanına
Tekkeyi bekleyen kavuşur sofrada çorbaya
Kafayı çalıştır iste yalvar yüce yaradana

Salih Altıntop (1943)  


EY OĞUL
Ey oğul bir çıpkı da silip atma anayı babayı
Onlar deneyimli bilir dünyanın meşakkatini
Hiçbir ana baba istemez yanlış yolda olduğunu
Ey oğul bir çıpkı da silip atma anayı babayı

Ey oğul ana baba esirgemez senden sevgisini
Her zaman her an görmek ister vakur cemalini
İşte o zaman kazanırsın, alırsın dualarını
Ey oğul bir çıpkı da silip atma anayı babayı

Ey oğul senin fakir fukara olduğunu istemez ana baba
Yaşantın İslâm’a uygun olsun kazandığını har vurup harman savurma
Her zaman her an fakirlikte gelir belki senin kapına
Ey oğul bir çıpkı da silip atma anayı babayı

Ey oğul sana İslâm’ı öğrettik helâlinden yaşa
İstemezmiyiz görelim seni yüksek makamlarda
İslâm vecibelerinden ayrılma yönelt kemalini Allah’a
Ey oğul bir çıpkı da silip atma anayı babayı

Helâlinden kazandığını har vurup müsriflik yapma
Dost bildiklerin yanında kalmaz nasihatimiz olsun sana
Suçlarsınız anayı babayı üzersiniz yapmayın Allah aşkına
 Ey oğul bir çıpkı da silip atma anayı babayı

Ey oğul sen hanımına, hanımın sana uygun yaşayın
Şeytanı içinizden hemen söküp atın anlayın
Hazır para çabuk biter bütçenizi ayarlayın
Ey oğul bir çıpkı da silip atma anayı babayı

Ey oğul kim olursanız ana babaya öf demeyin
Etme bulma dünyası sizde bulursunuz bunu bilin
Sık sık ziyarete gidin ihtiyarların dualarını alın
Ey oğul bir çıpkı da silip atma anayı babayı

Ey oğul seninde çocuğun var sevgin nasıl ona
Doğruları konuş ne olursun Allah aşkına
Bütün ana babalar sevgiyle basar bağrına
Ey oğul bir çıpkı da silip atma kulak ver anaya babaya
Bu nasihatlerim Kulaklarında çınlasın Allah aşkına.

Salih Altıntop (1943)    Şiir: 08.02.2010

İSLÂMİYET
İslâmiyet benim ruhumda varsa
Şeytan bile yolumdan döndüremez
Yürürüm doğru yolda imanla
Şeytan bana küser yüzü bile gülmez

Hangi iblis, Müslümana arkadaş olmuş
Müslüman kardeşim iki cihana mal olmuş
İmanla itikatla dilim Kur’an okumuş
O ibliski beti benzi sararıp solmuş

O benim Kur’an’ım, izinde yürürüm
Okurum okuturum huşu ile nura bürünürüm
Kur’an’la gerçek İslamiyeti doğru yolu bulurum  
Şeytana uyarsam eğer iki cihanda sürüm sürüm sürünürüm

Allah, Peygamber yolunda yürürüm ben
Aldanmam İblise ateşten vururum gem,
Allah’ın kul Peygamber’in ümmetiyim ben
Öte alemde Peygamberimden şefaat beklerim ben
Salih Altıntop (1943)    Şiir: 08.04.2008


İŞTE KÜNYEM BUDUR
Adımı sorarsan Salih Altıntop doğumum 1943
İşim emekli memur yaşı yetmiş iki kız iki oğlum var
Bir kızım iki oğlum devlet kademesinde memur
Üç numara kızım lise mezunu ev hanımıdır

Babam İstiklâl gazisi Topçu çavuşu Mehmet Altıntop
Savaş tabyalarında bir ayağı oldu topal 
Anam on iki yılasker yolu bekleyen Osmanlı kadını Tenzile
Bizler Kayseri İlinin güzide ilçesi Bünyan sakiniyiz

Kendim şair ruhlu, kendi halinde bir insanım
Boş zamanlarımda şiirler yazar dururum
Bu güne kadar 1018 adet uslu kağıtlarıma şiir yazdım
Şiirlerimi okuyup beğeneceğinizi tahmin ediyorum

Şiirlerimin yüzde doksanında Allah Peygamber din İslâm geçer
Şiirlerimi yabana atmayın öğütlü nasihatlidir
Ömrüm Oldukça şiir yazmaya devam edeceğim
Ben ölür giderim ama şiirlerim sizlere hatıra kalır

Salih Altıntop    10.02.2013

GÖRMEYELİ
Görmeyeli yıllar oldu
Dağlarda ki laleler soldu mu?
Hasretin bana dert oldu
Gözlerime boncuk boncuk yaş doldu

Şarkı söyleyerek gittiğim yerler
Gözen sesin membağından
Pınarbaşı’nın berrak suyu 
Gülerek kaynar kazanımızda Bünyan’ım

Her zaman aklımdan çıkmaz hayalin
Çok oldu eşi dostu ziyaret edemedim
Mezardakilere dualarım Fatihalarım
Bünyansız yaşayan bir ölü gibiyim

Gençlikte keven için giderdik dağlara
Üzüm kesmek için varırdık bağlara
Konvoyun bir ucu Bünyan’da bir ucu bağlarda
Pekmez kaynar dumanlar yükselir havaya

Büngüldekten Veli Evinden
Sular fışkırır Pınarbaşı dağından
Bahçelerinden bağlarından
Şarkılar söylenir Bünyan’da

Salih Alıntop               (Şiir: 02.12.2010)

GERGEMENİN ÇAMANLARI
Gergeme’nin önünden akar sular
Manzarası güzel her tarafa bakar
Misafiri eksik olmaz çok olur
Gergeme’nin  çamanları dillere destan olur

Gez dolaş güllü  Bünyan’ı
Üzüm verir şeşe bağları
Dillere destan olmuş 
Gergeme’nin çamanları

Al yanaklı gergemenin kızları
Dünyaya ün yapmış Bünyan’nın halıları
Suyumuz kireçli eritir kireboluları
Ye iştah açar gergemenin çamanları

Salih Altıntop                (şiir: 11.02.2012)


BEN ÖLEYİM
Doğduk büyüdük geldik evlenme çağına
Allah yazdı girdik evlilik bağına
Baktık o tarafa bu tarafa fani dünya boşuna
Dünyasını değiştirenleri görüyoruz musalla taşında

Ölümü düşündükçe akıl kalmıyor başta
Bir lokma ekmek için koştuk o tarafa bu tarafa
Biliyoruz bir gün Azrail’de gelecek bizimde kapıya
Yarabbi benim canımı al hanımın canı daha sonraya

Hanım benden önce ölürse zefil perişan olurum
Evimin kapısını kimse açmaz kahreder ağlarım
Yar başka imiş kaderime yanar bağrıma taş basarım
Yarabbi benim canımı al hanımın canı daha sonraya

Bu dünyanın hali idaresi bir başka
Öte alemi düşündükçe elime alıyorum maşa
Fani dünyanın hikmetli ilâhisi olacak burada
Yarabbi benim canımı al hanımın canı daha sonraya

Hanım ölürse benim haneye sinek bile girmez
Bu can çocukların evinde bile rahat edemez
Oğlun kızın razı olsa bile, gelin kalsın diyemez
Yarabbi benim canımı al hanımın canı daha sonraya

Varsan otursan oğluyun  kızıyın evine 
Birkaç gün geçince bakmazlar bile yüzüne
Kıymeti olmaz emekli maaşını versen ellerine
Yarabbi benim canımı al hanımın canı daha sonraya

Hanımın, hanım arkadaşları çok olur gelir evine
Ev temiz mis gibi her şeyi yerli yerince
Ara sıra gider oğlunun kızının evine
Maaşı bize versin diye dört gözle bakarlar ellerine

Ey hanım otur rahat et eviyin köşesinde
Seni ziyarete gelenler sarılsın öpsün ellerine
Gidersen ziyaretlerine kısa olsun kulak ver sözlerime
Uzun kalırsan yerin olmaz yerilirsin düşersin dillerine

Salih Altıntop                  Şiir: 12.08.2010

SALI PAZARI
Her haftanın salı günleri
Bünyan'da kurulur pazar yeri
Asırlarca bu kültür gelir beri
Pazara gelir köylünün alın teri
Alınır nimetler sofradır yeri

İki geçe kurulur pazar yeri
Çeşit çeşit süslenir tezgah üzeri
Baka baka zevk alır insanın gözleri
Yüksek sesle bağrışmaları duyar insan kulakları
İhtiyaçlarını alamayanın yanar yüreği

Bünyan çok güzel süslenir pazar yeri
Batman batman satılır salamur basma peyniri
Bir başka güzeldir sofra üzerindeki yeri
Yiyenlerin vücudu hem sağlam hem diri
Hastalıklar gelemez kalır geri

Bünyan'da görüyoruz asil kimliğimizi
Atalarımızdan aldık onur dersimizi
Ruhumu seslendirir bağrışma sesleri
Gıdalarla doldururuz evimizi hemde soframızı
Alacağız, yiyeceğiz, yolda mı bulduk canımızı

Köyden kentten gelir dizilir pazarcılar
Seymen gibi baka baka gider alıcılar
İhtiyaçlar alınır dolar çantalar
Renk renk asılı çeşit çeşit etekler kazaklar
Alınan yeni yeni giysilerle sevinir çocuklar.

Salih Altıntop                    Şiir: 27.01.2010


TARİH KOKUYOR KAYABAŞI
Kayabaşı Bünyan’ın ortası 
Eteği aşıkların ovası, üstü yaylası 
Mercimek dağı anası, Koramaz babası 
Çabıtlı çalı kız kardeşi başında yazması 

Ağbayır göz kırpıp bakıyor Kayabaşıyla 
Kayabaşı âşık olmuş ayna tutuyor sana 
Bekârlık başa bela neye yarar sevgili olmayınca 
Sessiz sessiz yanar tutuşur sevdalı Ağbayır’a 

Dizgeme dağından bak kayabaşı karşında 
Hazırola geçer selâm gönderir sana 
Vatan olmuş, yurt yuva olmuş bir çok cana 
Mağaraları tarih kokuyor varırsan oralara 

Kayabaşı eteğinde Yenice Mahallesi 
Yükseklerden şarkı söyler akar şelâlesi 
Salını salını gider sulanır Kayseri ovası 
Gittiği yerlere bereket verir Pınarbaşı’nın suları 

Karşıda Cumhuriyet, Sağlık Mahallesi 
Dur durak bilmez duyulur bülbül sesleri 
Akşamları söylenir Dedekorkut Deli Dumrul hikâyesi 
Acep kurulurmola Kayabaşı’na turistik tesisleri 

Geziyorum Bünyan'ın güzel güzel yollarında 
Aşık oldum Kayabaşı'nın taşına toprağına 
Binbir çeşit irili ufaklı mağarasına 
Kayabaşım ölümüne seviyorum basarım seni bağrıma 

Bayılıyorum senin yükseklerde som kayana 
Mağaraların bir başka tarih neler anlatıyor bir baksana 
Atalarımız ev yapmışlar Kayabaşı'nın yamacına 
Ah gençlik ah gezip oynardık bu tarihi mağaralarda 

Kayabaşım senin güzelliğin başka havan başka 
Yücelerine çıkınca ah edip seyrederim Bünyan'ım sana 
Adım adım, karış karış gezer bakarım mağaralarına 
Kayabaşı'nı görünce ruhum seslenir gelirim aşka.

Salih Altıntop


İHTİYARLIK
İhtiyarlık yapıştı yakamdan 
Ağrıyor yürüyemiyorum ayaklarımdan 
Uzun yolculuktan geldim kalkamıyorum yataktan 
Gözlerimin feri gitti yaş kalmadı ağlamaktan 

El attı ayrılmıyor benim sofradan 
Ses gelmiyor artık çataldan kaşıktan 
Her tarafım ağrıyor gitmiyor benim kapıdan 
Bana sadık arkadaş oldu usandım şu ilaçlardan 

Ne olursun gitmeseydin gençlik benden 
Anlamıyorsun değil mi beni kendine uşak etmeden 
Beni iğneleyip kalçalarımı delmeden 
Al benim canımı al daha fazla acı çekmeden. 

Salih Altıntop (1943) Şiir: 04.12.2010


UNUTAMAM BÜNYAN'IM SENİ
Unutamam seni ruhumdasın 
Mezarımda bile bana lazımsın 
Kayabaşınla, Şahsenemle 
Her zaman rüyamdasın Bünyan'ım 

İlçeler içinde bir tanesin 
Damarımda dolaşan kanımsın 
Gez dolaş Pınarbaşı'nı çok seversin 
Toprağınla taşınla can gibisin Bünyan'ım 

Dağlarında açan lale, çiğdem gibisin 
Rengarenk giyinmiş kızlar gibisin 
Suyun temiz, havan temiz melek gibisin 
Gönül verdiğim vatanımsın Bünyan'ım 

Dağlarında ormanlarını yok ettik 
Kesip getirip evimize örtü ettik 
Soğuklarda tandırımızda yaktık 
Saçlarını tıraş edip yeşilliğini yok ettik Bünyan'ım 

Bünyan'ım affet bizi sana karşı mahcubuz 
İşimiz ağaç dikmek değil, dikileni yok ederiz 
Kimse kusura bakmasın doğruları söyleriz 
Altıntop'un ciğeri paslandı neyleyim. 

Salih Altıntop (1943) Şiir: 29.02.2012


CAMİ-İ KEBİR
Cami-i Kebir tarihi bir mahalle 
İnsanları medenidir selam verir birbirine 
Büyükler sevgi gösterir bunlar küçük diye 
Bu kültür bize yeter Allah'ın izniyle 

Cami-i Kebir Camisi Alaeddin Keykubattan gelir bize 
Tarihi yazılı giriş kapısının üzerindeki kitabesinde 
Camiyi yaptıran yapanlara emeği geçenlere 
Eller havada dualar edilir o muhteremlere 

Caminin minaresi göklere uzanır 
Ezan okuyan namaz kılan sevabını alır 
Camimiz tarihi bir eser o günden bu güne uzanır 
Camide namaz kılan huşu ile huzu bulur

Salih Altıntop(1943)      Şiir:12.02.2012


SÖZÜMÜ ATMA YABANA
Dinleyin sözümü atmayın yabana
Bu gün bana, belki yarında gelir senin başına
Hanımın öldüyse varma oğluyun kızıyın yanına
Evin varsa otur oturduğun makam da
Kümesini değişme sakın saraylara

Allah’a tespih ederim ki ömrün varsa yaşarsın
Gençliğinde dağlar, taşları koşarak aşarsın
Bu böyle bende kalır deme ihtiyarlık gelince anlarsın
Görürdün çevrende ki ihtiyarları hiç umursamazdın

Ya Allah Bismillâh ömrün varsa her şeyi öğrenirsin
Hep böyle genç kalırım dersin ihtiyarlığı düşünmezsin
Çevrende üç ayağa binenleri aklına bile getirmezsin
Zamanın gelince yetkin meyve gibi sende dibine düşersin.

Gençliğinde şakır şakır şakırdandı o tatlı dilin
Simsiyah saçların kaytan bıyıkların, nur gibi yüzlerin
Bu güzellik hep bende böyle kalacak sanırdın
Bir gün bakarsın kırış kırış yüzlerin, dermansız dizlerin olmuş senin

İhtiyarlıkta evinde hanımın varsa gül gibi kokar
Hanımın ölmüş ise evin diken olur sana batar
Gözlerin dört duvara bakar, duvarlar sana bakar
Sakın çocuklarıyın yanına gitme acı sözleri seni yakar

Yaşıyormusun gençlikde, ihtiyarlıkda Hüdadan
Rabbim ne yazmışsa arnına o gelir baştan
İslâmiyete sıkı sarıl, vecibelerini yap ölüm olmadan
Allah’a Peygambere, kur’ana sıkı sarıl öte aleme varmadan

Salih Altıntop (1943)                  Şiir: 15.01.2012 


BÜNYAN
Bünyan’ın suları yukarıdan akar
Koyun kuzusunu fakılar yaylasında arar
Şahinler, kartallar Kayabaşına konar
Tarihler seni yazar Bünyan’ım

Bünyan’ın ortasından Bük Deresi geçer
Kayabaşı’nın güzelliği Bünyan’a yeter
Gel Bünyan’a hangi kapıyı çalsan misafir eder
Bu şan bu şeref Bünyanlıya yeter

Bünyan’ın kenarından Malatya yolu geçer
İnsanları merttir yiğittir yardımı çok sever
Kayseri yakındır gençleri çalışmaya gider
Pınarbaşı’nın güzelliği sana yeter Bünyan’ım

Bünyan’da bir fabrikamız vardı satıldı
Bünyan’ın gençleri ateş oldu yandı
Bünyan’da iş yeri az Kayseri’ye dayandı
Bünyan’da şahin olanlar avını başka yerlerde avladı

Canım cananım Bünyan emekliler cenneti
Onlarda bu dünyadan göçü çekerlerse ne olacak hali
İhtiyarlar gençleri tanımıyor olmuş Kayserili 
Ozan Salih hüzünleniyor besbelli

Salih Altıntop (1943)         Şiir: 18.01.2012


BÜNYAN’DA YAŞAM
Dağdan keven demirölçe kesilir
Şelek yapılır evlere getirilir
Anam her gün tandır yakar tüttürülür
Taze ekmekle yemekler mideye indirilir

Evvelce soba nadir evlerde bulunur
Tandır közünün üstüne iskemle kurulur
Mitil altında toplu olarak yatılır
Diz ağrısı romatizma kapıdan kovulur

Evin tavanı ağaçlı üstü toprakla örtülü
Sandıkta çeşitli pekmezler düzülü
Kepçe kepçe içenin bedeni güçlü
Bünyan’ın eski kültürü bu dünyanın gülü

Yoğurtla ye pekmezi al tadını
Üşümezsin gez karlı dağları
Rabbim bizim için yaratmış bağları
Pekmez yiyenin al kırmızı yanakları

Güz mevsiminde bağları bozmaya varırsın
Bir hafta durmadan pekmez kaynatırsın
Güğümlere doldurup eşekle Bünyan’a taşırsın
Kış için üzümleri tavana asarsın

Bağı bozup gelirsin eve
Pekmezleri ayrı ayrı korsun küplere
Pekmez şifadır bütün dertlere
Pekmez yiyenin sırtı gelmez yere

Her bağda alençik var tütün çıkar
Horhordan sular sohranarak akar
İçi Bünyan’ı, dışı Gergeme’yi yakar
Kazanlar neşeli pekmezler kaynar.

Salih Altıntop (1943)        Şiir: 03.02.2011 

TANDIR YEMEKLERİ
Tandır başında dünyaya gözümüzü açtık biz
Odunu, tezeği, keveni, demirölçeği baş yakıt olarak biliriz biz
O tarihte kalorifer nedir görmedik bilmeyiz biz
Tandır başında büyüdük elleri ayakları çatlak olan biz

Her gün tandır yanar yemek pişer ekmek yapılır
Tandır közünde omalı kuru fasulye, mercimek çalması
Boranıyı damak tadıyla sofra etrafında yeriz biz
Sobalı odamızda var misafir geldiğinde yakarız biz

Şimdiki çocuklar tandırı görmedi ne bilsin bilmezler
Tandır üzerine iskemle üstüne konur yün mitiller
Anne baba çocuklar tandır etrafında sıcacık yatarlar
Diz ağrısı romatizmayı kapıdan kovarlar

Şimdiki çocuklar isli tavanı görmedi ne bilsinler
Kimse kimseyi tanımaz kaloriferli daire içindeler
Bizim zamanımızda tandır yandı mı komşular gelir başına
İmece usulü kullanırlar o güzelim canım tandırı

Tandır yemeklerinin tadı bambaşka olur
Akşamları çömlek içinde yemek sofraya konur
Çanak içinde ki yemeğe iştahla çalınır kaşıklar
Gadasını aldığım tandır yemeklerine can dayanır mı?

Gurban olduğum tandır yemekleri olsa da yesek
Ayva yaprağından çayımızı yudum yudum içsek
Toprak damlarda o canım yiyecekleri felfeli olarak yesek
Dualarla geçmişlerimizin ruhuna değse desek.

Salih Altıntop (1943)                       Şiir: 30.11.2011

Doğduğum büyüdüğüm Bünyan’ın tandır ve yemek kültürünü bizzat bildiğim ve yaşadığımdan dolayı esinlenerek bu şiiri yazmış bulunuyorum. En az bu şiiri yazdığım tarihten elli sene öncesini hatırlamak gerek.

BÜNYAN’IN GURURU PINARBAŞI
Bünyan’ın gururu Pınarbaşı
İnsanları gururlu yücedir başı
Misafirperverdir yenir aşı
Bünyan’ın gururu Pınarbaşı

Pınarbaşı’nın etrafı yayladır yayla
Kayası muhannet değil doyurur bizi suya
Rabbimin bir lütfüdür bütün Bünyanlıya
Bünyan’ın gururu Pınarbaşı

Kayasından çıkar suyu derya olup akar
Gülerek gelir evimize kazanımızda kaynar
Pınarbaşı’nın suyu Ruhumuzu sesler gönlümüzü okşar
Bünyan’ın gururu Pınarbaşı

Ak Pınarbaşım, ak aktıkça ruhum seslenir
Seni seven sana pikniğe gelir
Pişen etlerin kokusu arşın alâya gider
Bünyan’ın gururu Pınarbaşı

Seven seveni bilir Pınarbaşı akla gelir
Rabbim Allaha şükredilip dualar edilir
Suyu olmayan yerler çöl olur gider
Etrafın yeşil bahçeler sulu ağaçlar meyvelenir
Pınarbaşı sen çok yaşa ruhum seslenir.
Salih Altıntop (1943)   Şiir: 27.08.2011

BÜNYANDA YOK OLAN KÜLTÜRÜMÜZ


Çipilli suyu beş yerde akardı çeşmesi
Tarihi çeşmemiz yok oldu duydun mu?
Çipilli suyunun kaptajı vardı
Belediye tarafından satıldı duydun mu?

Çipilli bize atalarımızdan emanetti
Çeşmeler yok oldu duyulmuyor su sesi
Çipilli suyunun kursağımızda kaldı lezzeti
Bundan sonra çipilli suyu akmayacak duydun mu?

Mahallelerde içi su dolu haftlar vardı
Çamaşır yıkardı mahalle kadınları
Her evin hayvanları sulanırdı 
Şimdi yerlerinde yeller esiyor duydun mu?

Bük deresi üzerinde tarihi taş köprü vardı
Yanına betondan ek köprü yapıldı
Taşköprü’nün kitabesi kapandı
Taşköprü’nün ismi unutuldu duydun mu?

Her mahallede seten vardı
Hedik olan buğdaylar kepertilirdi
Öküzler boyunduruğa bağlanıp dönerdi
Bu kültürümüzde unutuldu duydun mu?

Her mahallede bulgur sohusu vardı
Gençler sıra sıra dizilip tokmaklardı
Emeği geçenlere helva üzüm ikram edilirdi
Bu kültürümüzde unutuldu duydun mu?

Her mahallede erkek odası vardı  
Her sabah şömineler yakılırdı
İhtiyarlar sıra sıra ocak başında 
Kızmış ekmekle basma peynir yenmesi unutuldu duydun mu?

Akşamları mahalle odasında toplanırdık
Yaşlılar harp anılarını heyecanla anlatırdı
Pür dikkat ona adepte olurduk
Artık odalar yok anılar unutuldu duydun mu?

Yine başka bir gün aynı mahalle odasında
Battalgazi, Genç Osman romanları okunurdu
Hikayelerle masallarla güzel geceler olurdu
Ah o eski günler yok şimdi unutuldu duydun mu?

Evvelce öküzlerle, atlarla çiftçilik yapılırdı
Günlerce tarlalar sürülür herk edilirdi
Son güzde tarlaya tohumlar ekilirdi
Traktör icat oldu öküzler yok oldu duydun mu?

Ekinler tırpanla biçilip yığın yapılırdı
Kağnıların cızıltısı ile harmana taşınırdı
Sarı sıcak altında saplar saman edilirdi
Şimdi düven işi de bitti duydun mu?

Akşam olup harmandan eve gelirken
Mis gibi yemek kokuları gelir di duydun mu?
Sofradaki yemeklere kaşıklar atılırdı
Evleme çağına gelen gençler
Pilavın ortasına kaşık diker kaçardı 
Bunların hepsi hayal oldu duydun mu?

Son füzde harmandan kalkılırdı
Bağlar bostanlar bozulurdu
Sandıklar ambarlar gıdalarla dolardı
Şimdi hormonsuz gıdamız kalmadı duydun mu?

Kışın toplu kızaklar kayılırdı
Topaçlar çevrilip birincilik alınırdı
Damlarda aşıklar cami damlarında oyunlar oynanırdı
Şimdi insanlar iş aş peşinde bunlar unutuldu duydun mu?

Evvelce çarşı ortasında sinsin oynanırdı
Yanan ateş etrafında perdah atılırdı
Sırası ile evlerde arabaşı telteli yapılırdı
Şimdi bunların hepsi unutuldu duydun mu?

Eskiden üç gün üç gece düğün yapılırdı
Semah almak için kız evine gidilirdi 
Çerez, baklava, börek kete dağıtılırdı
Bu kültürümüz ile halaylar unutuldu duydun mu?

Çalgıcılar önde seymenler arkada
Gelin en arkada yaya olarak getirilirdi
Taksiler icat oldu seymenin yerini aldı
Altıntop’un ciğeri ot gibi yanıyor duydun mu?

Kış yakıtı için eşeklerle dağa gidilirdi
Keven, demirölçe yığın yığın kesilirdi
Şelek yapılıp eşeklere yüklenirdi
Eve geldiğimizde anamız kaygana pişirirdi
Bunların hepsi unutuldu duydun mu?

Bazı evlerde boğa yetiştirilirdi
Meydanda boğalar vuruşturulacak diye 
Tellal ilanla vatandaşa duyururdu
Bu kültürde yok oldu duydun mu?

Taş köprü yanında güreş yapılırdı
Pehlivanlar kıspet  giyer perdah atardı
Kıran kırana güreşler yapılırdı
Bunlarda unutuldu duydun mu?

Salih Altıntop (1943)     Şiir: 21.03.2013


SANA GELECEĞİM BÜNYAN’IM

Yine aklıma düştü gurbet elde sıla
Mektup yazdım tez gider mi ola
Ağlayan anama merhem olur mu diye
Yine aklıma düştün Bünyan geleceğim sana

Yıllarca ayrı kaldım anadan babadan
Haber yok kardeşten bacıdan
Özür diliyorum mezardaki yatanlardan
Yine aklıma düştün Bünyan geleceğim sana

Bende garibim ellerin vatanında
Arkam yok çiğnenirim ayak altında
Ben gurbette dostlar Bünyan’da
Yine aklıma düştün Bünyan geleceğim sana

Hasta olsam bakanım yok 
Benim karnım aç herkesinki tok
Başucumda su verenim bile yok
Yine aklıma düştün Bünyan geleceğim sana

Herkes elele kol kola neşe onlarda geziyor
Benim küçücük kalbime zehirli oklar saplanıyor
Bir gün görmedim ciğerim yangın gözlerim ağlıyor
Yine aklıma düştün Bünyan geleceğim sana

Herkes vatanında ben ise gurbette
Bu günler geçer bir gün elbette
Namerdim bu sene ziyaretine gelmezsem eğer
Yine aklıma düştün Bünyan geleceğim sana

Amcam oğlu Şakir Altıntop ailevi nedenlerle çok küçük yaşlarda Bünyan’ı terk edip İstanbul’a gider. Askerlik görevini yaptıktan sonra tekrar İstanbul’u mekan tutar. Çalışır çabalar kendi imkanları ile evlenir. Evlilikleri kısa sürüp ayrılırlar. 


Tekrar bir bayanla evlenir, karı koca Almanya’ya gider, orada uzun yıllar çalıştıktan sonra tekrar Türkiye’ye dönüş yaparlar. İstanbul’da üç adet ev alıp oraya yerleşirler. 

Bünyan’a gelmeyişleri uzun yıllara dayanır. Annesinin rahatsızlığı nedeniyle Bünyan’a teşrif buyurup dünya gözü ile biricik annesini görüp sarılıp hasret giderirler. Hem annesi, hem babası, hem kendisi ve hanımı Bünyan’dan öte aleme intikal ederler. Ruhları şad olsun. Mekanları cennet olsun Amin. Amcan Oğlu Salih Altıtop.

Bu Şiiri Amcam oğlu Şakir Altıntop’a ithaf ediyorum. 30.01.2011     

























Hiç yorum yok: