Hamdi Üçok etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hamdi Üçok etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Mayıs 2016 Pazar

SERVET HACIPAŞAOĞLU ŞİİRLERİ


SERVET HACIPAŞAOĞLU
Bünyan da dava vekili Lütfullah Hacıpaşaoğlunun oğludur. 1334 tarihinde doğmuştur Gazi Terbiye Enstitüsü mezunu olup Sivas Öğretmen Okulu Müdürüdür. Evvelce Erciyes sergisinde Şimdi de Doğruyol gazetesinin tahrir ailesi içinde idi. Şiir ve edebiyat istidadı soyundan geçme bulunan bu arkadaş kıymetli ve itidal bilmesek adamıdır şiir ve nesrin'den birkaç örnek

ÖMÜR DÜŞÜNCESİ

Ayrılmıyor ömür   kasemizden,
İhtiraslı dudakları zamanın.
Heyhat ki  buna rağmen,
Geçmesini istiyoruz her anın..

Hep amalimize esse de rüzgar,
Görmez geçeriz, gül rengini  zevkin
Müşkül şeydir alemde  inkar,
Şahaneliğini  bir eski devrin ..

VATAN VE CEDLER

Her yüz yıla sinmiş bir asil hatıra bizden
Kalmış bize bir Şanlı vatan cedlerimizden
Fatih koca bir devir yaratmış o cihangir
Sarmış vatan ufkunu her zerrede bir bir..
Baki yola bir şir-i ilahi ile çıkmış ,
Duymuş sanatın sihrini sonsuzluğa akmış,,
Bir Tanrı Sinan göklere uçmuş o zamanda,
Her hatıra haşmetle parıldar bu vatanda..
Itri dolaşır “Nat” ile tele tel yücelerde
Bir beste ki mahlar uçuşur hep gecelerde..
Bir beste ki “Türklük” duyulur her nefesiyle
Haşmetli Süleyman görünür debdebesiyle,,
Uçtukça Gönül böyle hep cedler izinden
Başlar bu vatan  Barbaros'un Akdeniz'inden
Türk gençliğinin kabesi bir şanlı vatandır
Bir şanlı vatan uğruna binlerce yatandır.

İLK SAATLER

Bir güzel şeymiş meğer
Bir yerde ilk saatler
Yaşamak ne imiş meğer
Bir yerde ilk saatler..

Dolaş dur sokak sokak
Ne selâm var ne sabah
Ne kimseden bir hulûs
Ne kimseye eyvallah..

Herkes işi gücünde,
Ne arar dedi kodu...
İnsan sanır ömründe,
Bir ilâhî hayret bu...

Pek güzel şey vesselâm,
Hep Yaşamak bu hızla,
Lâkin bilmek fena şey,
Bir şehri bundan fazla...
Kaynak: Çağlayanlar Beldesi Bünyan. Hamdi Üçok


3 Nisan 2016 Pazar

SÜMERBANK BÜNYAN YÜNLÜ MENSUCAT FABRİKASI


SÜMERBANK BÜNYAN YÜNLÜ MENSUCAT FABRİKASI
                                                                                                                   Hasan YÜKSEL
Kayseri’de bir iplik farikası kurulması gerekliliğini ilk olarak gündeme, Osmanlı Meclisi Mebusan IV. Dönem Kayseri Mebusluğu ve TBMM I., II., III., IV., V., VI. ve VII. Dönem Kayseri Milletvekilliği yapan Ahmet Hilmi Kalaç gündeme getirmiştir.  30 Eylül 1923 yılındaki açık oturumda özellikle Bünyan şelalesinden faydalanmak için meclise bilgiler sunan Ahmet Hilmi Kalaç, Meclis’in 1 Nisan 1924 tarihli oturumunda, Avrupa’dan birçok parayla satın alınan iplerin Anadolu’da üretilmesini sağlamasının, Anadolu’nun merkezi olan Kayseri’de ve Kırşehir’de iplik fabrikası tesis ederek o havalinin ip ihtiyaçlarını temin etmesinin, söz konusu vekâletin o havalinin ihtiyaçları için ciddî incelemede bulunduğuna delil olduğunu belirterek Kayseri de bir iplik fabrikası kurulması gerekliliğini gündeme getirmiştir. 


Ahmet Hilmi Kalaç’ın Mecliste gündeme getirdiği bu düşünce o dönemde Kayserili bir takım iş adamlarının kafasında yer etmiştir. Bu fikirle bu iş adamları İplik fabrikası kurmak için o dönemde bir şirket kurmuşlardır. Yeni kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün Türkiye genelinde ekonomiyi canlandırmak ve girişimcileri teşvik etmek için 28 Mayıs 1927 yılında çıkartmış olduğu “Teşvik-i Sanayi Kanunu” da,  sözünü ettiğimiz Kayserili bu bir kısım iş adamının bir araya gelerek Bünyan’da fabrika kurma girişimlerine büyük bir destek olmuştur.  


Bu iş adamları içinde, 1914-1916, 1916-1919 ve 1924-1925 yılları arasında üç dönem Kayseri Belediye başkanlığı yapmış olan Ahmet Rifat Çalika vardır. Bu zat aynı zamanda Kayseri ve Civarı Müdafaa-i Hukuk cemiyetini kurmuş ve Ağustos 1915 tarihinde yapılan Bünyan bölgesi tehcir hareketinde aktif görev almıştır. 1920’de de Kayseri Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Milletvekili sıfatı ile Milletvekili seçilerek son İstanbul meclisine girerek Mayıs 1920’de TBMM’ne katılarak Adliye Vekilliği (Adalet Bakanı)’ de yapmıştır. Ahmet Rıfat Çalika ve Kayserili 5 – 6 iş adamının bir araya gelerek kurmayı düşündükleri fabrika, o dönemde karlı bir iş olan halıcılığa yatırımdan başka bir şey değildir. Bünyan’ın el halıcılığının kıymetini bilen bu iş adamları 1924 yılında bir şirket kurarlar. Sanayi ve Maadin Bankası`nın da büyük bir iştirakiyle, Kayseri Bünyan Halı İpliği T.A.Ş. adıyla kurdukları bir şirket ile Bünyan’da Bünyan İplik Fabrikasının temelini atarak 6 Kasım 1927 tarihinde hizmete açarlar. Aynı zamanda Bünyan’da suyun çok bol olmasından da faydalanan bu iş adamları Fabrika için gerekli enerjiyi de Bünyan’ın suyundan sağlarlar. Teşvik alarak kurdukları bu fabrika ile yerli yapağıları değerlendirerek yöredeki halı tezgâhlarına halı ipliği üretmeyi amaç edinmişlerdir. 1927 yılında bu fabrika faaliyete geçtiğinde Kayseri genelinde bulunan 6 fabrikadan biridir. Diğer beş fabrikanın biri konserve fabrikası, biri müskirat (alkollü içecek), diğerleri de un fabrikasıdır. Bu un fabrikalarından biri de yine Bünyan’dadır. Taşcızadeler’e ait su ile müteharrik ve yüz beygir kuvvetinde günde 4,800 okka un çıkaran bu un fabrikasıyla birlikte Bünyan’ın suyunun o tarihte Bünyan’a sağlamış olduğu katkı göz ardı edilemez olmuştur.  İplik fabrikasının kurulduğu tarihte Kayseri genelinde ki tezgâh sayısı 5080 adet olup senede 15.210 adet çeşitli ebatlarda halı imalatı yapılmaktadır. Böylesine geniş bir iş hacmi olan halıcılığa yatırım yapmak elbette karlı olacaktır. 



175.000 TL. Sermaye ile Bünyan da kurulan bu İplik fabrikasının dokuma tezgâhları kapanmış olan askeri mensucat fabrikasından temin edilmiştir. Alınan tezgâhların tamamı su ile döndürülen bir çark sistemi ile çalıştırılmaktaydı. Ahmet Hilmi Kalaç’ın mecliste söylediği, Bünyan’ın suyundan faydalanalım sözü bu fabrika ile yürürlüğe giriyordu. Davarönü’nden gelerek evlerin altından geçen su fabrikanın hemen üst tarafında yapılan bir havuzda toplanır, buradan aşağıya bir boru vasıtasıyla bırakılardı. 15 - 20 dakika çarklar çalıştıktan sonra, yeniden havuzun dolması beklenirdi. Sistem Elektrik şirketinden elektrik alınıncaya kadar bu şekilde çalıştırıldı.

1932 yılında Sanayi ve Madin Bankası’nın, Türkiye Kredi bakası ve Devlet Sanayi Ofisi olarak ikiye ayrılmasıyla birlikte Bünyan İplik Fabrikası’ndaki hisseleri de Devlet Sanayi Ofisine devredildi.   Bu devirden sonra fabrika daha da genişletildi,  1933 yılına kadar sadece halı ipliği imal ederken, halı ipliklerinin sert ve lifleri kalın olduğundan piyasada tutunamamış olduğu görüldüğünden bu tarihten itibaren fabrika yeniden yapılamaya gitmiş, on dokuz adet yeni dokuma tezgâhı ile donatılmıştır. Böylece battaniye ve yünlü kumaşta üretilmeye başlanmıştır.  Yünlü kumaşları pazarlanabilmesi içinde Haziran 1933 yılında Kazancılar Çarşısında fabrikaya ait bir mağaza açılmış ve halka daha kolay ulaşabilmek için o dönem yerli gazetelerde reklamlar verilmiştir.


1934 yılı fabrika için yeni bir başlangıcın dönemidir. 4 Şubat 1934 yılında Atatürk Kayseri’yi ziyareti sırasında, akşam vali konağında kurulan sofrada Atatürk’e Kayseri’de olup biten işler ile gelişmeler anlatılır. Daha sonra Genel Kurmay Başkanlığı’na yükselen Abdurrahman Nafiz (Gürman) Paşa, Bünyan Dokuma Fabrikası’nın gösterdiği gelişmeden ve ordunun er kumaşı gereksinimini karşılamaktaki katkılarından bahseder.  Atatürk memnun olur ve fabrikanın başında kimin bulunduğunu sorar : “Kayseri eski milletvekili Rifat” adını duyunca reaksiyon gösterip bir dönem Adalet bakanlığı da yapmış olan bu şahsın birinci mecliste kendisine sert biçimde muhalefet etmiş bir kimse olduğunu söyleyerek Bünyan İplik Fabrikası Müdürlüğünden derhal alınmasını ve uzaklaştırılmasını emretmiştir.  Fakat Rifat Beyin devlet memuru olmaması, fabrikanın ortaklarından olması dolayısıyla istifa etmesine rağmen tamamıyla bir uzaklaştırma gerçekleşmemiştir. 




Bu olaydan kısa bir süre önce 13 Teşrinievvel  (Ekim) 1933’ te fabrikanın tasfiye edilerek satılması için karar alınmış olup, bu olay tasfiyenin hızlanmasına yol açmıştır. 1 Mart 1934 yılında tekrar toplanan bu heyet Kayseri, Ankara, İstanbul ve İzmir gazetelerinde ara ara ilan vermişlerdir.  İlanlardan bir süre sonra, Kayseri Gazetesinin 14,17 Mayıs 1934 tarihi nüshalarında ilan edilen davet üzerine, 7 Haziran 1934 tarihinde daha önce oluşturulmuş olan tasfiye heyeti komiser sıfatıyla hazır bulunan Kayseri Ziraat Müdürü Recep beyin gözetimi altında toplantı yapmıştır. Toplantı sonucu bir tasfiye raporu tutulmuş fabrikanın tasfiye edilerek tek müşteri olan Sümerbank’a satılması yönünde oy birliği ile karar alınmıştır. Satışa karar alınan gayrimenkul ve alet edevat şu şekilde listelenmiştir.
1-Fabrika bina ve arsaları
2-Fabrika ambar ve garajı
3-Şirketin Kayseri merkez binası 
4-Alât ve edevatı müteharrike (hareketli, devingen))
5-Alât ve edevatı sabite
6-İstimaline (eskimiş)lüzum görülmeyen eşya.
7-Demirbaş eşya
Tüm bu gayrimenkul ve eşyalara o tarihte 150 bin lira gibi bir ihale bedeli gösterilmiştir. Bunların dışında fabrikanın alacak verecek gibi çeşitli varlıkları da şu şekilde listelenmiştir.   
1-Kasa ve bankalardaki mevcut nakit.
2-Ambar ve makine üzerindeki mevaddı iptidaiye (benzeri olmayan varlıklar)
3-Fabrikanın Kayseri ve sair satış mahallerindeki mamul emtiası mevcudu. (Mevcut ticari mallar)
4-Bazı alacak ve borçlar.
Bunların yekûnu 71 bin lira civarındadır. Bu miktar ise Sümerbank’ın fabrikadan alacağının bir kısmına karşılık gösterilmiştir. Bunların dışında Sümerbank’ın hisselerini de kattıktan sonra fabrikanın toplam değeri 758.868 lira gibi bir değere ulaşmış. Tüm alacak ve verecekler hesaplandıktan sonra, fabrikanın en büyük hissedarı Sümerbank’ın toplam alacağı karşılığında 30 Nisan 1934 tarihli tasfiye bilançosu tastik edilerek 1 Mayıs 1934’ den beri Sümerbank’ın işletiminde bulunan fabrika, 7 Haziran 1934 tarihinde bu heyetin almış olduğu karar ile tamamı ile Sümerbank’a devredilmiştir. 



Fabrika Sümerbank’a devredildikten sonra Fabrika daha da gelişmiş, ilave binalar yapılmıştır. 1939’ a kadar türlü desenlerde biraz kaba olmak üzere yünlü kumaş ve tüylü battaniye dokurken, ikinci dünya savaşının başlamasıyla, yalnız askeri battaniye ve elbiselik kumaş dokunmaya başlanmıştır. 1943 yılında fabrikaya yapılan ilave ile 51 tezgâhta beyaz pamuklu bez dokunmuştur. Pamuklu bez dokumadan fazla bir randıman alınamadığı için 1945 yılında dokunmasına son verilmiş, tezgâhlar kaldırılarak yerine 40 adet yünlü dokuma tezgahı getirtilmeye karar verilmiştir. 1953 yılına kadar bu tezgahların 20 tanesi faal olarak kullanılmış, bu tarihe kadar su kuvveti ile işletilen bu tezgahlar için Kayseri-Bünyan Elektrik şirketi ile antlaşma yapılarak elektrik ile çalıştırılmalarına karar verilmiştir. Elektrik şirketi ile yapılan antlaşma gereği Pınarbaşı suyundan aldığı su hakkını elektrik şirketine devretmiş,  karşılığında günde 50 Kilovat elektrik alınması için antlaşma sağlanmıştır. Bu tarihte fabrika binası yünlü ve pamuklu olmak üzere iki bölüm halindedir. Ayrıca tamirhane, Teshin ( Yün yıkama ve kurutma bölümü), İplik Kısmı,  Terbiye Dairesi (Kumaş yıkama, kurutma, silindir ütü, yün kabartma vs.) bölümleri vardır. Bundan başka bir anbar, idare ve beş ayrı işçi evi vardır. Bu evler 1944 yılında yapılmış ve her biri 60.000 liraya mal olmuştur.  



1955 yılında Sümerbank İstanbul Yünlü Sanayi Müessesine bağlandı. 1976 yılına kadar bu müesseseye bağlı olarak çalışan fabrika, 1976 yılında alınan bir karar ile Sümerbank Defterdar Yünlü Müessesine bağlandı. 01.01 1981 yılında ise Sümerbank Genel Müdürlüğü’nün 19.9.1980 tarihinde almış olduğu bir karar ile müessese haline getirilmiştir. Adı da  Bünyan Halıcılık ve Battaniye Sanayi Müessesesi olarak değiştirildi.  1983 yılında er eğitim elbiseliği ve müflonluk kumaş yün ve tiftik battaniye üretimi başlamış, aynı yıl içerisinde Pertek Halı İpliği işletmesi de Bünyan Müessesine bağlanmıştır.  30 10.1997 tarihine kadar müessese olarak işletilen fabrika, bu tarihte özelleştirmeden nasibini alarak Bünteks (Bünyan Yünlü Tekstil Sanayi ve Ticaret A.Ş.)’ e devredilmiştir. Günümüzde hala Bünteks bünyesinde bulunan fabrika 2005 yılından sonra baza kumaşı ve yatak kumaşı 
üretimine başlamıştır. Günümüzde; yıllık 7 milyon metre baza kumaşı ve yatak kumaşı üretim kapasitesine erişmiştir. Gerek Türkiye pazarında gerekse de dış pazarlarda ürünler mobilya üretiminde kullanılmaktadır Tesisin şu anda 52 adet dokuma makinesi ve 3 adet finish makine ile hizmet vermektedir.


Fabrika kurulduğu ilk tarihten bu güne kadar birçok değişiklikler geçirmiş, ara ara üretimi artmış, ara ara işçi sayısı değişmiştir. Bu değişikliler ulaşabildiğimiz kayıtlara göre şu şekildedir. 1944’de 405.865 metre boz kumaş  1.222.036 metre pamuklu 96 adet battaniyedir.  Bu tarihte fabrikada çalışan işçi sayısı 450 kişi olup 30 kişide memur olarak görev yapmıştır.  1965 yılında fabrikanın iğ adedi 1888 adettir. Bu tarihte 300.000 metre kumaş ve battaniye üretilmiştir. 1968 yılında 360.000 metre yünlü kumaş, 15.000 adet battaniye üretilmiş olup,  286 işçi ve 23 memur çalışmaktadır. 1985 yılında fabrikada çalışan işçi sayısı 378, memur  sayısı ise 37’dir.   Fabrika özel şirkete devredilmeden önce İğ sayısı 30 olup tezgah sayısı 30’dur. Bu tarihten önceki üretim yıllık 429 ton kalın yün ipliği olup 429.000 metre battaniyedir.  


Fabrikanın Bünyan’a olan katkısı da oldukça fazla olmuştur.  Fabrikada yıllarca yüzlerce Bünyanlı çalışma fırsatı bulmuştur. Kayseri’de olduğu gibi Bünyan’da da bu fabrika yakınında yerleşim yerleri oluşmuş ve “Sümer Mahallesi” adını almıştır.  Bu yerleşim yerleri oluşturulan kooperatifler ile kurulmuştur.  Bununla ilgili ilk adımlar 1950’li yıllarda atılmıştır. 1951’ de Bünyan Sümer yapı kooperatifi, 1954 yılında da Sümerbank, Defterdar Yünlü Sanayii Müessesesi Bünyan Fabrikası İşçileri Yapı Kooperatifi kurularak çalışan işçiler ev sahibi olmuşlardır.  Fabrika yıllarca Bünyan’da adeta bir saat görevi de görmüştür. Mesai saatleri girişinde, çıkışında ve öğle arasında çalan fabrika düdüğü bütün Bünyan’dan duyulduğu için Bünyanlılar zamanlarını ve işlerini bu düdüğe göre belirler olmuştur. Ayrıca Fabrikanın her ramazanda iftarda ve sahurda çalan bu düdüğü Bünyanlıların unutulmazı olmuştur.   Fabrika personel şeflerinden M. Fikri Yaşar “Bünyan ve Sümerbank” adlı yazısında Sümerbank’ın Bünyan’a kazandırdıkları ile ilgili şunları söylüyor: 

“Şayet bu kuruluş burada olmasaydı bu kadar veya buna yakın nüfus kasabayı terk etmek durumunda kalacaktı. Zira insan, doğduğu yere değil, doyduğu yere itibar eder. Bu sayıda insan memleketini terk etseydi ne olurdu? 

Çok şey olacaktı diyor Bünyanlı. Ve kasabıyla, manavıyla, bakkalıyla, manifaturacısıyla tüm esnafı Sümerbank’ta çalışanların alışverişi sayesinde ticaret hayatlarını devam ettirdiklerini söylüyor. Sümerbank velinimetimiz diyorlar.

Sümerbank kültürel yönden de kente birşeyler getirmekten geri kalmamış, her yıl dahilde açtığı muhtelif kurslarla bir çok işçiyi, ustayı, ustabaşıyı eğitmiş, onların daha bilinçli olmasına yardım etmiş. Okuma-yazma bilmeyenlere okuma yazmayı öğretmiş. İnsanın gözüne ve kulağına hitap eden, eğitici, öğretici ve eğlendirici vasıfları olan sinema 1946 yılında Sümerbank tarafından kasabaya getirilmiş halkın hizmetine sunulmuş. Hizmete açılan sinema halkın sosyal faaliyetlerine de imkan sağlamıştır. Nişan, Düğün, Okulların müsamere ve eğitim faaliyetleri, folklor çalışma ve gösterileri, halk müziği, tiyatro, hariçte ses ve tiyatro sanatçılarının gelmesi bu salonun var olması ile mümkündür.

Çalışma çağına gelen Bünyan genci nimet kapısı, saydığı Sümerbank’a girebilmeyi umutla bekler. Ve günün birinde kavuşurdu bu umuduna. Sümerbank sayesinde o da artık mutludur.

Ve tüm Bünyanlı, Sümerbank’ın bütün nimetlerinde istifade eden kaza halkı Sümerbank’ı bir aile ocağı olarak görürüz, der.”


Hasan YÜKSEL

Kaynaklar: 
Halit Erkiletlioğlu; Geniş Kayseri Tarihi, Kayseri 2006
Hamdi Üçok; Çağlayanlar Beldesi Bünyan, Kayseri. 1953
Şaban Hacıpaşaoğlu; Bünyan, Ankara 2010
1968 Kayseri İli Yıllığı, Kayseri Valiliği, Kayseri 1968
Tarihi – Ticari – Sanayi ve İktisadi Yönleri İle Kayseri, Kayseri Ticaret ve Sanayi Odası Neşriyatı: 1, Kayseri 1965
Zemzem Yücetürk;  Ahmet Hilmi Kalaç’ın Ekonomi Görüşü , Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih Bölümü Tarih Araştırmaları Dergisi, Ankara 2014.
Doç Dr. Serdar Sakin; Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Kayseri’yi  Ziyaretleri, Kayseri 2012
Kayseri Vilayet Gazetesi arşivleri. 1926-1936 Kayseri
Kayseri Ve Civarı Elektrik T.A.Ş.,  Kayseri de Bir İnci, 2015 Kayseri
Doç Dr. Serdar Sakin; Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Kayseri’yi  Ziyaretleri, Kayseri 2012
İrfan Birol, Emir Kalkan,  Murat Yerlikan; Kayseri Meşhurları, 2006 Kayseri
1968 Kayseri İli Yıllığı, Kayseri Valiliği, Kayseri 1968
Bünyan38 Blogspot.com
   Mehmet Çevlikli Arşivi; M. Fikri Yaşar, “Bünyan ve Sümerbank” adlı yazısı.  



17 Mart 2016 Perşembe

BÜNYAN HALISI



BÜNYAN HALISI
Bütün Türkiye’de hatta Dünyada ün salmış, değeri ölçülemeyen el sanatı ürünümüz. Yıllardır Bünyanlı kadınlarımızın göz nuru ve el emeği ile dokuduğu halılarımızı Türklerin Orta Asya’dan getirdikleri kesindir. Altay bölgesi pazırık kurganında bulunan dünyanın en eski halısı bunun kanıtıdır. Prof.Dr. Oktay Aslanapa:  “Halı, dünya medeniyetine Türklerin hediyesidir” der. Halı kelimesi Türkçedir ve Türkçenin ilk sözlüğü Divanu Lugati-t-Türk’te “kalı” ve “kalıng” şeklinde geçer. Bu kelime, bugün Bünyan’da da kullanılan ve geline verilen çeyiz manasındaki “kalın” kelimesinden başka bir şey değildir.  Bünyan Halısının tarihteki ilk örneğine bundan 400 yıl önce dokunmuş olan bir model olarak görüyoruz.  Bugün Topkapı Sarayında sergilenen  bu halı Azerbaycan’da dokunmuş olan halılarla benzerlik göstermekte olup, mihraplı bir duvar halısıdır.
Tarihi kayıtlara göre, tüm Türkiye’de 1910-1914 yıları arasında 19.145 tezgâh ve 60.082 halı işçisi bulunurken, bu sayının Kayseri ve Bünyan olarak düşülen kaydı 6.470 adet halı tezgâhı ve 18.800 halı işçisidir. Yine 1926-1927 yılı Türkiye Cumhuriyeti Devlet Salnamesi ’ne göre Kayseri’de 2,270 adedi müessese sahibine ve 3,800 adedi müteferrik (çeşitli) olmak üzere toplam 5,080 adet halı tezgâhı vardır.  Bu rakamlar 1965 yılında daha da artmakta ve halıcılığın ne kadar kârlı bir meslek olduğu görülmektedir.  Kayseri Ticaret Odası tarafından yayınlanan bir kaynakta Kayseri halıcılığıyla ilgili şu bilgiler verilmektedir.  Kayseri ve mülhakatında 1963 senesinde 18 – 20 bin arasında halı tezgâhının faaliyet gösterdiği ve bu tezgâhlarda 35 – 40 bin ev kadının çalıştığı, 800 civarında da halıcılık işlerini yürüten halı ustalarının olduğu belirtilmiştir. Bunların yanı sıra o dönemde 400.000 kilo yün ip ile 200.000 kilo pamuk ipliğinin kullanıldığı, el emeği olarak ta 25  milyon lira gibi bir paranın halı dokuyanlara dağıtıldığı belirtilmektedir.  Haliyle bu kadar çok tezgâhın büyük bir kısmı, Bünyan ve köylerinde bulunuyordu. Cumhuriyet tarihinin ilk halı ipliği fabrikasının da Bünyan’da kurulması bunun bir kanıtıdır.  Başta Bünyan ve Yahyalı olmak üzere Kayseri ve çevresinde üretilen halı ve kilimler en çok aranan el emeği, göz nuru dökülen ürünlerdi. Bu dönemde halı ihracından elde edilen gelir, 250 bin altın lirayı geçmekteydi.  

Makine halıcılığı gelişene kadar, el dokuma halılar çok revaçtaydı ve hem dokuyan hem de dokutturan bu işten para kazanıyordu. Neredeyse Bünyan’da her evin geçim kaynağı halıcılıktı. Halı yüzünden Bünyanlı bir çok genç kız okula gönderilmemiş, okula gitmek yerine ev de halı dokuyarak evinin geçimine yardımcı olmuşlardır. 1910 yılında Kayseri genelindeki  tezgahların yarıdan fazlası Bünyan ve köylerinde iken bu sayı sonraki yıllarda düşmüştür.  Hamdi Üçok’un 1953 yılında yayımlanan eserindeki bilgilere göre, Bünyan merkez ve köylerindeki tezgah sayısı  o yıllarda 1000 iken daha sonraki yıllarda gelişen ekonomi ile  birlikte tekrar canlılık kazanmıştır. Altmışlı yıllardan sonra tekrar canlanan halıcılık, tezgah sayısının yeniden çoğalmasına yol açmıştır. Yukarıda Kayseri ticaret odasının 1963 yılından verdiği rakamlardan 3 yıl sonrasında Bünyan’da yapılan ankette de bu rakamları görmek mümkündür.  1966 yılında Devlet Planlama Teşkilatının yaptırdığı bir ankete göre bu sayı Bünyan ve köylerinde 4000 bini bulmuştur. Halıcılığa bağlı olarak ta  Bünyan’da 12.000 e yakın kadın halı işçisi olduğu kayıtlara geçmiştir.  
Halıcılığın bir dönem yeniden gelişmesine rağmen, ticari kaygılar ile daha çok kazanma arzusu Bünyan halısının kalitesinin önüne geçmiş, Bünyan halısının orjinaliğinde zaman zaman bozulmalar görülmüştür. Orta Asya'dan beri geleneksel olarak devam eden Türk motiflerinden vazgeçilmiş, ipi elde yapılıp, doğal boyalarla boyanan ipler çoğu zaman kullanılmaz olmuş ve bazı düzenlemelere gidilmiştir.  Boyamada kullanılan kök boya iplerin yerine daha sonra İngiltere'nin Manchester şehrinden getirilen  yün ve pamuk ipliği ile Almanya'dan getirilen Sunni boyalar kullanılmış, Manchester kelimesi halıcılıkta çok sık kullanılan bir terim haline gelmiştir.  İngiltere’ den ip ihraç eden Almanya'da boya getirten Kayseri tüccarlarından Dülgerzadeler ve Puzant Abacıyan Bünyan'da tezgah sayılarını çoğaltıp pazar paylarını da arttırmışlardır.
Bünyan halısının tüm dünyada bu kadar çok tanınmasının en büyük nedeni tamamen doğal ürünlerden üretilmiş olmasıdır. Halı deyince akla yün gelir. Yün halı tamamen sağlıklı ve konforlu bir yaşam ortamı sağlarken, konforlu ve yumuşaklık hissi ile aşınma direncinin yüksek olması da kaliteyi artıran önemli etkenlerdendir.  Koku yapmaması, az toz tutması, ezilmemesi, ayrıca yünün aleve dayanıklı olması, kolay kolay leke tutmaması ve kolay temizlenmesi, yün iplerin renklerinde kullanılan boyaların tamamıyla doğal olması ve renklerin zamanla solmaması, kullandıkça renklerin parlaması da Bünyan halısının değerini artırmış, birinci sınıf Bünyan ev halısının cm karesinde 30 ila 35 ilmek bulunması da Bünyan halısının kalitesini artıran faktörlerden olmuştur.
Bünyan Halısının Özellikleri ve Tezgah Yapısı:
Bünyan halısını Kayseri'de üretilen diğer halılardan ayıran en büyük özelliği çözgüsünün pamuk olup, dokusunun yün ve floş olmasıdır.  Germe tezgahlar ile dokunan Bünyan halılarında, yaygın olarak doğal renkler beyaz siyah gri mor renkler kullanılır.  Zeminler kırmızı mavi ve lacivert tonlardadır.  Bünyan halılarında zemin genelde  iki kısımdan ibaretir. Birinci kısım kenar suların ve kolonların bulunduğu alan diğeri ise iç mekandır. Kenar kısımda ikiye ayrılır. Halk arsında ince kenar ve enli kenar diye adlandırılır. Kimi zaman dış kenar bordürleri  üçe dörde veya daha fazla sayıya çıkabilmektedir. Orta kısım, motiflerine göre üç-dört sınıfta toplamak mümkündür. 1- Çiçekliler: İri Çiçekli(Ferağan-farahan, bademli, buğdaylı), İnce Çiçekli (empirme),  2-Geometrik  motifliler: Sandıklı, Kilim,  Kazak, Rus Kazağı, Ladik, Buhara, Şirvan, Keşan  gibi tarihi motifler bulundukları şehirlerin adlarını almışlardır. 3- Göbekli: Kazan, Lalezar, Hayali, Üzümlü, Sarmalık, Simli. 4-Diğer motifler: Sinekli, Laleli, Anağra, Dolaplı, Deve Boynu, Kirpikli,  Papatya, Simli, Tintik, Madalyon, Güneşli, Telekli, Konya Ladiği, Dönmeli, Sivas Ladiği, Dolaplı,  Mihraplı ve Yürekli gibi isimler alır.
Tüm bu özelliklerin yanında halının yapısının ortaya çıkmasında en büyük maharet halıyı dokuyan kişilerdedir. Bir çok Bünyanlı kadın, halıyı çocuk yaşta öğrenmiştir. Bir iki üç derken halı çözgülerine atılan düğümlerin sayıları giderek çoğalır ve halı dokuyan ellerin hızına yetişilmez olur. Bünyan halılarında  “Türk düğümü” adı verilen düğüm çeşidi kullanılır.  Halıyı dokuyan kişi sol elinin yardımı ile yukarıya doğru uzanan çözgü iplerinin arasından parmaklarını geçirerek, önce öndeki sonra arkadaki iki adet çözgü ipini öne doğru çeker, sağ eline aldığı yün ipi ipliklerinin ikisi arasından geçirerek ilmenin ortasından yaptığı köprünün altından sıkıca çekerek, yukarıya doğru uzanan iplere “ilmek” adı verilen sıkıca bir düğüm atar ve aşağıya doğru çekerek halının sırasına oturtur. Sıraya oturttuğu ipi yine sağ elinde sürekli olarak tutuğu küçük bir çakı yardımıyla belli bir noktadan keser veya çakı kullanmaksızın yün ipi parmaklarının yardımıyla kopartır. Bir sıra tamamlandıktan sonra, yukarıya doğru uzanan ikili çözgülerin arasından bir sıra atkı enlemesine tezgahın öbür tarafına geçirilir. Çözgü iplerinin arasında bulunan mastar aşağı indirilerek ipler çapraz hale getirilir ve atkı ipi çözgü iplerinin arasından yeniden öbür tarafa geçirilir, kirkitle sıkıca vurularak iyice yerleştirilir ve mastar tekrar yukarı çekilir. İpleri çapraz hale getiren bu düzenek ise şu şekildedir. Tezgâhın ortasında kücü adı verilen bir yuvarlak ağaç bulunur. Bu ağaca çözgü iplerinden bağımsız olarak sarılan ve yukarıya doğru uzanan bu çözgü iplerine bağlanan iplerin yardımıyla çözgü iplerinin çapraz yapması sağlanır. Bunun içinde kücü adı verilen bu yuvarlak ağacın altında, iplerin arasından geçirilmiş ve yukarı aşağı doğru hareket eden ve “mastar” veya “vargel” adı verilen dikdörgen şeklinde, köşeleri yuvarlatılmış uzunca bir ağaç kullanılır. Bu şekilde tek başına bir kişi halı üzerinde asılı duran motife uyarak gün içerisinde 30, 40, 50 hatta 60 sıra dokur. Dokunan sıra kimi zaman halının ebadına göre değişir. Aynı zamanda tezgâhın büyüklüğü e değişir. Kimi zaman bir tezgâhı bir kişi dokurken kimi zamanda bu sayının tezgâhın büyüklüğüne göre iki, üç hatta beş kişiye kadar çıktığı görülür. Sabahın erken saatinden başlayarak akşama kadar halı dokunduktan sonra, akşam dokunan halının kabarık duran yün ipleri bir halı makasının yardımıyla düzgünce kesilir. (Kırpma işlemi eskiden bu şekilde yapılırken, sonradan çıkan kırpma makinelerinden sonra bu işlem terk edildi. Bütün halı dokunup çıkartıldıktan sonra, bu işlemi halıcılar yapardı.)  Kırpma işlemi tamamlandıktan sonra o gün halı belli bir yüksekliğe geldiyse bel ağacının üzerinde bulunan gergi demirleri, halı anahtarı ile gevşetilerek halı arkaya doğru kaydırılarak döndürülür ve demirler yeniden sıkılanarak ertesi gün yeniden dokunmaya hazır hale getirilir. Kimi halı dokutturan halıcılar, yanında halıyı çevirecek işçiler çalıştırırdı. Bunlar halı dokutturdukları evlere giderek halıları çevirirlerdi. 
Halı çözüldükten sonra ilk olarak birkaç sıra “Sıçan dişi” yapılır, sıçan dişinin üzerine 8 – 10 sıra “Toprakçalık” adı verilen bir örgü örülür, bunun üzerine yün ip ile halı dokunmaya başlanır. İlk olarak halının etrafını saran  “dar kenar” adı verilen 8-10 cm’ lik bir kenar dokunur bu kenarın 5 -6 sıralık ilk kısmına “cikciki adı verilir. Ortada belli bir model dokunduktan sonra tekrar 5 - 6 sıralık cikciki dokunur. Dar kenar bittikten sonra enli kenar adı verilen bir model dokunduktan sonra, halının modeline göre tekrar dar kenar dokunabilir. Dar kenar ve enli kenardan sonra halıyı oluşturacak asıl modül dokunur. Bu modül, yukarıda belirttiğimiz, çiçekli, sandıklı, kilim, kazak gibi motiflerdir.  Halının iki taraflı kenarına halı çıkana kadar bir örgü örülür. Menik (atkı) ile örülen örgüye “başörgü” adı verilir.  Bu örgü halının düzgün durmasını ve sağlam olmasını sağlar. Halının ilk baş kısmı gibi son tarafına da Toprakçalık ve sıçan dişi örülür.   
Bünyan halısını dokuyan bütün Bünyanlı kadınlar dokudukları motiflerin her birinin anlamını bilerek dokur. Bu motiflerin hepsinin birer adı vardır: Kurtağzı, koçboynuzu öküzgözü, çakmak, sinek, keten yemiş, zülüf, yıldız, kartal, güneş, lale, deveboynu, kuş ve hayvan desenleri ve benzeri adlar alır.  
Bünyan halılarında genelde standart ölçüler hâkimdir. (Boy enin 1,5 katıdır.) Ebatlarına göre halılar değişik isimler almaktadır. 45 cm x 30 - 45 cm (Minder-Levha),  60 cm x 70 - 90 cm (Yastık-Heybe-Seccade),  90 cm x 130 cm (Arşın çeyrek), 120 cm x 180 cm ( 500 lük Taban-Somya), 120 cm x 225 cm (Karyola 600 lük), 2 m x 3 m (Kelle 700 lük) 6 m2 den 12 m2 ye kadar olan halılar ise  700’lük, 800’lük, 900’lük, 1000’lik, 1200’lük taban halısı olarak geçer.
 Bünyan’da dokunan halıların tezgâhı germe tezgâh türüdür.  Bu tür tezgâh daha çok Hereke ve Kayseri yöresinde kullanılan tezgâh tipidir.  Genelde ahşap olan tezgâhın son zamanlarda metal olarak üretilenlerine de rastlanılmıştır. Bu tezgâhların en önemli özelliği, alt ve üst leventlerin kendi etrafında dönmeyip alt levendin yukarı levent yuvasında hareket etmesidir. Bir başka önemli özelliği ise çözgünün çözgü aparatında değil, tezgâh üzerinde çözülmesidir. Germe tezgâhta dokunan halı, alt levende sarılmaz. Dokunan kısım, alt levent üzerinde arkaya doğru kaydırılarak yeniden gerdirilir ve dokumaya hazır hale getirilir.  Bu tür tezgâhın tek olumsuz tarafı; istenilen ebatta (boyda) halı dokuma imkânının olmamasıdır.
Tezgâhın Parçaları: İki adet yan seren, bir tezgâhta iki adet olup halı tezgâhının ayakta durmasını, alt ve üst leventlerin paralel ve yatay bir şekilde tutulması ve dönmesini, gücü ağacının taşınmasını sağlar. Halının ebadına göre boyu değişmektedir.
-Bir adet alt Levent (merdane), Üst levente göre biraz daha geniş olup, alt kısmı yuvarlatılmıştır.  Çözgünün gerilmesini ve sarılmasını sağlar.
-Bir adet üst levent iki adet dikmenin takıldığı bölümdür. Çözgünün ve halının gerilmesini sağlar. Bir adet bel ağacı. Üst levent ve alt leventin orta kısmında bulunur,  halı demirleri ve dikmeler bu ağaca sabitlenir. Bunların sayesinde halının gergin durmasını sağlar.
-İki adet dikme, Bel ağacı ile üst serenin arasında bağlantıyı yapan dikey ağaçlardır. Küçük tezgâhlarda bu bir adet olarak ta kullanılır. Tezgâhı gerdiren yardımcı parçadır.  
-İki adet gergi demiri, (küçük tezgâhlarda bir adet kullanılır) alt seren ve bel ağacına sabitlenmiştir.  Burgu vidalıdır, halı anahtarı adı verilen kol demiri vasıtasıyla üzerinde bulunan büyük bir somun yukarıya doğru sıkılarak tezgâh gerginleştirilir.  
-Bir adet gücü, halı çözüldükten sonra, çözgüye çaprazlık vermesi için kullanılır.  Mastar adı verilen varangelen vasıtasıyla atkı atılırken çözgüdeki çaprazlığın meydana gelmesini ve öndeki çözgü telinin arkaya, arkadaki çözgü telinin öne geçmesini sağlar. Gücü kalıbı, gücü ağacına bağlanan çözgünün arka tellerinin bir seviyede durmasını sağlamakta ve gücü örülürken kullanılmaktadır.
-İki adet mastar, (varangelen) birinci mastar kücünün üst tarafında bulunur, halı çözülürken halının ilk bağlantısını yapmak için kullanılır. İkinci mastar (vargel) kücünün alt kısmında bulunur halı dokunurken atkının atılması için çözgülerin çaprazlanmasında kullanılır.
-Kirkit: İlme ve atkıların sıkıştırılmasında kullanılan demir L şeklinde, el tutulan yeri 15 cm uzunluğunda yuvarlak, alt tarafı 2 -3 mm kalınlığında 15 cm uzunluğunda geniş ve uç tarafı iplerin girebileceği şekilde taraklı bir alettir.
-Makas ve bıçak, makas halı dokunduktan sonra hav yüksekliğini ayarlayıp yünleri kırpmak için kullanılır. El utma yerini çoğu zaman halının yün ipi sarılarak kullanılır. Bıçak halı dokunurken yün ipleri kesmek için kullanılır.
-Masura, halı çözülürken çözgü iplerinin sarılmasında kullanılır. Sayıları çözülecek halının büyüklüğüne göre değişir. Halıyı çözen kişi halıyı çözmeden önce çözgü iplerini bu masuralara sarar.
-Çözgü ipi, ipliklerin halı tezgâhının alt ve üst leventleri arasına, yatay zemine dik ve birbirine paralel olarak çaprazlamasına geçirilmiş ipliklerdir. Halının boyuna sağlamlığını sağlar. İpliklerin kalınlığı halının ilmek sayısını değiştirir. Kaliteli bir halıda ince iplik kullanılır.  
-Çıkrık, çözgü ipi, menik veya atkıları sarmak için kullanılan tekerlek biçiminde elle çalışan alet.
-Çek çek, atkı ipinin çözgüler arasından kolayca geçmesi maksatlıyla, küçük çubuklar kullanılarak çözgü iplerinin arasından geçirilip bu çubuklara bağlanan ipler ile yapılan düzenek. Atkı geçirileceği zaman iki çözgü arasına el sokmayıp yerine bu çek çekler kullanılarak iki ipin arası aralanır ve atkı bu aradan geçirilir. Sırasıyla diğer çekçekler de kullanılarak halının tamamından ip geçirilmiş olur.  
-Çıpkı Halının ağzının düzgün olması ve halının boyunu vermek için çalı çözgülerine çizilen boya.
-Menik, Her bir sıranın arasına çekilen atkı ipi.
-Baş örgüsü, atkı ipinden biraz daha küçük hazırlanan he halının iki tarafına örülen iplik.
-Kertme, modele bakılarak, modeldeki desenlerin yerinin belirlenmesine kertme denir.
-Halı modeli, halının desenlerinin ve motiflerinin çizili olduğu milimetrik karelerden oluşan kağıt. Alt tarafına kalın bir karton yapıştırılarak kullanılır ve halının üzerine asılır. Eskiden renkli boyaların yerine siyah boyalar kullanılarak çizilen desenlerde hangi renk kullanılacaksa oraya halıda kullanılan renkli ipler iğne ile geçirilirdi.  
-Yün İp, Bünyan halılarında kullanılan dokuma iplerinin tamamı yün ip olup, belli bir döneme kadar doğal boyalar kullanılarak boyanmıştır.  Bu dönemde boyacılık bile öyle bir seviyeye gelmiştir ki, sadece boya üretmek için bağ ve bahçelere boya elde edilen bitkiler dikilmiştir. Bu gün bile hala bazı bağ bahçelerde bu bitkilerin (cehri) kökleri durmaktadır.  Doğal boya Bünyan’da da belli bir döneme kadar devam ettirilmiş, hazır kimyasal boyalar çıktıktan sonra halk bunlara yönelmiş yine kendi ipini kendisi boyamış bir süre sonra buda terk edilmiştir.
Yün ipi boyamada birçok bitki kullanılır. Bunlar şunlardır.  Cehri (çeşitli yardımcı maddeler kullanılarak sarı, yeşil, bej, haki renkler elde edilir), Şap (ipin boyayı kabul etmesinde yapılan bir işlem için kullanılır.), Saçıkıbrıs (siyah renk), Sütleğen (turuncu, kahverengi ve haki renkleri verir),  Soğan kabuğu (kırmızı renk, Gülgülü(Bünyan’da Pembe renge verilen ad)), Saçıkıbrıs, sütleğen ile karıştırılırsa (sarı renk), Göztaşı ( Kahverengi), Asma yaprağı (sarı ve yeşil renkler), Ceviz (koyu kahverengi), Çivit Otu (Bünyan’da çivit adıyla bilinen mavi rengi verir), Kına (Kırmızı ve turuncu renkleri verir), Kök boya (bir çok bitkinin kökünden elde edilir. En çok kırmızı renk verir, bunun dışında sarı, lacivert, mavi gibi bir çok rengin elde edilmesinde kullanılır), Papaya (sarı rengi verir),  Sarı Kız Otu (Tarçın Rengi -Açık Kahve rengi verir)
Kaynakça: 1-•        S. Burhanettin Akbaş; Bünyan’da Yüzyıllardır Yaşatılan Bir Gelenek, Halıcılık; Bünyan Kültür, Aylık Kültür Dergisi, Sayı 9 Kayseri 1993
2- •        Emre Dölen; Tekstil tarihi, dünyada ve Türkiye‟de tekstil teknolojisinin ve sanayiinin tarihsel gelişimi. Marmara Üniversitesi Teknik Eğitin Fakültesi Yayınları No: 91/1. Matbaa Eğitim Bölümü Yayın No :6 M. Ü. Teknik Eğitim Fakültesi Matbaası. İstanbul. 1992 
3- •        Hamdi Üçok; Çağlayanlar Beldesi Bünyan, Kayseri. 1953 
4-•        Prof. Dr. H.Örcün Barışta; Türk El Sanatları, Ankara,1998
5- •        1968 Kayseri İli Yıllığı, Kayseri Valiliği, Kayseri 1968 
6-•        Tarihi – Ticari – Sanayi ve İktisadi Yönleri İle Kayseri, Kayseri Ticaret ve Sanayi Odası Neşriyatı: 1, Kayseri 1965 
Hasan YÜKSEL
















16 Mart 2016 Çarşamba

MEHMET BATUR


1909 doğumlu olup Vodinalı Merhum Hasan –Fevzi Hocanın oğludur. Bünyan'ı yurt edinmiş İlk tahsilini Bünyan ve orta tahsilini Kayseri’de yaparak İzmir Muallim Mektebinden mezun olmuştur.  Arkadaşları arasında Şair olarak Çağrılan Mehmet Batur 1937 de “Bir Yola Gidiyorum” adlı ilk şiir kitabını bastırmıştır. Bu tarihten sonra şiirle meşgul görülmektedir.

Bir Yola Gidiyorum (1937)

Her gün böyle gâh sağa,
Gâh sola gidiyorum
Ağlamaktan boğula,
Boğula gidiyorum.   

Alnım güneşlerden ak
Yıldızlara bakarak
Onlardan daha ırak
Bir yola gidiyorum.

Gurbet (1934)

İçimde bir derin ıztırap kanar,
Günlerim neş’esiz ve renksiz geçer.
Hislerim buz gibi ruhumda donar,
Geceler bir kâbus yüküyle çöker

Bilmesin gurbeti düşmanım bile
Düşmesin kimseler bu ateş sele
Kederler el ele vermiş silsile
İnsanlar, riyakâr şeytana benzer.


Kayn.: Hamdi Üçok, Çağlayanlar Beldesi Bünyan, 1953 Kayseri

19 Temmuz 2013 Cuma

MUSTAFA ALTINKAYNAK



MUSTAFA ALTINKAYNAK (1868 – 1941)

Bünyan ve yöresinde “Aşık Dayı” ve “Aşık Mustafa” adıyla bilinen halk şairi Mustafa Altınkaynak, 1868 yılında Bünyan’da Camiicedit Mahallesinde dünyaya geldi. Soyadı kanununun çıkmasından sonra “Altınkaynak” soyadını alan şair, 1941 yılında 73 yaşındayken Bünyan’da vefat etmiştir.
Hamdi Üçok’a göre, şairin tahsili okuyup yazmaktan ibarettir ve kulaktan dolma dini bilgileri vardır. Rasim Deniz ise, şairin iyi bir tahsil yapamadığını; ancak yeteri kadar dini bilgisi olduğu için köylerde imamlık yaptığından ve “hoca” olarak tanındığından bahsetmektedir. Geçimini bağ bahçe işlerinden ve imamlıktan sağlayan şair, şiirlerinin birinde gençlik döneminde bir Ermeni ustanın yanında çıraklık yaptığından da bahseder.
Hayatı hakkında yeterli belge ve bilgiye sahip olmadığımız şairin, yörede bir fıkra kahramanı olduğu da onun için söylenen fıkraların bulunmasından anlaşılmaktadır.
Şairin hak badesi içmiş şairlerden olduğu yönünde güçlü rivayetler bulunmaktadır. Yakın zamanda yaşamış bir şair olmasına rağmen şiirleri yeteri kadar derlenememiştir. Hamdi Üçok’un1953 yılında yayınlanan “Çağlayanlar Beldesi Bünyan” isimli kitabında şairin üç şiiri yer alır. Rasim Deniz ise, 1981 yılında Erciyes dergisinde yer alan bir yazısında şairin beş yeni şiirini yayınlamıştır. S.Burhanettin Akbaş ise, Mustafa Abacıoğlu’nun defterinden elde ettiği şaire ait yeni şiirleri 1986 ve 1987 yıllarında Erciyes dergisinde yayınladıktan sonra 1994 yılında “Bünyanlı Aşık Mustafa” adıyla bir kitapçık haline getirmiştir. Böylece şairin adına kayıtlı şiirlerin sayısı 20’yi bulmuştur.

Allı Gelin Kalk Bünyan’a Gidelim
Adana’dan çıktık doğrulttuk yolu
Öter benli turaç tatlıdır dili
Sahile dayanmaz Bünyan’ın gülü
Allı gelin kalk Bünyan’a gidelim
Bellidir Külek’in boğazı belli
İçinde oturur bir ağa yollu
Tekir Yaylası domurcuk güllü
Allı gelin kalk Bünyan’a gidelim
Bozantı da coşkun akar bulanır
Yıkılası Mengel hayli dolanır
Fındıklı’da çok güzeller sulanır
Allı gelin kalk Bünyan’a gidelim
Karahisar’ın arkası dağ olur
Etrafı mor sümbüllü bağ olur
Karasu da sökün kuşlar çoğ olur
Allı gelin kalk Bünyan’a gidelim


Kaynaklar:
Hamdi Üçok, Çağlayanlar Beldesi Bünyan, Kayseri, 1953
Rasim Deniz, “Aşık Mustafa”, Erciyes dergisi, sayı 45, Kayseri, 1981
S.Burhanettin Akbaş, “Aşık Mustafa’nın Şiirlerini Derleme Çalışmaları”, Erciyes dergisi, sayı:104-107, Kayseri, 1986
S.Burhanettin Akbaş, “Aşık Mustafa’nın Eksik Şiirleri Üzerine”, Erciyes dergisi, sayı: 120, Kayseri, 1987
S.Burhanettin Akbaş, “Bünyanlı Aşık Mustafa”, Bizim Gençlik Yayınları, Kayseri, 1994

3 Temmuz 2013 Çarşamba

HAMDİ ÜÇOK


Hamdi ÜÇOK

1900 yılında Bünyan’da doğmuştur. Öğretmen Okulunu bitirdikten sonra çeşitli okullarda görev yaptı.  1953 yılında Bünyan İkinci Mektep Başöğretmeni iken Bünyan ilçesi için son derece önemli bir çalışma olan "Çağlayanlar Beldesi Bünyan" isimli eseri 1953 yılında Kayseri'de Sümer Matbaasında basılmıştır .

 Hem serbest tarzda hem de halk şiiri tarzında geleneğe uygun şiirleri bulunan Hamdi Üçok'un bazı şiirlerinde "Üçok" mahlasını kullandığı görülür.  Şiirleri Kayseri Halkevi dergisi Erciyes’te yayınlamış, Kayseri ve İstiklal gazetelerine de yazı ve şiirleriyle katkı sağlamıştır. Şiirlerinde halk şiiri geleneğini sürdüren Hamdi Üçok’un koşma adını verdiği şiirlerinde oldukça akıcı şiirlerinin olduğu dikkat çekmektedir. Bünyan sevdalısı ve büyük bir Türk Milliyetçisi olan Hamdi Üçok, 1980 yılında Ankara'da vefat etmiştir  
                                                    Seyit Burhanettin AKBAŞ
                                                                                                             
Koşma

Dağ ne kadar yüce olsa
Yol sütünden aşa gider
Coşun sele set çekilmez
Taşa gelmiş taşa gider

Köpeğin de cinsi olur
Dedikleri çok doğrudur
Mayasında çingen olan
Poşa gelmiş poşa gider

Kötülüğü delip geçme
Doğruluktan hiç vazgeçme
Güzellerin kusurları
Hoşa gelmiş, hoşa gider

Dökme suyla değirmenin
Çevirmeğe yeltenenin
Ün alsa da un alamaz
Emeciği boşa gider

Sakın çekme gam kasavet
Paraya çok verme kıymet
Bahar ömrün yaylamadan
Hazan gelir kışa gider

Bir esrardır bu kainat
Bir muamma, doldurt, boşalt
Üçok, nedir sırr-ı hayat?
Şaşa gelmiş, şaşa gider

9 Mart 2013 Cumartesi

BÜNYAN ŞİİRLERİ VE BÜNYANLI ŞAİRLER


BAHTIMIN  RÜZGARI
Çok  mevsim  kovaladım,  zülfünün tellerinden.
Yolunu    çok bekledim, ufkunda duman duman
Tutmadım, tutamadım kınalı  ellerinden
O  hilal  kaşlarını, çatıp  geçtiğin   zaman...

Kalbimi  incitiyor, yare  olan  bu  heves
Ey bahtımın  rüzgarı ! Biraz  benden  yana  es ...

Eridi ; bakır  rengi  akşamlarda  yüreğim,
Gönlüme  çoban  yıldızı  gibi, aktığın  an.
Geceler  düşüm  oldun, dualar da  dileğim.
Tek  ağlayan  ben oldum,  çekip gittiğin zaman..

Kalbimi  incitiyor , yare  olan  bu heves
Ey  bahtımın  rüzgarı .! Biraz  benden  yana  es.

Arif Vefik Çınar
26.05.2022 Bünyan/KAYSERİ.

ARKADAŞINI SEÇERKEN İNCELE

Arkadaş edinmek için, ince ele sık doku
Bütün konularda ona sor soru
Alacağın cevap yanlış mı doğru mu?
Kara ver, sana düşman mı? Dost mu?

Yolculukta, kahvede, lokantada, 
Elini cebine hiç sokmuyorsa,
Hesabı kitabı sana bırakıyorsa,
O bencil insandan arkadaş olmaz sana.

Her konuda kendini üstün görüyorsa
Toplum içinde seni küçük görüp bozuyorsa
Sana her yerde söz hakkı tanımıyorsa
Ondan sana arkadaş olmaz asla.

Kavgaya, döğüşe seni sokuyorsa
Seni yalnız bırakıp kaçıyorsa
Senin başını belalara koyuyorsa
Ondan sana arkadaş olmaz asla.

Altıntop’tan nasihat sana arkadaşını iyi seç
Namert olanlardan, durma hemen vazgeç,
Sana güvenilir olsun gerçek
Dönekten sana arkadaş olmaz bak geç.

Salih Altıntop – 15.05.2018




BÜNYAN İÇİN – Mustafa Koçak 

Aylardır ayrıyım Bünyan ilinden
Her zaman sorarım seher yelinden.

Şahsenem nasıldır, soldu mu gülün?
Kışın da öter mi acep bülbülün.

Ninniler söyler mi gene Velevi
Köpürüp akar mı suların devi?

Kaç kere ah ettim Pınarbaşı’na
Kuş olup konmaya kaynak taşına,

Ağladım günlerce Kayabaşı için
Dünyayı veririm bir tek taşı için,

Görmedim Kayaltı senin eşini,
Hayalin bırakmaz her dem peşimi,

Eğriyıl, Çeçtepe, Elönü, Ada,
Fakılar, Boyalı değmez mi yāda?

Yiğitler durağı, erler otağı,
Mercimek, Koramaz, Anadut dağı,

Sulören, Gölpınar, Boğazın, Çeşme
Çipilli suyunu tat da tek içme

Akbayır, Kösüre, et Tepedibi
Saklarsın Bünyan’ı bir peçe gibi..


BİZİ BİLMEYENLERE - Mustafa KOÇAK 

Baş eğmeyi görmedik, köleliği bilmeyiz,
El öpmez, etek tutmaz, ayak tozu silmeyiz.

Dünya bizimle buldu yaşamanın yolunu, 
Hiçbir kement tutamaz Türkün çelik kolunu.

Biz istiklal uğruna kınalanmış kurbanız,
Yurdun sınırlarını kilitleyen urganız.

Minnet, mudara yoktur güveniriz biz bize
Tek kalsak ta ölmeden, gelmeyiz biz dize.

Harpte ölmeyi şeref, yasa bilenlerdeniz,
Ölümü hiçe sayan serden geçenlerdeniz.

Yurtta bir karış yer yok, gözü olan bilmeli,
Bunun için hep hazırız kalplerinden silmeli.

Yad ellerde gözümüz yok, yeter bize yurdumuz
Anayurt için ancak silah çeker ordumuz.

Dünyada istiklalden sevgili acep ne var?
Ondan mahrum yaşamak bizim için büyük ar.

Her birimiz bir ejder, bir fırtına, bir bora
Bir ateş ki benzemez en şiddetli bir kora

Azlık çokluk bilmeyiz, ülkümüz hürriyettir
Bizlerin yaşaması Dünya için nimettir.



KAYSERİ’NİN İLÇELERİ - Salih ALTINTOP

Kayseri’nin baş tacı Bünyan halısı
Doğusunda Pınarbaşı, Sarız’ı
Develi, Yeşilhisar Kayseri’nin aynası
Yahyalı’nın meşhur kirazı, ayvası, elması

Herkes gelip te görsün güzel Talas’ı
Karşısında kalkan gibi görürsün Ali Dağını
Severim, takdir ederim Tomarza, Sarıoğlan’ı
Yaz kış hiç eksik olmaz insanı, Tekir Yaylası

İncesu, Adana yolunda, Erciyes’e komşudur
Hacılar insanları merttir, korur Erciyes’in bekçisidir
Sen sevilmez misin güzel şirin Akkışla
Türkmenistan’dan gelme, ünlü soyundur

Görmek ister misin Erkilet bağlarını
Allah vermiş çeşit çeşit üzüm salkımlarını
Deniz gibi görürsün Yamula Barajını
Buralarda yaşa dolu dolu hayatını

Kayseri’ye yukarıdan bakıyor Felahiye, Özvatan
Güneşli’nin tarlalarında yetişir karpuz ile kavun
Öğretmen yetiştirirdi okulunda Pazarören
Altıntop der hepsi benim vatanım, yurdum 

Rabbim beni yaratmış canım Bünyan’ımda
Koyunlar, kuzular meliyor yaylalarında
Soğuk sular akışır Cennet vatanımda
Bünyan’ım sende doğdum, sende yatacağım mezarında



Mustafa Koçak 1911 yılında Bünyan'da dünyaya gelir, İlk ve orta okulu Bünyan'da tamamlayan Koçak, on üç yaşında iken Sivas Muallim Mektebi'nde okur. Öğretmen olduktan sonra Çorum Alaca,  Büyükhırka ve Kayseri Ahmet Paşa İlkokulunda görev yapar. 1973 yılında emekli olur. Hayatının büyük bir çoğunluğu gurbet ellerde geçer. Bünyan'a olan hasreti ile şiirler yazar. İlk şiiri Hamdi Üçok tarafından Çağlayanlar beldesi Bünyan kitabında yayınlanır. Yıllar sonra ikinci şiirini yayınlamak bize nasip oldu. Şiirlerinden oluşan bir kitabı çocukları yakında yayınlamayı düşünüyor 
   
FELEK -MUSTAFA KOÇAK
Kaç kere ev kurduk Çayırtarla’ya,
Ellerle çıkardık biz de yaylaya
Ne deyip koyverdin beni sılaya,
Sılada obamdan ayırdın felek.

Bir zamanlar yoldaştı koyunla kuzu,
Tuzsayınca verirdik kayada tuz,
Seçerdik arkaçta sürüden yozu,
Sürümden ayırdın gurbette felek.

Saçlarım döküldü, kapladı aklar,
Yaşımı, başımın dikliği saklar, 
Gurbet bedenimi, ruhumu haklar,
Çilemi doldurttun ölmedin felek.

Ruhuma ses katar kalbimin sazı, 
Neyleyim ben artık baharı, yazı,
Anama, babama ettiğim nazı
Burnumdan getirdin gurbette felek.

Küçükken bilmezdim baba tadını,
On üçünde aldım “öksüz” adını,
Dilimden bırakmam anam kadını
Anamdan ayırdın gurbette felek.

Büyüdüm görmedim Dünya’da vefa,
Bana nasip değil ölmeden sefa,
Koçak’ın gurbette çektiği cefa,
Betimi benzimi soldurdun felek.


Arkaç: 1. Ağıl. 2. Dağ sırtlarında davarların yatırıldığı düz, rüzgâr almayan kuytu yer.
Yoz:  Kısır ve erkek davardan oluşan sürü. 



BÜNYAN ŞİİRİ
Kayserinin ilçesi, yemyeşil şirin Bünyan,
Herkes sana sevdalı, hasretin derin Bünyan...

Eğlemişler obayı, boy boy yörük beyleri,
Vatan yurt eylemişler, bastıkları yerleri...

Demişler adı olsun, buranın Sarımsaklı,
Oyulmuş kayalarda, nice tarihler saklı....

An gelmiş devran dönmüş, denmiş Bünyanı Hamit,
Bünyan diye değişmiş, sonra gelince vakit...

Çevirmiş etrafını, Koramazın dağları,
Yeşillere bürünmüş, bahçeleri bağları...

Bünyanın can damarı, göz göz kaynar Göztepe,
Eteğinde mesire, çocuklar sere serpe...

Suları akar gelir, dere tepe aşarak,
Evlere ışık olur, havuzlardan taşarak...

Hayat bulur can bulur, Bünyanın dağı taşı,
Mehmet Özmen elinde, ne güzel Pınarbaşı...

Çatılarda bir seda, kumruların sesleri,
Ne hoş bir mekan olmuş, şu sosyal tesisleri...

Girabolu suları, patlak patlak doluşur,
Bünyan sevdalıları, festivalde buluşur...

Çağlayan çağlar durur, yükseklerden Bünyana,
Sarımsaklı barajı, aşıktır Çağlayana...

Kayabaşı salınır, başında bir taç gibi,
Gümbürdek gümbürdüyor, hastaya ilaç gibi...

Kayaaltı hep tüter, buram buram sinemde,
Mangalda balıkların, tadı var Şahsenemde...

Rahmet var yağmurunda, bereket var karında,
Hayalleri süsleriz, şu Dilek pınarında...

Yedi sular birleşir, akar Yuvadereye,
Tarihten kalma mezar, miras Kurbantepeye...

Gölgesinde eğlenip, dinlendiğimiz Şeşe,
Tezek kokan tarlalar, sıralanır peşpeşe...

Arpa buğday ekeriz, toprağı süre süre,
Küfe küfe üzümler, tevek tevek Kösüre...

Şemşamerler dizilir, gün döner kalpak kalpak,
Gilamadalar açar, yeşerir yaprak yaprak...

Yorgun düşmüş duvarlar, giriş kalmış ayakta,
Maziden bir demet var, şu yukarı konakta...

Ulu cami görkemli, Selçukludan izler var,
Desen desen işlenmiş, Atalardan yadigar...

Buz gibi akan sular, söyler hasret türküsü,
Üç gözlüde canlanır, bir sevdanın öyküsü...

Tezgah tezgah kurulur, pazarlar her salıya,
İlmek ilmek işlenen, göz nurudur halıya...

Gün olur günler olur, çöker kara bulutlar,
Vatan sağolsun deriz, tükenmez ki umutlar,

Uğurlanır Bünyandan, nice nice yiğitler,
Ruhlarınız şad olsun, ölmez aziz şehitler....

Beyzade Erden
Kayıt Tarihi : 7.5.2011 13:30:00

GÜLLÜCEM
İki Uzun kavak büyürdü, 
Bünyan Güllüce köyünde, usuldan usuldan. 
Gözün Tepesinden çıkıp gelen, 
Soğuk sular yürürdü ayaklarının ucundan. 
Kendi halindeydi Uzun kavak. 
Geceleri gökyüzüne bakarak, 
Samanyolunu düşünürdü yaprak yaprak. 
Başka şey de dilemezdi. 
Köy çeşmesinin suyu ona yeterdi.
Karadağ’ın rüzğarlarına kaptırmıştı başını; 
Ona konmayan kuşa kuş, 
Ona değmeyen rüzgara da rüzgar denmezdi.

Gel zaman git zaman, 
Kızını everecekti Güllüceli Halil 
Cebindeki yetmezdi. 
Bir gece sabaha karşı; 
Ver yansın ettiler baltayı,
ayak bileklerine Uzun kavağın 
Uyanıverdi ilk vuruştan 
Aman! dedi Uzun Kavak; kıymayın! 
Sular bulandı ayaklarının ucundan, 
Yapraklar yalvardı hep bir ağızdan; vurmayın!

Aman, zaman dinler miydi Güllüceli Halil 
Kızını everecekti, cebindeki yetmezdi. 
Yıkılıverdi Uzun kavak, 
Ortasına gecenin boylu boyuncak. 
Oldu mu ya, dedi Uzun kavak, böğründe duran Baltaya; 
Yaşayıp gidiyorduk şunun şurasında. 
Kim? gönderecek şimdi selamını suların,
Samanyoluna yaprak yaprak? 
Ne olacak şimdi rüzgar? 
Kuşlar, nereye konacak?

Ordan oraya atıldı Uzun kavak,
Elden ele satıldı. 
Boynuna dört demir takıldı, 
Kayseri’ye beş mavzer atımı uzak, 
Erciyes Dağı’nın eteklerine çakıldı.

Telgraf direği oldu Uzun kavak. 
Vınladı durdu telgrafın telleri boynunda. 
Samanyoluna baktı geceleri. 
Suları düşündü ayaklarının ucunda, 
Yapraklarını düşündü, 
Rüzgarı düşündü avcunda,

Gözleri dolu dolu oldu. 
Bir türkü tutturdu en sonunda; 
'Telgrafın tellerine, kuşlar mı konar 
Herkes sevdiğine yavrum, böyle mi yapar?'


 YILLARA SİTEMİM
Yıllar aldığını geri vermedin bana
Yaşıyorsam neler neler gelecek başıma
Yıllar hiç acımadın vurdun benim dalıma
Yıllar belimi büktün, hiç acımadın bana

Yıllar benim kaşıma gözüme hasret değildin
Yıllar gençliğimi aldın geri vermedin
Yıllar beni her gün meyveli ağaç gibi silkeledin
Yıllar sana ne diyeyim bencilsin bencil

Yıllar kaldıramadığım yükü vurdun sırtıma
Yıllar sende acıma yok, küstürdün beni hayata
Yıllar gençliğimi aldın ne diyeyim sana
Yıllar beni bastona bindirdin, ilaçlar başucumda

Yıllar hainlik yaptın, aldığını geri vermedin
Yıllar sen her zaman ihtiyar değil gençsin
Yıllar istesem gençliğimi geri verir misin?
Yıllar bana gençlik verdin, anında elimden aldın

Yıllar, pırıl pırıl gördüğüm gözümün feri gitti
Yıllar artık göremiyorum doğanın güzelliğini
Yıllar sana diyorum arka arka çıktığım Muslu bayırını
Yıllar şimdi elime baston verdin yürüyorum yolları

Yıllar kalkmakta değil, yatmakta gözüm
Yıllar beni ev hapsine hapsettin yok sözüm
Yıllar pırıl pırıl olan, kırış kırı oldu yüzüm
Yıllar aynaya baksam çok üzülürüm

Yıllar beni küçük görüp yukarıdan bakarsın
Yıllar beni hastalandırıp, ateşler içinde yakarsın
Yıllar derdim için doktor doktor gezdirirsin
Yıllar verdiğini alıp geri vermezsin.

Yıllar sitemim kahrım, ahım olsun sana
Yıllar anılarımı hatırlatıyorsun bana
Yıllar bir günlük gençliğimi ver teşekkür edeyim sana
Yıllar biliyorum beni bir gün düşüreceksin toprağa

Yıllar biliyorum senin adaletin, hukukun işte bu
Yıllar ekmeğimi yedirip, içirdin soğuk suyumu
Yıllar gençlik verdin, aldın gençlik çağımı
Yıllar sıktın beni çıkardın acı suyumu

Salih Altıntop 22.09.2018




BENİM DÜNYAM

Benim Dünyam
Yalnızlık, koca dünyada yalnızlık...
Sessizlik,
Sesten ürperircesine...
Sevmek
Birini delicesine
Ayrılık
Ölümden betercesine...
Zulüm 
Yok benim dünyamda
Dostluk
Arkadaşcasına, kardeşcesine...
Ağlamak;
Ömrüm bir gözyaşı seli,
Akıyor 
Hiç bitmezcesine
Gülmek;
Unutmuş gibiyim bu kelimeyi,
Haykırmak
İstemem sessizliğimi bozarcasına.
Dayanamam
Bu kadar acılara,
Ölürüm
Ama hangi yabancı diyarda.
Koşmak, koşmak..
Bir hedefe ulaşmak
Aramak bulmak hırsı
Ağlamak en hayırlısı

Fatih Mehmet Çakmak




İLÇEM BÜNYAN CAMİ-İ KEBİR MAHALLEM

Ah benim o eski mahallem
Duvarları kara taştan yapılı
İçi çırpıdan badanalı
Yaşadık içinde analı babalı 
Kardeş bacılı

Bütün sokaklar dar, yolları topraktan
Eli böğründe cumbalı odalar
Pencereleri ahşap, dar camlardan
Unutamıyorum duvarlara yaslanıp  oturan
Pir sakallı nur yüzlü ihtiyarları

Mahallemin ihtiyarlarından kimse kalmadı
Belki de kaybolduğu topraktan mezarları
Kulağımda çınlıyor Cinpadişahın okuduğu ezanı
Hafız Osman Kangalcı’nın huşu ile namaz kıldırışı
Unutamıyorum insanların sevgi ve saygılarını

Sadilerin Mehmet Bozkurt amcanın evi iki katlı
Elinde giraboludan uzun ince sopası
O muhteremden  öğrendik namaz dualarını
Yanlış okuduk mu sırtımızda bulurduk sopa acısını
Yattığı nur,  Mekanı Cennet olsun,  biz de çoktur hakkı

Eskiden Bünyan’ın evleri tek ve iki katlı 
Şimdi göklere yükseliyor apartmanları
Modern evler yapılıyor dudağı boyalı
Altıntop ah eder inler o eski mahallesine sevdalı
Tadı damağımda kaldı Çipilli çeşmesinin suları

Evlerinin üstü toprakla örtülü oynarız damlarda
Felfeli yaparız kuruluruz sofra etrafında
İştahla yer içer dualarımız Rabbim Allah'a
Eskiden hormonsuz gıdalar giderdi hoşumuza
Ah o eski günleri özlesek te gelmez bir daha

01.01.2012  SAalih Altıntop

Çırpı: Beyaz toprak
Felfeli. Evlerden getirilip ortaklaşa yenen yiyecekler
Cinpadişahı: Mustafa Bediz.





SATSAN PARA ETMEZ YALA KATSAN İT YEMEZ

İnsanların içi soğuk gülüşleri sahte
Kimisi şerefsiz kimisi kahpe
Hepsi ayak uydurmuş bozuk düzene
Satsan para etmez yala katsan it yemez

Yüzüne herkes dost hepsi birer efe
Arkanı dönsen maruz kalırsın hançere
Adam zannedersin konuştumu bir kere
Satsan para etmez yala katsan it yemez

Karakterleri bu alışmışlar bir kere
Anlatamazsın şerefi böylesi şerefsizlere
Altın elbiseyi giydirsen de nafile
Satsan para etmez yala katsan it yemez

Süleyman ÖZER...





SEVGİ 
Sözüme başladım sevgi diye
Öğretmenler Günü büyük hediye, 
On yılı da uğurladık geriye
Daha nice, mutlu yıllar görelim

Her geçen yıldan ibret almalı, 
Tecrübe sahibi, daha ehil olmalı, 
Sevgiden, saygıdan nasibini almalı,
Güzel söyleyen tatlı diller görelim.

Yurdumuz çok güzel, dünya’da bir tane,
Bir nifak girmesin, halkın içine
Doğulu, batılı kardeş gibi geçine
Birbirine kenetlenmiş, eller kollar görelim

Okullarda disiplin, temizlik ve düzen 
Gurur duymalıdır, her okulu gezen, 
Tek kişi çıkmasın, birbirini üzen
İlim irfan yuvası, nice okullar görelim

Öğrencilerimiz ezberci olmasın, öğrensin
Kabiliyetine göre mesleklere yönelsin,
Kendinden isteneni, hakkıyla versin,
Usanmadan çalışan, gençler görelim.

Öğretmenler, biliyorum derdimiz çok
Demeyelim,  göğüsleyecek gücümüz yok, 
Gururlu, başı dimdik,  gözü gönlü tok, 
Usanmadan çalışan, meslektaşlar görelim.

Üniversitelerimizi daha çağdaş yapalım, 
Bilim ve teknolojide, çağlar aşalım
Daha çok çalışalım, kabımızdan taşalım, 
Vatanı yönetecek kadrolar, başlar görelim.

Yeniden imar edelim  şu güzel yurdu,
Atalarımız al kanlarıyla yoğurdu,
İkibinli yılların güneşi üstümüze doğdu,
Dünya’da yerini almış, Büyük Türkiye görelim.

Mustafa Tokdemir, gelecek nesil elinde
Öğrenciler yetişir, Bünyan elinde, 
Onbirinci Öğretmenler Gününde 
Sevgi, saygı, hoş sohbetler görelim.

23 Kasım 1991 Mustafa TOKDEMİR 





BU CAN SANA FEDADIR

Mevla’yı seversen bekletme beni
Senin gülen yüzün câna şifâdır
Şimdi sohbetlerin gelmiştir demi
İnci gibi sözler rûha gıdâdır

Senin aşkınla sözle eyleşelim
Hakkı bulalım özle eyleşelim
Buse gerekse gözle eyleşelim
Ahu gibi gözler derde devâdır

Ruhun ateşlere düşer dediler
Aşk ile deryalar taşar dediler
Sabr u sebat ile başar dediler
Onu anmak elbet ahde vefâdır

Haydan gelen her şey huya gidermiş
Sana yakın olan seni övermiş
Gül aşkıyla bülbül şarkı söylermiş
Şarkılar ki gönle dolan safâdır

Ne zaman o güzel adını ansam
Dert ile bakıp sözlerine yansam
Yüzüne bakınca yine aldansam
Kul olan aşığa her şey revâdır

Uzaklarda arayıp durdum seni
Gönlümün içindesin sardın beni
Severim elbette beni seveni
Çâre sensin, bu can sana fedâdır

S.Burhanettin AKBAŞ




BÜNYAN’IM
Şanlı Koramazda mağrur başın var
Nurdan  sular saçan Pınarbaşın var
Bir de göz göz olan Kayabaşın var

Mercimekte taşın olam
Eğriyılda peşin olam
Şahsenemde eşin olan Bünyan’ım

Bahçelerde bülbül sesi yükselir
Zümrüt bağlarından güzeller gelir
Senin güzelliğin elbet sevilir

Ellerinde gülün olam
Sularında gölün olam
Kucağında ölün olam Bünyan’ım

Pırıl pırıl tatlı sular aktıkça
Yeşil elbisene çiçek taktıkça
Taze gelin gibi bana baktıkça

Veli evinde sözün olam
Güneş vuran gözün olam
Billur billur gözün olam Bünyan’ım
                           ABDULLAH AKAY



Koramaz’ın alıçları kızarsa

Koramaz’ın alıçları kızarsa, biz çocuk olsak...” 
Yalınayak çakır dikenli yollarında 
Güneşe yıldızlara karşı yürüsek 
Toprak damında evlerin masallar dinlesek 
Güneşe yıldızlara karşı 
Güneşe yıldızlara… 


Toprak damında evlerin rüyalar görsek 
Serin yağmurlar yağsa birden 
Yeşil çayırlarında bir su gibi aksak 
Bir su gibi 
Güneşe yıldızlara karşı 
Güneşe yıldızlara... 


Serin yağmurlar yağsa üstümüze 
Alıçlar kızarsa birden 
Kızlar türkü söylese camdan 
Kızlar türkü söylese 
Güneşe yıldızlara karşı 
Güneşe yıldızlara... 


Koramaz’ın alıçları kızarsa biz çocuk olsak” 
Birden sararsa yaprak 
Eski bir güz gelse 
Güzel kızlar öylece dursa 
Güzel kızlar öylece 
Ebem kuşağı öylece… 


Güneşe yıldızlara karşı 
Güneşe yıldızlara… 


Koşsak ebem kuşağının altından geçmek için 
Kızların oğlan, oğlanların kız olacağını bile bile 
Yağmurlar dinse, güneş parlasa yıldızların yanından 
Kızarmış bir ekmeğe katık etsek umutları 
Güneşe yıldızlara karşı, 
Güneşe yıldızlara... 

Ahmet Kurt



Bir destandır Kayseri halısı

Kirkit sesleri geliyor yine: 
-Tak tak tak tak tak! 
Bugün efkarlıyım, 
Ne olur beni bırak. 
*** 
Kuşluk vakti alaca karanlıkta, 
Saçlarına dokunmuş Erciyes’in rüzgarı. 
Tezgahlar geriliyor iplik iplik. 
Yumuk gözlerde sevda var. 
Gözlerine hapsolmasın yüreğin, 
Gün başlıyor upuzun, yarınlardan ümit var. 
Hisarcıklı Mehmet, Bünyanlı Hüseyin 
Kendi gurbet elde gönlü sılada. 
Aheeey! Gesi bağlarında dolanıyorum. 
Halının direğine dayanıyorum. 
Ayrılığın acısını kırmızıya dokudum 
Hem ağladım, hem halımı dokudum. 
*** 
Alı al, moru mor, çividisi kiremidisi bol halılar, 
Zemini de başak sarısı olsun. 
Kazak kilim olsun, Şirvan dilim olsun. 
Buhara benim olsun, Üzümlü senin olsun. 
Günleri saralım yumak yumak asalım 
Çıpkıları vuralım. 
Gelene geçene yol olsun. 
Göbekliler han olsun yolcuları uyutsun. 
Sarmaşıklı sarsın, gölgesi çok olsun. 
Papatya, Ferağan, Laleli bahçemize söz olsun. 
Sandıklı’yı saklayalım 
Ayşe kızın sandığında çeyiz olsun. 
*** 
Her evde kirkit sesleri, 
Sabah sabah kirkitler vuruluyor alınyazısına. 
Bel ağrısı, diz ağrısı, diş ağrısı... 
Of da of diyen Ayşe kızın kalp ağrısı. 
Yarim İstanbul’u mesken mi tuttun? 
Evde halı dokuduğumu ne tez unuttun? 
Arada bir name yazamaz mısın? 
İstanbul’dan kuş olup kaçamaz mısın? 
*** 
Anamın saçları Erciyes’in başı gibi. 
Olsun kaygı mı ana? 
Halı başında bir hayat biter. 
Gün halıdır, ay halıdır, zamanlar halıya denk. 
Yıl dediğin nedir ki? 
Hepsi hepsi on iki halı. 
Enli kenar dar kenar 
Ben ağlasam kim yanar 
Halı benim yarenim 
O benim için ağlar 
Bugün günlerden salı 
Neçe bitmez şu halı 
Saçlarıma ak düştü 
Kime bunun vebali. 
*** 
Anam diline manileri diline deste deste bağlamış 
Ya şu Fatma gelin, 
Nişanlısını askere yeni yollamış. 
Geceleri oturmuş gizli gizli ağlamış. 
Kirkit vurmuş, ilmek atmış, 
Hıncını alamamış, yorulmuş kolları. 
Emine’nin sesi güzeldir. 
Emmi’den bir türkü söyler. 
Gazi Ayhan sırada beklesin. 
Ayşe kız, Fatma gelin yüreğini eğlesin. 
Asmalar da kol uzatmış dallere, dallere vay! 
Sen düşürdün beni bu hallere, hallere vay! 
*** 
Bir halı olsun ki salkım saçak 
Bir halı olsun ki senden sevdalı. 
Davullar vursun, zurnalar ötsün. 
Bir halı olsun ki gelin gibi, 
Suna başlı. 
Kızlar dokusun halıyı kızlar, 
Modeller gözleyerek. 
Yarinin yüreği sızlar mı sızlar 
Sılasını özleyerek. 
*** 
Kirkit sesleri geliyor yine: 
-Tak tak tak tak tak! 
Bugün efkarlıyım, 
Ne olur beni bırak. 

(1965- )
Kitleler onu TV programları ile, gazete ve dergilerdeki yazıları ile, kitapları ile tanıdı. Kendi alanında on yıl yayınlanarak bir rekora imza atan kültür ve sanat programı Bindallı, onun bir diğer adı gibi oldu. Sonrasında Şehitlerimiz, Kızılırmak Belgeseli, Kayseri Doğa Belgeseli, Yöre Yöre Kayseri, Yamula Barajı, Erciyes’ten Rodoplara, Konak, Kitabistan ve Ah O Eski Günler hep onun imzasını taşıyan programlar oldu. Adı Erciyes TV için yaptığı programlarla özdeşleşti. Şimdi de Kanal E Televizyonunda Kitabistan programına devam etmektedir.
Aslında o bir edebiyat öğretmenidir. Halk Edebiyatı alanında ihtisasını yapmış bir öğretmen… İhtisasını yapmakla kalmamış 14 tane de kitaba imza atmış, araştırma ve incelemelerini yayınlamış, okul kitapları, ders kitapları hazırlamış bir öğretmen… Şiir kitapları Yaban Çiçeği (1993), Sen Ben Aşk (2007); okula yönelik kitapları Şair ve Yazarlar Sözlüğü (1996-1999), İmla Kılavuzu (1999), Türk Edebiyatı Tarihi(1999); Halk Edebiyatı araştırmalarını ihtiva eden Bünyanlı Aşık Mustafa(1994), Bünyan ve Yöresi Halk Edebiyatı Folklor ve Etnografyası (1994), Gesi Bağları Türküsü (2001); bir hayat öyküsünü ele aldığı Başarı Sevmekle Başlar (2003), soy araştırmaları kitapları Kayseri Yöresi Yerleşen Türk Boyları ve Akraba Topluluklar (1997), Kayseri’de Yörükler ve Türkmenler (2005); Edebiyat alanında Hey Andon (2009) isimli bir romanı yayınlanmıştır. 2011 yılında Avrasya Yazarlar Birliği tarafından Kayseri’nin Evliya Çelebisi seçilen yazarın, aynı yıl Evliya Çelebi’nin İzinde Kayseri isimli kitabı yayınlanmıştır.
Çeşitli gazete ve dergilerde köşe yazıları, makale, fıkra, hikaye ve araştırma yazıları yayınlayan yazarımız, uzunca bir süredir Kayseri Akın Günlük gazetesinde tarih, edebiyat, kültür ve sanat konularında yazılarını yayınlamıştır. Şimdi de E Haber Gazetesinde SILA isimli bir kültür ve sanat sayfası düzenlemektedir.
2011 yılında Erciyes Üniversitesi Edebiyat Fakültesi öğrencilerinden Sema Çimen tarafından “Seyit Burhanettin Akbaş’ın Hayatı, Sanatı ve Eserleri” konulu tez çalışması yapılmıştır.
Neşe Hanım’la evli olan yazarımız, Hazal ve Begümay isimlerinde iki kız çocuğu babasıdır.
Katıldığı Etkinlikler, Aldığı Plaketler ve Ödüller:
1. İnönü Üniversitesi Masal Derleme Yarışması Mansiyon Plaketi 1989
2. Erciyes Üniversitesi, Türk Tarihi İçinde Nevruz Paneli, 21 Mart 1992
3. Bünyan İlçesi 100. Yıl Anısı Şükran Plaketi- 1995
4. Kayseri Kültür ve Turizm Derneği Kayseri Kültürüne Hizmet Plaketi-1999
5. Dadaloğlu Birliği Teşekkür Plaketi- 1999
6. Dünya Şiir Günü-1 Teşekkür Plaketi 2000
7. Geçit Yayınları Kayseri Kültürüne Hizmet Plaketi-2000
8. Anadolu İlim ve Edebiyat Eserleri Sahipleri Meslek Birliği Takdir Belgesi-2001
9. Ağırnas Belediyesi Teşekkür Plaketi-2001
10. Erciyes Üniversitesi Kayseri Kültür ve Sanat Haftası Plaketi- 2001
11. Amarat Kasabası Teşekkür Plaketi 2002
12. Zamantılılar Derneği Teşekkür Plaketi-2002
13. Kayseri Valiliği İl Turizm Müdürlüğü Kayseri Turizmine katkı için Teşekkür Belgesi- 15.04.2002
14. Bütün Yönleriyle Develi Bilgi Şöleni Plaketi-2002
15. Melikgazi Belediyesi Avrupa Birliğine Girme Sürecinde Türkiye’de Eğitim Konulu Makale Yarışması 3.lük Ödülü Plaketi 2003
16. Kayseri Kültür ve Turizm Derneği Teşekkür Belgesi- 21 Mart 2003
17. Kayseri Kocasinan Kaymakamlığı Sahabiye Mahallesi Muhtarlığı Teşekkür Belgesi 18 Haziran 2003
18. Eğitimciler Birliği Kayseri Şubesi tarafından düzenlenen “Unutamadığım Öğretmenim” konulu anı yarışmasında Kayseri Birinciliği, 2006
19. Milli Eğitim Bakanlığı Uzman Öğretmenlik Sınavında Türk Dili ve Edebiyatı alanında Türkiye Birinciliği, 2006
20. 1. Erciyes Şiir Günleri Plaketi 24 Mart 2006 (Kayseri Büyükşehir Belediyesi)
21. Kocasinan Kaymakamlığı “Yunus Emre Şiirleri” Dinletisinden dolayı takdirname, 04.04.2007
22. Kayseri Büyükşehir Belediyesi “Bir Anı Bir Fotoğraf” yarışmasında 1. Mansiyon ödülü, Haziran, 2007
23. Atatürkçü Düşünce Derneği Kayseri Şubesi “Atatürk Kayseri’de” konulu panelde konuşması ve sunumu sebebiyle teşekkür plaketi, Kasım, 2007
24. Eğitimciler Birliği Sendikası Anı Yarışması Kayseri İl Birinciliği, Aralık, 2007
25. Mevlana Şiir Dinletisinden dolayı Kayseri İl Milli Eğitim Müdürlüğünden Teşekkür Belgesi, Ocak, 2008
26. 3.Erciyes Şiir Günleri Plaketi, Mart 2008 (Kayseri Büyükşehir Belediyesi)
27. Özel Yelkenoğlu Lisesinden Plaket, Nisan 2008
28. Kocasinan İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü Teşekkür Belgesi 02.07.2008
29. Kayseri Dulkadiroğulları Kültür Yardımlaşma, Eğitim ve Çevre Derneği Teşekkür Plaketi 10.08.2008
30. İl Milli Eğitim Müdürlüğü Sosyal ve Kültürel Etkinlikler için Teşekkür Belgesi, 12.08.2008
31. Özel Kılıçaslan Lisesi, III. Kılıçaslan Kültür Günlerine Katkıları sebebiyle plaket, 02.04.2009
32. Milli Eğitim Bakanlığı Teşekkürle Ödüllendirme, 10.02.2009
33. Kayseri Ticaret Odası, 2010 Avrupa Bilgi Yarışmasına katkılarından dolayı teşekkür belgesi, 2010
34. Kayseri İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü “Bir Sevdadır Şiir” konulu etkinlik dolayısıyla teşekkür belgesi, 24 Ekim 2010
35. Kılıçaslan Anadolu ve Fen Lisesi, 21 Mart Dünya şiir Günü münasebetiyle şükran plaketi, 21 Mart 2011
36. Avrasya Yazarlar Birliği tarafından Kayseri’nin Evliya Çelebisi seçildi, 2011
37. Türk Eğitim Sen Kayseri 2. Şiir Etkinlikleri Plaketi, 6 Nisan 2011
38. Erciyes Aylık Fikir ve Sanat Dergisi, Teşekkür Belgesi, Nisan 2011
39. Uluslararası Dulkadir Beyliği Sempozyumu katılım ve teşekkür belgesi, Kahramanmaraş, 1 Mayıs 2011
40. Türkiye Yazarlar Birliği Kayseri Şubesi, söyleşi ve imza günü için başarı plaketi, 10 Temmuz 2011
41. Türkiye Yazarlar Birliği Kayseri Şubesi, “Okur Yazar Okulu” programına katkılarından dolayı plaket, 7 Ocak 2012
42. Yelkenoğlu Anadolu ve Fen Lisesi, Kültür Günleri etkinliğine katkılarından dolayı teşekkür plaketi, 04.04.2012
43. Kocasinan Kaymakamlığı Başarı Belgesi, 30.04.2012
44. Çıngı Kültür ve Sanat Dergisi, Teşekkür Belgesi, Mayıs 2012
45. Kayseri Kültür ve Turizm Derneği, Kayseri Kültür ve Turizmine katkılarından dolayı teşekkür plaketi, 29 Mayıs 2012
46. 24 Kasım 2012 MEB tarafından 2012 yılı Kayseri'de Yılın Farklılık Yaratan Öğretmeni seçildi.
47. Yörük Türkmen Vakfı Kayseri Şubesi, 24 Kasım 2012'de Yılın Öğretmeni plaketi verdi.
48. Fevzi Çakmak Lisesinden Plaket 2012
49. Talas Lisesinden Plaket 2012
50. Milli Eğitim Bakanlığından Teşekkür Belgesi 2012
SERGİLER
1. Wowturkey Fotoğrafçıları Kayseri Fotoğrafları Sergisi, Mayıs 2007, İpeksaray/ Kayseri
2. Kayseri Siyah Beyaz Fotoğraflar Sergisi, Haziran 2009, İpeksaray / Kayseri
3. Kayseri’de Giyim Kuşam Siyah Beyaz Fotoğraf Sergisi Ağustos 2011 Acıbadem / Kayseri
4. Ah O Eski Günler Kayseri Nostaljisi Siyah Beyaz Fotoğraf Sergisi, Temmuz 2012, İpeksaray / Kayseri
5. Osmanlıda Ticari Belgeler ve Yazışma Örnekleri Sergisi, Mayıs 2012, Kayseripark / Kayseri
6. Ahmet Erdem Ticaret Meslek Lisesi Fotoğrafçılık Kulübü Sergisi, Haziran 2012, İpeksaray / Kayseri





BÜNYAN’ A SESLENİŞ 

Akbayır'da navrız, çiğdem yetişir
Şahsenem'de şakrak bülbül ötüşür
Fakılar'da koyun, kuzu katışır
Mor donlu* çiçekler kokar Bünyan'da

Şeşe, Kösüre zümrüt yeşil bağındır
Arkanda Koramaz ulu dağındır
Yiğitler yetiren şen otağındır
Sular coşkun coşkun akar Bünyan'da

Kuzeyini bürür Elos Yaylası
Güneyini süsler kaysı meyvası
Derde devâ derler esen havası
Güzeller nişan takar Bünyan'da

Mercimek'te türlü çiçekler biter
Çifte fabrikalar durmadan öter
Sanma ki Türköz'üm bu bize yeter
Âşıklar gönlünü yakar Bünyan'da

Aşık Harbi (Adnan TÜRKÖZ)
*donlu: elbiseli 

ADNAN TÜRKÖZ (AŞIK HARBİ) 

1925 senesinde Bünyan'da doğmuş. Babası zabıt katibi Mehmet efendi, annesi ise Akkadın hala adıyla bilinir. Bağlamaya merakı on beş yaşlarında başlamış. Bünyan’ın bağ, bahçelerinde, ve düğünlerinde saz çalarak kendisini iyice geliştirmiştir. Kendisi, sonraları Erciyes Kültür ve Sanat Dergisi'nde yayınlanan bir yazıda o dönemi şöyle anlatmıştır: 

''on altı yaşında iken mahallemiz kızlarından şimdiki eşim fatma’ya aşık oldum. Bu arada babama baskı yaparak -ya bana saz ya da kız alın dedim. Baktılar ki saz, kızdan daha ucuz. Bana yedi liraya bir saz aldılar. Ben de sevgilimin aşkı ile çala çala sazı ilerlettim. On yedi yaşına gelince tutturdum: -saz, yanına kız istiyor. İlle de Fatma’yı bana alacaksınız dedim. Babamın mali durumu hiç de iyi olmadığı halde ısrarım karşısında beni 26 şubet 1942’de Fatma ile evlendirdi.''

Kendi yazdığı eserlerini Aşık Harbi mahlasıyla çalıp söyleyen Adnan Türköz'ün türkülerinin konusu genelde sevgili eşi ''Fatma hanım'' dır.

Aman fatmam kalk gidelim
İdareyi yak gidelim
Emmin dayın ayırmadan
Etrafına bak gidelim

1944'te askere giden türköz, askerde notayı belleyerek Adana,Eskişehir ve Erzincan ordu bandolarında kornet çalmış. Asker dönüşü, Bünyan cezaevinde memurluk yapmış. Bu dönemde sazını ilerleterek halk evleri saz topluluğu ile konserlere gitmeye başlamış.
En büyük tutkusu olan TRT için sınava girmek maksadıyla 1948'te İstanbul'da Anadolu bölge sanatkarları imtihanına girmiş ve başarılı bir sonuç elde edip uzun seneler İstanbul Radyosu'nda hizmet vermiş. Bir süre İstanbul belediye konservatuvarı'nın halk müziği korosunda bağlama sanatçısı olarak çalıştı, bu süre zarfında Adnan Ataman tarafından repertuarındaki bazı türküler kaydedildi ve notaya alındı. Sonraları bu topluluğa hocalık yapmış, 74'te emekliye ayrılmıştır. TRT den ayrıldıktan sonra bir süre İstanbul Beyoğlu Sakızağacı sokağında mütevazi bir ekmek arası sandeviç , şarküteri dükkanı açmış açmış, TRT’den ayrılmanın vermiş olduğu hüzün ve burukluk ile dükkanına güzel bir dörtlükten oluşan bir tabela asar. Tabela’da şunlar yazılıdır. 

Kırk senelik bağlamacı 

Şimdi oldu pastırmacı 

Adresimi sorarsanız 

Beyoğlu Sakızağacı 

Birçok Bünyan türküsünü ve halayını TRT repertuvarına kazandıran üstad yurt çapında nam salmıştır. Türkülerinin bir çoğu taşlama şeklindedir. Üstad 1982’de rahmetli olmuştur.

Aşık Harbi'nin derlediği bazı türküler:


Kaynaklar: 1. Kazım Yedekçioğlu, “Bünyanlı Harbi”, Erciyes, sayı: 3-4, Kayseri, 1978 2. S. Burhanettin Akbaş, “Bünyan’da yetişen halk şairleri: Aşık Harbi”, Erciyes, sayı:167, Kayseri, 1991 3. Mansur Kaymak, Erciyes yöresi halk türküleri ve ezgileri bibiliyografyası, Kayseri, 1991 4. S. Burhanettin Akbaş, "Bünyanlı Aşık Harbi", Bünyan Kültürü, sayı: 4, şubat, 1993

YENİ BİR GÜN
Enli kenar, dar kenar
Ben ağlasam kim yanar,
Halı benim yarenim
O benim için ağlar

Halı dokuyan kızlar
Yarinin yüreği sızlar
Çıksın artık şu halı
Duyun gökteki yıldızlar

Emenerek, özenerek
Kirkidi inleterek
Dokunur göbekliler
Modeller gözlenerek

Bugün günlerden Salı
Nece bitmez şu halı
Saçlarıma ak düştü
Kime bunun vebali

Yumak yumak sararlar
Kücülere asarlar
Sabahları yumuk gözler
Çıpkıları vururlar

Yerinenler yerinir
Sevinenler sevinir
Ya şu koca herifler
Gerinir de gerinir
                  Bünyanlı Ali


BÜNYAN
Her yanında sular çağlar
Etrafında sıra dağlar
Gonca gülü yeşil bağlar
Be sana hasretim Bünyan

İpek saçlı güzellere
Halı dokuyan ellere
Sohbet eyleyen dillere
Hasretim ben canım Bünyan

Şırıl şırıl sular çağlar
Seherde bülbüller şakar
Mis gibi güllerin Kokar
Ben sana hasretim Bünyan

İğdelerin çiçeğine
Tarlaların böceğine
Ana baba kucağına
Hasretim ben canım Bünyan

Büngüldeğin, Pınarbaşın
Seyrangâhın Kayabaşın
Kalbimde toprağın Taşın
Ben sana hasretim Bünyan

Sıra atan meniklere
Onu vuran kirkitlere
Uzun siyah kirpiklere
Hasretim ben canım Bünyan

İnce ince modellere
Sanat döken ellere
Halılardaki desenlere
Hasretim ben Canım Bünyan

Sana hasret Kavlak Hacı
Beyler gardaş, hanımlar bacı
Hasretim zehirden acı
Hasretim ben canım Bünyan
                   Hacı İsmail Kavlak

1916 yılında Bünyan’ın Devrişağa Mahallesi’nde dünyaya geldi. İlk tahsilini Bünyan Numune Mektebi’nde  yaptı. Çocukluğunun seferberlik yıllarına rastlaması sonucu yoksulluk, yalnızlık ve daha başka sebeplerden okuyamadı. Ondokuz yaşına kadar çiftçilikle uğraştıktan sonra İstanbul’a giderek inşaat işçiliği, boyacılık, uzun yıllar kalfalık ve müteahhitlik yaptı. İstanbul’da sade bir hayat sürmekte iken 1986 yılında vefat etti. Şiirleri çeşitli mahalli gazetelerde yayınlandıktan sonra bunları, bir kitapta toplamayı başardı. Ölümünden önce 1986 yılında “Yalan Dünya” isimli şiir kitabı yayınlandı.     Kaynak: Bünyan Kültürü, Aylık Kültür Dergisi Yıl 1 Sayı:  6 1993



HALAY TÜRKÜSÜ

Pınarbaşı bizim akarsuyumuz
Türkistan'dan gelme ulu soyumuz
Varlığım armağan yurdun uğruna
Düşmana kılınma bilmez huyumuz"

***
Er yiğit her yerde arslan olmalı
Kılıncı kınında paslanmamalı
Yere arka verip yaslanmamalı
Gölgesiz gezmesin yerde boyumuz

***
Çiçekli yaylada kuzular meler
Güllü bahçelerde bülbüler öter
Velev'i, Şahsenem, gümüş dereler
Cihanda bir tane bizim köyümüz



Pınarbaşı

Koramaz dağının, buz kesen karı 
Eriyip de akan suyla coştun mu? 
Tarlada ekili, buğdayla darı 
Sarımsak’lı senin, tek dostun mu? 

Pınar seni kana kana içerler, 
Güzeller suyundan, gelip geçerler 
Güzellikte de hep yarış ederler 
Gönüllere ateş olup düştün mü? 

Ağaçlar suyundan, içer beslenir 
Bakıp buna insan, çok heveslenir 
Gürül gürül akan suyun seslenir 
Gönüllere sevda olup aştın mı? 

Her an ateş yanar, dumanlar tüter 
Balıklar, güveçler, etler de pişer 
Çoluk çocuk neşe içinde yüzer 
Pınarbaşı halkın ile coştun mu? 

Sarımsaklı suyun akar dolanır 
Kemer köprüde sır olup bulanır 
Hiç durmaz bahçeler bir bir sulanır 
Olukbaşı’ndan sel olup şaştın mı? 

Başgöl’de üstüne havuz attılar 
Çağlayan’da suyun kesip sattılar 
Boruyla fabrika kurup yaptılar 
Işık olup evden eve taştın mı? 

Yüksel der seyrine hiç doyum olmaz 
Suyun buralarda akar hiç kalmaz 
Gönüllerde kalan değerin solmaz 
Bir masal olup da dile düştün mü? 

AŞIĞIYIM BÜNYAN'IN
Sıra sıra dağını
Koyunun çatağını
Gördüm Şeşe Bağını
Aşığıyım Bünyan'ın

Toprağına taşına
Coşkun akan suyuna
Közde demli çayına
Hayranıyım Bünyan'ın

İlmek ilmek tez olur
Çiçeğinde köz olur
Türkülere söz olur
Halısıyım Bünyan'ın

İnsanında var hayır
Ağca Ağıl, Akbayır
Meşhurdur Yassı Çayır
Evladıyım Bünyan'ın

Üç Gözlü Çeşme başı
Durur mu Pınarbaşı
Bir başka Olukbaşı
Sularıyım Bünyan'ın

Bahçesinde gül biter
Bağında bülbül öter
İnsana gönül yeter
Yüksel'iyim Bünyan'ın

Hasan YÜKSEL
1 Mart 1965 yılında bir ailenin üç çocuğundan ikincisi olarak, Çağlayanlar beldesi diye bilinen Bünyan'da dünyaya geldi. İlkokul, Ortaokul ve Lise öğrenimini Kayseri’de tamamladı. Maddi
İmkansızlıklar nedeniyle yerleştirildiği iki yüksek okulu da bırakmak zorunda kaldı. Üçünçü kez Anadolu Üniversitesi Laboratuvar ve Veterinelik bölümünden mezun oldu. Lise sıralarında, gençlik yıllarının verdiği heyecanla, her genç gibi aşk üzerine şiirler yazmaya başladı. Aynı yıllarda halk oyunları ile tanıştı. Halk oyunlarına olan bu tutkusu giderek arttı. Büyükşehir Belediyesi Konservatuarı Halkoyunları bölümüne devam etti. Halk Oyunları üzerine bir çok kurs aldı. M.E.B. Halk Oyunları Usta Öğretici
Sertifikası aldı. Yine M.E.B. açmış olduğu kursları başarıyla tamamlayarak C sınıf hakemlik sertifikasına hak kazanmıştır. Bir çok okulda ve Melikgazi Halk Eğitimi Merkezinde uzun yıllar Halk oyunları kursu verdi. Halk Oyunlarına olan tutkusu onu folklora bağımlı hale getirdi. Kayseri’de ve Kayseri dışında Folklor üzerine araştırmalar yaptı. Bu konuda yapmış olduğu araştırmalar Erciyes, Laçin, Şu Bizim Kayseri, Akın Günlük Kayseri, Şebinkarahisar Gazetesi, Bütün YönleriyleDeveli gibi gazete, dergi ve kitaplarda yayınlandı. Saim Deligöz ile uzun bir sür yaptığı araştırmalarını, Kayseri Halk Oyunları Giyim Kuşam Köy Seyirlik Oyunları adlı kitapta topladı.“Bütün Yönleriyle Develi 2002” adlı sempozyuma katılarak “Develi düğünleri ve köy seyirlik oyunları” ile ilgili bildiri sunmuştur. Folklor ile birinci derecede ilgili olması, aynı zamanda onun şiire olan tutkusunu daha da artırdı. Şiir üzerine yayınlanmış bir eseri olmamakla beraber, Çemen ve Şu Bizim Kayseri dergilerinde şiirleri yayınlandı.
Halen özel bir sağlık şirketinde çalışmakla beraber, Melikgazi Halk Eğitimi Merkezinde, Halk Oyunları dersleri vermektedir.
Evli olup, bir kız ve bir erkek çocuk babasıdır.





YEŞİL BÜNYAN’IM

Yemyeşil Pınarbaın, temiz havanla
Girdin rüyalarıma bakır tavanla
Çeşmeden su çeker kızların delik kovanla

Yatak olam üstüme Elvan’ım
Bu can kurban sana Bünyan’ım

Halın vardır senin, ilmek , ilmektir
Kültürün diğer adı seni bilmektir,
Seni sevmek toprağında ölmektir

Halı olam doku beni Ceylan’ım
Sana kurban bu  can, Yeşil Bünyan’ım

Çayırında kuzuların meleşir,
Şahsenemde bülbüllerin dertleşir,
Taşrandaki Bünyanlılar birleşir

Sensiz ağrıyor benim her yanım,
Bu can kurban sana, Yeşil Bünyan’ım

Kışın arabaşı yapar yutarız,
Deveyutan’da balıkları tutarız
Bir kaşığa kırk mantıyı yaparız

Gözenesi’nde tilkileri avlarım,
Yiğit olur şu gençliği Bünyan’ım.

Devetaşın, Kurtdeliğin namlıdır,
Gurbetteki Bünyanlılar gamlıdır ,
Halıların şu dünyada şanlıdır

Havana, suyuna kurban bu canım
Tarih sayfaları yazar seni, Bünyan’ım
                                Mahmut CEPLİ

Mahmut Cepli Kimdir?
1945 yılında Bünyan’da doğdu. İlk ve Ortaokulu Bünyan’da lise tahsilini ise Kayseri’de tamamladı. 1968 yılında girdiği İstanbul Gazetecilik Yüksek okulundan 1970 yılında mezun oldu. Yine Yüksek okula kayıt olduğu yılda Akşam Gazetesi’nde santral memuru olarak çalışma hayatına başladı. Bir süre sonra aynı gazetenin istihbarat servisinde polis muhabiri olarak Yazı işleri ailesine katıldı. 1973 yılında askerlik dönüşü Türkiye Gazetesinde gazetecilik mesleğini sürdüren Mustafa Cepli, 1974 – 1979 yılları arasında Günaydın Gazetesi’nde magazin muhabiri olarak çalıştı.

Çeşitli gazetelerde istihbarat şefliği ve yazı işleri müdürlüğü görevlerinde de bulunan Mahmut Cepli İnşaat Müteahhitleri İşveren Sendikası’nda Basın Müşavirliği görevinde bulundu.

Şu an Yeni İstanbul Gazetesi’nde gazetecilik mesleğini sürdüren Mahmut Cepli’nin  iki erkek çocuğu bulunuyor.
    Kaynak: Bünyan Kültürü, Aylık Kültür Dergisi 1993 Sayı 6.



BÜNYANIMA

Yine kalbe çöktü elim yalnızlık
Kavuşmak istiyorum anneme, babama 
Şehri bastı sıcaklarla ıssızlık 
Kavuşmak istiyorum Bünyan’ıma
***
Münbittir her yeri, toprağı sulak 
Ağaçları yemyeşil, havası berrak 
Daldan dala kurmak için salıncak 
Kavuşmak istiyorum Bünyan’ıma
***
Zümrüt çayırlarda açar çiçekler 
Öter bülbül, uçuşuyor kelebekler 
Anne baba kardeş hep beni bekler 
Kavuşmak istiyorum Bünyan’ıma
***
Sular akar çağlayanlar beldesi 
Cennete bedeldir Başgöl Deresi 
Ağaçların suda oynar gölgesi 
Kavuşmak istiyorum Bünyan’ıma 
*** 
Kayaltı, Şahsenem’in bağları 
Navruz, çiğdem kokar şimdi dağları 
Havası hoş, coşkun akar çayları 
Kavuşmak istiyorum Bünyan’ıma

19.05.1960 / Kayseri 
…..Mehtap ŞAHİN*

Mehtap Şahin, 1944 yılında Bünyan’da doğdu. İlk ve orta tahsilini Bünyan’da yaptı. İstanbul’da Tıp tahsili yaparken hayatının baharında kan kanserinden 1963 yılında vefat etti. Sıkıntılarını mısralara dökerek teselli bulan şairin çok hisli olduğu anlaşılıyor. Kyn. S. Burhanettin Akbaş




BÜNYAN İÇİN

Aylardır ayrıyım Bünyan ilinden
Her zaman sorarım seher yelinden

***
Şahsenem nasıldır, soldu mu gülü?
Kışın da öter mi acep bülbülü?

***
Ninniler söyler mi gene Velev'i?*
Köpürüp akar mı suların devi?

***
Görmedim Kayaaltı senin eşini
Hayalin bırakmaz bir dem peşimi

***
Kaç kere ah ettim Pınarbaşı'na
Kuş olup konmayı kaynak taşına

***
Günlerce ağladım Kayabaşı için
Dünyayı vermem bir tek taşı için

***
Eğrıyıl, Çataltepe, Elönü, Ada
Fakılar, Boyalı değmez mi yâda?

***
Sulören, Gölpınar, Boğaz'ın Çeşme
Çipilli suyunu tat da tek içme

***
Yiğitler durağı, erler otağı
Mercimek, Koramaz, Anadut Dağı

***
Akbayır, Kösüre, ey Tepedibi
Saklarsın Bünyan'ı bir pençe gibi


*Velev: Veli evi, Kayaaltında bulunan bu yapı bugün yoktur.

Mustafa KOÇAK*


Mustafa Koçak, 1911 yılında Bünyan'da doğmuştur. Öğretmen okulundan mezun olduktan sonra çeşitli yörelerde öğretmenlik yapmıştır. Şiirlerinde kahramanlık konularını ve sıla özlemini oldukça duygulu mısralarla dile getirmiştir. 1980 yılında şair, aramızdan ayrılmıştır.




                                                                    BÜNYAN

Gözüm açtım toprağında taşında
Damarımda akan kanımsın Bünyan
Gençliğim yaşadım Kayabaşın’da
Şu fâni bedende canımsın Bünyan

Rüzgârın başımda esti delice
Doğup büyüdüğüm yerdi Yenice
Kazırmağı fabrikaya gelince
İlçeler içinde şanımsın Bünyan

Şahsenemden çıktım Selamkaya’ya
Güzellerin lüzum görmez boyaya
Nakış nakış işlenirsin oyaya
Dilime dolanan ünümsün Bünyan

Halılarda ilmek ilmek dokundum
Şiirlerde mısra mısra okundum
Yârim gibi kem gözlerden sakındım
Karanlık gecede günümsün Bünyan

Şeşe’den keserdim hevenk üzümü
Büngüldek’te yurdum hergün yüzümü
Çipilli’nin suyu besler özümü
Yeşiller içinde alımsın Bünyan

Bünyani lakabın adından aldı
Sevdalı başını dertlere saldı
Her yanında tatlı hatıram kaldı
Çiçekler içinde gülümsün Bünyan

YEKTA YILDIZ



HALILAR  ŞEHRİ  BÜNYAN
Dünyaya tanıttın ünlü halılarını
Taşköprü, Cami-İ Kebir anlatır tarihini
Kimse inkar edemez senin güzelliğini
Halıcılık şehri güzel Bünyan’ım

Renkli desenler oturmuş sütunlarına
Bünyan Kayseri’nin yakınında
Dünyanın pazarında Bünyan halıları
Halılar şehri güzel Bünyan’ım

Ad kavminden gelir günümüze
Halıları kızlarımız üretir sipariş üzerine
İlmik ilmik işler halıların özüne
Halıların başkenti şirin Bünyan’ım

Yatıp dinlenesim var halı üzerinde
O kadar gururluyum ki halın düşmüş dillere
Halılarını gördükçe ışık geliyor gözlerime
Altıntop de der yemeğimi yesem, çayımı içsem halı üzerinde.
                                                                    Salih Altıntop




Bünyan Şiiri...
Kayserinin ilçesi, yemyeşil şirin Bünyan,
Herkes sana sevdalı, hasretin derin Bünyan...

Eğlemişler obayı, boy boy yörük beyleri,
Vatan yurt eylemişler, bastıkları yerleri...

Demişler adı olsun, buranın Sarımsaklı,
Oyulmuş kayalarda, nice tarihler saklı....

An gelmiş devran dönmüş, denmiş Bünyanı Hamit,
Bünyan diye değişmiş, sonra gelince vakit...

Çevirmiş etrafını, Koramazın dağları,
Yeşillere bürünmüş, bahçeleri bağları...

Bünyanın can damarı, göz göz kaynar Göztepe,
Eteğinde mesire, çocuklar sere serpe...

Suları akar gelir, dere tepe aşarak,
Evlere ışık olur, havuzlardan taşarak...

Hayat bulur can bulur, Bünyanın dağı taşı,
Mehmet Özmen elinde, ne güzel Pınarbaşı...

Çatılarda bir seda, kumruların sesleri,
Ne hoş bir mekan olmuş, şu sosyal tesisleri...

Girabolu suları, patlak patlak doluşur,
Bünyan sevdalıları, festivalde buluşur...

Çağlayan çağlar durur, yükseklerden Bünyana,
Sarımsaklı barajı, aşıktır Çağlayana...

Kayabaşı salınır, başında bir taç gibi,
Gümbürdek gümbürdüyor, hastaya ilaç gibi...

Kayaaltı hep tüter, buram buram sinemde,
Mangalda balıkların, tadı var Şahsenemde...

Rahmet var yağmurunda, bereket var karında,
Hayalleri süsleriz, şu Dilek pınarında...

Yedi sular birleşir, akar Yuvadereye,
Tarihten kalma mezar, miras Kurbantepeye...

Gölgesinde eğlenip, dinlendiğimiz Şeşe,
Tezek kokan tarlalar, sıralanır peşpeşe...

Arpa buğday ekeriz, toprağı süre süre,
Küfe küfe üzümler, tevek tevek Kösüre...

Şemşamerler dizilir, gün döner kalpak kalpak,
Gilamadalar açar, yeşerir yaprak yaprak...

Yorgun düşmüş duvarlar, giriş kalmış ayakta,
Maziden bir demet var, şu yukarı konakta...

Ulu cami görkemli, Selçukludan izler var,
Desen desen işlenmiş, Atalardan yadigar...

Buz gibi akan sular, söyler hasret türküsü,
Üç gözlüde canlanır, bir sevdanın öyküsü...

Tezgah tezgah kurulur, pazarlar her salıya,
İlmek ilmek işlenen, göz nurudur halıya...

Gün olur günler olur, çöker kara bulutlar,
Vatan sağolsun deriz, tükenmez ki umutlar,

Uğurlanır Bünyandan, nice nice yiğitler,
Ruhlarınız şad olsun, ölmez aziz şehitler....



Beyzade Erden






Görülür Yurdun Akmescit 
Oturmuş ovaya kurulmuş durur
Her yönden görülür yurdun Akmescit
Bakınca kavağın boy boy görünür
Yeşilliği alıp durdun Akmescit
***
Seni seven sana önem vermeli
Sel suyuna derin arklar yarmalı
Çayır kaşına su yolu kurmalı
Ovayı pullukla sürdün Ahmescit
***
Elbet bir gün yapılacak yolları
Halıyı dokurlar durmaz kolları
Geçime önemi verir dulları
Kirkiti güzelce vurdun Akmescit
***
Hayli zaman seni gözüm görmedi
Senden ayrılanlar fazla durmadı
İnsanlar iyidir insan yormadı
Dertlere çare sordun Akmescit
***
Bomboz tepelere ağaç dikmeli
Su yerine alın teri dökmeli
O güzel ovana emek çekmeli
Çeşitli mahsülü verdin Akmescit
***
Sanayileştin yok sana ihanet
Demirci marangoz hepsi vardır net
Bütün sanatkarlar başarılı cet
Pazarı bağrına serdin Akmescit
***
Hiçbir dalda kusur yoktur serinde
Düz ovaya otur varlık yerinde
Yanık Umman kaza olur yarın da
Çevrende isminle erdin Akmescit


Âşık Yanık Umman

Âşık Veysel'i bizzat tanıyıp etkilenen Kayserili ozanlardan biri de Âşık Yanık Umman'dır. Asıl adı Ömer, soyadı Akçakaya olan Âşık Yanık Umman, 1938 yılında, Bünyan'ın Elbaşı bucağına bağlı Akmescit (Zerezek) köyünde doğmuştur. Bâdeli ozanlarımızdandır. Şiirlerinin bir kısmı Hayrettin İvgin tarafından hazırlanan "Dertler Üstüme Üstüme (Âşık Yanık Umman'ın Hayatı ve Şiirleri)" adlı kitapta toplanmıştır (İvgin 1988: 146-147). Şimdi İstanbul'da yaşayan Âşık Yanık Umman, "Veysel Bu Gün Seni Anmaya Geldik" başlıklı bir destan yazmıştır. Âşık Yanık Umman'ın Âşık Veysel'e yazdığı şiir on dörtlükten oluşmaktadır. Şiirde, yazını kışını hizmete harcamış olan Âşık Veysel'in (6/3b), sözlerinin öğrenilmesi, Âşık Veysel gibi saz çalınması gerektiği dile getirilmekte (6/3a), Âşık Veysel'in eserlerinin ölmediği ve bütün canlılığıyla yaşamaya devam ettiği söylenmekte (6/4b), Âşık Veysel'in sevenlerinin gönlünde yaşadığı ifâde edilmekte (6/4c), özellikle muamma dalında Veysel'in güçlü bir ozan olduğu belirtilmektedir





BÜNYAN VE PINARBAŞI
Çocukluğum, gençliğim ihtiyarlığım geçti sende
Aşağı havuz yukarı havuz yüzerdik sende
Elmalar, armutlar yapraklar arasında sende
Atlarım, koşarım yerimde duramaz oynardık el sende

Ah ne güzel Pınarbaşı’ndan akan berrak suların
Pınarbaşı dağından bakarım Kemer köprü Mayle de ki bağlarım
Yılanlıda vak vak diye öten boğazı balonlu kurbağaların
Seyretmeye doyamıyorum Dünyanın cennetisin Bünyan’ım

Ağbayırdan, Dizgeme dağından izlerim seni
Duyulurdu fabrikanın düdüğü ile ezan sesi
Atalarıma yurt yuva olmuşsun ezelden beri
Ruhumu şenlendiriyor kanarya bülbül sesleri

Baharında yazında açar çiçeklerin güllerin
Kayabaşına çıkarsan yanaklarını okşar serin yellerin
Çağlayıp akar Pınarbaşı’ndan derelerin
Hayat bereket buluyor bağların bahçelerin

Canım Pınarbaşı suyun başka havan başka
Seni görünce küt küt atar kalbimiz geliriz aşka
Göçmen kuşların uğrak yerin konar suyuna
Soğuk suyunu içiyoruz kana kana doya doya

Baharıyla ılgıt ılgıt erir doldurur dereleri kar suların
Pınarbaşı mesire yerin, görmeye değer Kayabaşı’ndaki mağaraların
Gelin kız olmuş, taç takmış bahçelerin bağların
Karçiçeği, navruz, gelincik, sümbül ile süslenmiş dağların

Sana aşığım Bünyan’ım severim seni
Adım adım karış karış her yerini gezmeli
Tarih kokuyor Camii Kebir Camisi yazı ile bezeli
İnsanları çok medeni oturup sohbet etmeli.

Salih Altıntop (1943)              Şiir: 21.12.2009 




BÜNYAN’A ÖZLEM
Çobanlar kırlarda ateş yakarken
Bahçeler şenlenip duman tüterken
Şahsenem’de aşık bülbül öterken
Koşarda gelirim sana Bünyan’ım

Kızlar avlularda halı çözünce
Kuzular çayırda toplu gezince
Anam özleyipte mektup yazınca
Coşarda gelirim sana Bünyan’ım

Ak bayırda nevruz, çiğdem açarken
Kırlangıçlar gökte çılgın uçarken
Keklikler yağmurda sevgi içerken
Uçar da gelirim sana Bünyan’ım

Akay’ın adına adın yazıldı
İlmik ilmik gönlüm sana çözüldü
Kadehler aşkınla yola dizildi
İçer de gelirim sana Bünyan’ım

Abdullah Akay (1930 -    ) 7 Aralık 1990 Ankara




KAYABAŞI
Gergeme solunda, şarın sağında
Bülbüller ah çeker gül budağında
Eteğinde Şahsenem’in bağında
Gülün açtığını bil kayabaşı

Sen yüce kayasın şarına yönek
Sıdkile yüzümüz Mevlâya dönek
Ad kavminden kalma yüzbin gözenek
Geçmez mi yanından yol Kayabaşı

Nice bin kavimler sana geldiler
Gahi ağladılar, gahi güldüler
Külünk ile delik deldiler
Ecele bir çâre bul Kayabaşı

Yüzer gördüm ördek ile kazları
Âşık eder mâşukuna nazları
Yenice’de Rum Ermeni kızları
Geyinmiş yeşili al Kayabaşı

Ak saya geyinmiş şu yüce dağlar
Ziynetin çıkarmış bahçeler, bağlar
Ciğer yanmayınca gözler mi ağlar
Güzin geldiğini bil Kayabaşı

Güz gelince harmanların savrulur
Esen rüzgârlar sana çevrilir
Coşkun ırmakların akar devrilir
Gülün açtığını bil Kayabaşı

Mustafa söylersin aktan karadan
Dilerim adüvler çıksın aradan
Senin de muradın versin Yaradan
Sen de gülenlerle gül Kayabaşı

Şar: Şehir
Şarına yönek: Şehre yönelmiş
Külünk: Taş delme aleti
Ak saya: Beyaz elbise
Adüvler: Düşmanlar
Âşık Mustafa (Mustafa Altınkaynak 1868-1941)





BÜNYANIN

Oğul verir bahar gelir arısı
Kovanında dolar balı Bünyanın
Yüce dağda meler koyun sürüsü
Çok olur besili malı Bünyanın

Mor çiçeği kaplar yazın yalısı
Meyva verir ahlat alıç çalısı
Ün yapmış dünyaya dostlar halısı
İlmek nakış atar eli Bünyanın

Düzeni var ama kalmıştır kalın
Misafire açık hanemiz gelin
Yaklaşma kardeşim havanı alın
İnsana baş vermez dulu Bünyanın

Koramaz dağına yağınca dolu
Akar derelerden baharın seli
Hazarşah boğazı elmayla dolu
Bire beş verirse dalı Bünyanın

Meşhurdur kardeşim fasulye fiyi
Verimli toprağı aşırır boyu
Sarımsaklı barajı doldurur suyu
Dolarda boşalır gölü Bünyanın

Aşık Mahrumiyem benim yazarı
Salı günü halka açık pazarı
Esirgemiş Mevlâm ondan nazarı
Yok topalı körü keli Bünyanın

ZekiYILDIRIM (1946- )

Düzen: Evlilik hazırlığı.
Kalın: Düğüne davet için dağıtılan içli kete
Fiy-fiğ: Baklagil

Zeki Yıldırım, 1946 yılındaGömürgen’de doğmuştur. Babası, “Kürt Uşağı” kabilesinden Sabit, annesi Melek Hanım’dır. Zeki, daha altı aylıkken annesi vefat eder.
İlkokulu köyünde bitirdikten sonra, eli az-çok iş tutunca çiftçilik ve çobanlık yapmaya başlar. Delikanlılık çağına gelince çiftçiliği bırakarak, çobanlığa devam eder. Koyun ve kuzuların peşinde kaval ile gönlünü eğlemeye çalışır. O zamandan, geleceği ile ilgili sinyaller vermiştir. Bu arada babası da ölünce, iki taraflı öksüz olmuştur. Fakirliğin, gurbetin bir de öksüzlüğün verdiği hüzün, onun ruhunda fırtınalar koparır. Bunlara bir de o çağın sevdası eklenince olaylara türküler, ölümlere ağıtlar, aşk ve sevdalara hasret şiirleri söyler...

Uzunyayla köylerinden Çukuryur’ta çobanken, bir güzele gönlünü kaptırır. İşte o zamandan bu yana uzun sürecek âşıklık yoluna çıkar.

Gönlünü kaptırdığı güzelle evlilik hayali suya düşer. 1966 yılında askere gider. Askerde “oyun ekip başı” olur. Askerlik dönüşü mesleğe devam, çobanlık...
1970 yılında Samur Mutlu’nun kızıyla evlenir. Bir yıl sonra Birlik Mensucat Fabrikası’na işçi olarak girer. Bu yüzden evini Kayseri’ye getirmek zorunda kalır.

Evini yüklerken, kimseden yardım görmez. Bundan çok hüzünlenen Zeki, köyden ayrılırken, gözleri yaşarır. Kamyonun üzerinde Kayseri’ye doğru yol alırken, önce kalbine dolan ilham, diline akmaya başlar.

Aşağıdaki sitemi Gömürgen’e yollar.
Anamı, babamı elimden aldın!
Beni de gurbete saldın GÖMÜRGEN
Zaten neyin vardı, bana ne verdin?
Senin olsun yurdun-yuvan GÖMÜRGEN...

Çok oynattın yoksulluğun maçında,
Hep bulundum öksüzlerin göçünde.
Bir göz samanlığım kaldı içinde,
Onu da al, bitsin derdin GÖMÜRGEN...

Ben de senin nüfusunda kayıtlı,
Yedirmedin lokmam bir ağzım tatlı.
Beni yaya koydun ellerse atlı,
Kırkıma değmeden yordun GÖMÜRGEN...

Attın beni Kayseri’nin düzüne,
Hasret koydun pınarların gözüne!
Gönül verdim bir vefasız kızına,
Onu da ellere verdin GÖMÜRGEN...

Gelmem sana ama, var Gıdık Ahmet
Mustafa, Şaban, bir Emin Memet...
Bir gün benim ile etmedin sohbet,
Genç yaşta kalbimi kırdın GÖMÜRGEN...
Zamanında yaylaların aşarken,
Kokulardım süt, kaymağın pişerken.
Hayalinde gurbet elde yaşarken,
Neden Mahrumi’yi yerdin GÖMÜRGEN?..

Bu sitemi yolladığında henüz bir mahlası yoktur. Kayseri’de oturmuş olduğu “Mahrumlar” mahallesinden çağrışım yapılarak kendisine önerilen “Mahrumî” mahlasını kullanmaya başlar.

1994 yılında fabrikadan emekli olur. Bundan sonra yerel televizyon ve radyolarda çalıp, söyler. Kayseri İli içindeki festivallere katılmakta, televizyon ve radyolarda sanatını icraya devam etmektedir.

ÂŞIK MAHRÛM-Î ağabeyimiz, düğünlerin neşesi, toplantıların coşkusudur. Hani bir atasözümüz “KAMBERSİZ DÜĞÜN OLMAZ” der ya. İşte bu söz sanki ona söylenmiştir.
Gömürgen’e sitemi, kendi bestesiyle yerel ses sanatçı Hikmet Durak’ın çıkardığı kasette yer almıştır.



BİZE GEL

Güzel senin sohbetini severim
Sabahınan erken kalkta bize gel
On bir ayak merdivene basarak
Salına salına çıkta bize gel

Güzel olan kaşlarını eğer mi
Bir kötülük bir insanlığa değer mi
Benim kadar seni kimse sever mi
Sağına soluna bakta bize gel

Kıymetini bilmeyenler delidir
Aramızda esen sevgi yelidir
Biliyorsun bugün bayram günüdür
Ellerine kına yakta bize gel

Boşuna soldurdun gonca gülünü
Ne kadar severim tatlı dilini
Yaşayamam istiyorum ölümü (Köyün halkı bütün öpsün elini)
Elini koynuna sokta bize gel

Mesut Gülmez her gün senin yanında
Vallahi gönlüm yok dünya malında
Can verir ölürüm bir gün yoluna
Saçlarına çiçek takta bize gel

Mesut Gülmez, Zek (Ekinciler) Köyü 1 şubat 2012’ de vefat etmiştir.




BÜNYANLI...

(Bünyan Oyun Havası) 

Bünyana da Bünyana, 
Düğün kurduk Bünyana,
Haydi koçum meydana, 
Haydi koçlar meydana, 
Oynayalım can cana.... 

Bünyanın da dağları, 
Tevek tevek bağları,
Meydan bir yiğit görsün, 
Kaldır koçum kolları.... 

Ellerinde kınası, 
Jilet gibi urbası, 
Çıkmış koçum meydana, 
Parlıyor kundurası... 

Ellerinde kınası, 
Yüreğinde sevdası, 
Çıkmış koçum meydana, 
Yiğidin hemde hası, 
Hemde Yiğidin hası... 

Bünyanlı da Bünyanlı, 
Harbidir delikanlı, 
Açmış koçum kolları, 
Oynuyor anlı şanlı... 

Bünyanı da Bünyanı, 
Yemyeşildir Bünyanı, 
Düğünümüz var bugün, 
Yıkacağız her yanı.... 

Bünyanın da dağları, 
Tevek tevek dağları, 
Meydan bir yiğit görsün, 
Kaldır koçum kolları.... 

Ellerinde kınası, 
Jilet gibi urbası, 
Çıkmış koçum meydana, 
Parlıyor kundurası... 

Ellerinde kınası, 
Yüreğinde sevdası, 
Çıkmış koçum meydana, 
Yiğidin hemde hası, 
Hemde yiğidin hası... 

Bünyanlı da Bünyanlı, 
Harbidir delikanlı, 
Açmış koçum kolları, 
Oynuyor anlı şanlı.... 

Beyzade Erden


ŞİRİN BÜNYAN

Önünden geçiyor suyu şosesi
Dev gibi solunda Kayabaşısı
İçinde meşhurdur Ulucamisi
Tabiatı güzel şirin Bünyanın

Çamurunla karılıp toprağınla piştim
Değerli şahsenem suyundan içtim
Gördüğüm yerde tek seni seçtim
Tabiatı güzel şirin Bünyanın

Velevi andırır cennet köşesi
Dertlere deva yayla havası
Gök kubbe altında bülbül yuvası
Tabiatı güzel şirin Bünyanın

Ne kadarda şirindir havuzun başı
Daha on dokuzdur Ersoy’un yaşı
Çok çile çekti bitmiyor işi
Tabiatı güzel şirin Bünyanın

12.11.1954 Türk Sesi /Bünyan
M. MUZAFFER ERSOY


GÜZEL BÜNYAN ŞİRİN BÜNYAN

Bünyan, Kayabaşı yamacında
Kayseri, Pınarbaşı arasında
Bol suyu kaynar kayasında
Güzel Bünyan, şirin Bünyan

Pınarbaşı’nın suyu uzar gider
Kınalı eller halıya ilmek eder
İnsanları Pınarbaşı’nı mesken eder
Güzel Bünyan, şirin Bünyan

Pınarbaşı’ yı görmeyen merak eder
Suyun başında piknik yapmaya değer
İnsanları çok iyi misafire hürmet eder
Güzel Bünyan, şirin Bünyan

Kayapınar, Devetaş, Ballık, Tepe Tarla
Bizi bekliyor Alınpınarı, Başınyayla
İç soğuk suyunu kana kana
Güzel Bünyan, şirin Bünyan

Çık Kayabaşı’na bak bünyana
Serin rüzgar vurur güzel yanağına
Gir gör bak bibbir çeşit mağarasına
Güzel Bünyan’ım , şirin Bünyan’ım

Salih Altıntop  14.02.2001




ÖZLEDİM SENİ 

Ödünçleme koyun sağar süt alır
Tilkisi var kümeselere dadanır
Sana hasret olan gadanı alır
Garipsidim seni bizim eller

Kayabaşı'nda navrız biter, gül biter
Şahsenem'de yanık bir bülbül öter
Gurbet elde sensizlik ölümden beter
Garipsidim seni bizim eller

Başgölde kiraboğlun bitti mi
İbik horoz sabahledin öttü mü
Akka Ana, katıklaşa su kattı mı
Garipsidim seni bizim eller

Tol'a, Pöyrek'e çıkıp da yazıya
El ettim turnaya, kekliğe, tazıya
Gelengi de toprağa evini kazıya
Garipsidin seni bizim eller

Yarenlerim toplanırlar Pınarbaşı'na
Bazlamayı dürerler peynirine aşına
Ne pişirirsen o gelir kaşığına
Garipsidim seni bizim eller

Tandırda pişirdiğin keten olaydım
Dağında taşında biten olaydım
Buğdayına başağına seten olaydım
Garipsidim seni bizim eller

Halı dokuyan anamın kirkidinin sesi
Aşık Garip'in ruhu, Kerem'in nefesi
Aşık Mustafa söyler şiirlerin enfesi
Garipsidim seni bizim eller

Aşık Sıtkı Gergeme'de oturur
Kötülüğü de iyiliğe yetirir
Ambar'daki unu Hızır artırır
Garipsidim seni bizim eller

El bir söylerse ben bin söyleyim
Söyleyim de garip gönlüm eyleyim
Kimseler görmeden gizli gizli ağlayım
Garipsidim seni bizim eller
(garipsimek: özlemek)

S.Burhanettin AKBAŞ / Yaban Çiçeği, 1994, s.19-20



BÜNYANIM

Çıktım seyreyledim Kayabaşı’na.
Hasret kaldım baharına kışına 
Kurban olam toprağına taşına 
Özlüyorum seni şirin Bünyan’ım 

Bahar aylarında yağar dolusu 
Evlerden yükselir kirkitin sesi 
Pazara çıkardı halının hası  
O halıyı arıyorum Bünyan’ım 
Eğriyıl Dağı’nda koyun sürüsü 
Melodi çalardı çanların sesi
Köyümden duyardım paydos borusu
O borunun sesini özlüyorum Bünyan’ım

Şeşe bağlarından pekmez gelirdi
Gilabolu salkım salkım olurdu
Suyunu içenler şifa bulurdu
O suyu özlüyorum Bünyan’ım

Ahmet yine Bünyan’ını özlersin
Hasretini yüreğine gizlersin
Dilerim Allah’tan tekrar şenlensin
Neşeli günlerin bitmesin Bünyan’ım
Ahmet HASDEMİR


PINARBAŞI AĞLIYOR
Yolumuz düştü göründü Pınarbaşı’mız
Şırıl şırıl akıyor durmadan akıyor
Bizler böyle boynu bükük bakıyoruz
Gelin görün ağalarımız, bakanlarımız

Pınarbaşı’nın berraktır suyu
İnsanları çok iyi huylu
Tatlıdır boldur suyu
Zenginlerimiz gelin bozun uykuyu

Bizlere hizmet gerek
Suyumuz boşa akıyor nidek
Gelin buraya yatırım yapak
Hepimiz beraber sevinek

Pınarbaşı her şeye değer
Burayı tanıtamamışız meğer
Buraya yatırım yaparsanız eğer
Başımız arşı alâya değer

Pınarbaşı’na hizmet gerek
Buna dayanamıyor yürek
Belediye oldum olası ürkek
Böyle geldik, böylemi gidek

Pınarbaşı’na elli altmış direk
Buraya elektrik gerek
Asırlar geçiyor çeyrek çeyrek
Bu noksan işe utanmak gerek

Pınarbaşı Bünyan’ın güzel yeri
Pislikten kalkmıyor her yanı
Arkadaş hizmet etmeyeni iyi tanı
Ne olur kurtaralım Pınarbaşı’yı

Pınarbaşı bizim öz malımız
Bura bizim hayatımız
Her gün hastalanıyor suyumuz
Neredesiniz ey Bünyanlı hemşerimiz

Vardık Pınarbaşı’ya piknik yapmaya
İhtiyaç duyduk tuvalet yapmaya
Döndük dolaştık tuvalet aramaya
Uçkuru elimize aldık koştuk dağlara

Bu böyle ayıp çok ayıp oluyor
Yetkililer bu durumu hiç görmüyor
Pınarbaşı mesire yeri olmuyor
Bu durum bize çok ayıp oluyor

Pınarbaşı’nın ağlayan gözü
Pislikten geçilmiyor önü
Kime söyleyelim bu sözü
Bulunmasın önünde kilimi yünü

Gençlerimize pilav ayran ziyafeti çekelim
Pınarbaşı’nın önünü güzelce temizletelim
Bir sefer olsun böyle deneyelim
Pınarbaşı’nın yüzünü güldürelim

Pınarbaşı’nın her tarafı hendek
Haydin el ele verek  düzeltek
Etrafına çeşitli ağaçlar dikek
Pınarbaşı ‘yı  yeşillendirip sevindirek

Pınarbaşı’nın dağı som kaya
Avrupa, Amerika çıkıyor aya
Vaatlerin cümlesi hep hava
Biz böyle kaldık gidiyoruz yaya

Bunları yazarken içim sızlıyor
İçim yanıyor gözlerim ağlıyor
Pınarbaşı böyle mezbelelik kalıyor
Bu mesele bizlere çok ayıp oluyor

Haydin ağalar Pınarbaşı’na gidelim
Hep beraber el ele verip etrafı gezelim
Sık bağlı keselerin ağzını açalım
Şanlı Pınarbaşı’nı güzelliğine kavuşturalım

Pınarbaşı bize Allah’ın armağanı
Ey yetkililer Pınarbaşı’yı iyi tanı
Buranın çok büyüktür ünü şanı
Pınarbaşı Bünyan’ın kalbi canı

Pınarbaşı’nın suyu kayadan çıkıyor
Suyu durmadan gümbür gümbür akıyor
İçinde bir çok canlılar yaşıyor
Suyu bendine sığmıyor taşıyor

Pınarbaşı  Bünyan’ın hem canı hem de kalbi
Burayı uzun zaman göremesem duramıyorum vallahi
Pınarbaşı’nın su, kanarya, bülbül sesi
İnanın ruhum sesleniyor billahi

Pınarbaşı’nın başı yüce
Suyu akıyor durmadan düze
Evlere kadar geliyor içmeye
Pınarbaşı Allah’ın lütfüdür bize

Pınarbaşı’nın suyu ve yeşili
Allı, pullu, morludur çiçeği
Çok güzel öter bülbülleri
Sıra sıra dizilir taksileri

Pınarbaşı’nın etrafı ağaçlık
Etrafı sevimsiz darmadağınık
Buna Bünyanlının hepsi tanık
Bu düzen yetkililere düşüyor artık

Aman canım sende deme
Ekmeğini yiyip suyunu içme
İsmini sayıklıyoruz hece hece
Çok vazife düşüyor bizlere

Pınarbaşı çukurda çanak bir yer
Gelin hep birlikte etrafımı düzenle der
Burada pek çok kişiler ekmek yer
Buraya hep beraber olalım seferber

Etrafı  teraslanır düzelir her yanı
İstenilirse yapılır gazinosu, büfesi, oteli
Pınarbaşı yeniden almış olur tatlı canı
Buraya gelir Bünyanlısı, Kayserilisi, Türkiyelisi

Burada çoktur piknik yapmak için heveslisi
Sofralar kurulur yemekler yenir en iyisi
Arkasından demlenir çayı, içilir kahvesi
İnsanı dinlendirir havası, su ve bülbül sesi

Pınarbaşı’ya emek  hizmet gerek
Bu hizmeti yapmaya çatal yürek gerek
Bunu devlete ve zenginlere diyek
İşsiz Bünyanlılara aş ekmek gerek

Bünyanlı kardeşim sen geride duramazsın
İstersen bu işlerin en iyisini yaparsın
Pınarbaşı’mıza güzel temeller atarsın
Pınarbaşı’nın istikbalini bir anda parlatırsın

Sen yatırımı, yardımı seversin
Pınarbaşı hep böyle kalsın istemezsin
Açılsın gönlün hevesin
Allah seni Cennetine beklesin

Salih Altıntop 19.03.2000




AŞIĞIYIM BÜNYAN'IN
Sıra sıra dağını 
Koyunun çatağını 
Gördüm Şeşe Bağını 
Aşığıyım Bünyan'ın 

Toprağına taşına 
Coşkun akan suyuna 
Közde demli çayına 
Hayranıyım Bünyan'ın 

İlmek ilmek tez olur 
Çiçeğinde köz olur 
Türkülere söz olur 
Halısıyım Bünyan'ın 

İnsanında var hayır 
Ağca Ağıl, Akbayır 
Meşhurdur Yassı Çayır 
Evladıyım Bünyan'ın 

Üç Gözlü Çeşme başı 
Durur mu Pınarbaşı 
Bir başka Olukbaşı 
Sularıyım Bünyan'ın 

Bahçesinde gül biter 
Bağında bülbül öter 
İnsana gönül yeter 
Yüksel'iyim Bünyan'ın

Hasan Yüksel


BÜNYANIM

Doğduğum yersin güzelsin
Bildiğim Tek memleketsin
Gördüm ki yeşilden daha yeşilsin
Yeşillerin kaynaştığı yersin Bünyan

Şelalerinde sular akar
Kayabaşı ona bakar
Yeşili sana hep renk katar
Renkler dilekler diyarısın Bünyan

Hani varya güzelim halıların
Teleklin, şirvanın, sandıkların
Onu dokuyor cana yakın insanların
Halının doğduğu yersin Bünyan

Yıllarca neler gördün bilemiyorum
Seni bırakıp başka il’e gidemiyorum
Bir tanesin dünyada iyi biliyorum
Sen benim memleketimsin Bünyan

Sümerbank’ın güzel çarşın
Cennet gibi dağın taşın
Hele o güzel Pınarbaşın 
Sana doyulur mu yeşil Bünyan

Sümerinden Cumhuriyetinden gezsem
Sağlığa Bayramlığa geçsem
Cami Kebirde dursam
Tarihi Ulu Camiin gurur verir Bünyan

Yeter Karakoç
Ticaret Lisesi / Bünyan Kültürü Dergisi Şubat 1993




BAĞBOZUMU

Ocağa atarım gilamadayı,
Kara duman kaplar koca adayı,
Ezanı dinlerim o hoş sedayı,
Gönlüm bir hoş olur Bağbozumunda.

Güğümler pekmezle dolup taşıyor,
Güzel kızlar üzüm kesip koşuyor
Pekmez kaynadıkça komşu coşuyor,
Küskünler barışır Bağbozumunda.

Eldaşı,göyceği,dirmiti ayırır kızlar,
Uzaktan bakanın yüreği sızlar,
Engir Gölüne doğru uçar kazlar,
Göçmen kuşlar gidiyor bağbozumunda.

Alper der ki hemşehrim dinle sözümü,
Memlekete adadım kendi özümü,
Yalanım varsa kör eylesin gözümü,
Bu sene gideceğim oraya bağbozumunda

Gilamada:Üzüm çubuklarının kurumuşu
Eldaşı,Göycek(Göyceği)Dirmit : Üzüm çeşitleri
Engir Gölü: Kayseri civarında bir göl

Alper PAKSOY

Anılarda Kalan Bağ Bozumu
Her geçen gün ,dev adımlarla ilerleyen teknolojiyi yakalamak veya ayak uydurmak uğruna bir kısım yöresel
geleneklerimizi ,örf ve adetlerimizi unutmakta,kaybetmekteyiz.Kırk beş elli yıl gerilere gidersek ,elli altmış
yaşlarında olanlarımız iyi hatırlayacaklardır.Bünyan’da 25 Eylül ile 5 Ekim tarihleri arasında Bağ Bozumu
yapılırdı.
5-6 km mesafedeki bağlara,zamanının yük aracı olan,kağnılar ve at arabalarına on günlük yiyecek ,giyecek
ve üzüm toplamada giysilerle şarkılar ve türküler eşliğinde,kasaba halkı büyük bir aile topluluğunun göç
havasını andıran kısa bir yolculuktan sonra ,tozlu yollardan geçilerek Kepez ve Şeşe bağlarına kağnı
gıcırtıları ile ulaşılırdı.
İmece usulu üzümler toplanır,şıralar çıkarılır,her tarafta ocaklar tüter ve pekmezler yapılmaya
başlanırdı.Kabaklısı,kayısılısı ve ayvalısı…çeşit çeşit pekmezler…onlara bakmaya doyum olmazdı.Bu arada
komşu bağcılar birbirini yemeğe davet ederlerdi.Tabiatıyla Bağbozumunda yenecek en güzel şey
Çemendir.Çünkü çemensiz bağbozumu olmazdı.Horhorum suyunu içip Gergemenin Çemenini yiyerek,o
günleri anmayan ,anıpta içini geçirmeyen yaşlılarımızın hala aramızda bulunduğu
kanaatındayım.BAĞBOZUMU geceleri Bağbozumu düşünülür,ilk adım o günlerden atılırdı.
Pekmez ocağının başı hiç boş bırakılmazdı.Çünkü pekmez taşar o zaman emekler boşa giderdi.Çoğunlukla
ocağın başında genç kızlar toplanır,alev alev yanan ocağın ışığında türküler,maniler söylenir ve nöbet
tutulurdu.Hele o alençik dediğimiz çalı çırpıdan yapılmış tek veya iki odadan ibaret olan evciklerde uyumak
sanki bir saltanattı.en azından benim için öyleydi.Her akşamı sabaha bağlayan gece,sanki bir umut
gecesi,bir mutluluk müjdesi gibi sabahı beklerdik.
Nede olsa sonbahar mevsiminde olunduğu için geceleri soğuk olurdu.Sabahleyin kalktığımızda bağ
yapraklarındaki kırağı güneş çıkıncaya kadar kaybolmazdı.Güneşle birlikte bunlar kaybolur ve kim daha
temiz küfe dolduracak diye bir yarış başlardı.Tabii bu yarış aileler arasında olduğu gibi ,bağ komşuları
arasında da olurdu.İşini erken bitiren kasabaya erken dönerdi.On on beş gün bu neşeli ,hareketli bağ
bozumu işlemi şimdi kalmamıştır.Değil ki bir salkım üzümü dalından koparıp yemek,o üzüm dalını ,hatta o
üzüm bağını bile görmenin bile mümkünü şimdi kalmamıştır.O kütüklü bağlar şimdi tarla olmuştur.Üretim
toplumu şimdi tüketim toplumuna dönmüştür.O kadar duyarsızlaşmışız ki tarlalarımızı bile tanıyamaz hale
gelmişiz.Kelimeni tam anlamı ile Bağbozumu artık anlarda kalmıştır
Alper Paksoy






Özvatan'lı Şair Şevki Çobanoğlu'nun Bünyan İçin Yazdığı Şiir
AZİZ BÜNYAN

Kayabaşı tatlı suyu
Bunu görek aziz Bünyan
Akar gider dere boyu
Suyu yorak aziz Bünyan

Mesiresi Şahsenem'de
Seviliyor her dönemde
El halısı çok önemde
İşi kurak aziz Bünyan

Ambarında buğday olur
Unu olan ekmek bulur
Tarladan gelen yorulur
Kime ırak aziz Bünyan

Bahçeleri, bağı güzel
Sonbaharda olur gazel
Ağustos'ta çabuk, tez el
Haydin varak aziz Bünyan

Kayseri'ye yolu yakın
Buradan bir geçin, bakın
Göç eylemiş akın akın
Bunu sorak aziz Bünyan

Çobanoğlu gezdi yurdu
Bünyan ilçesine vardı
Dostlar bana hatır sordu
Burda durak aziz Bünyan

(21.08.2004)

Şevki Çobanoğlu




HÜZÜN

Ekmeğime katık oldun be hüzün

Kayboldu sevincim gülmüyor yüzüm

Gecenin içinde tutsak gündüzüm

Dışı gurbet içi kasvet sanki öksüzüm


Düğümü çözmeden bir düğüm daha

İçimde içine kanayan yara

Dayan yürek dayan dayanmalısın

Yazgın böyleymiş katlanmalısın.





KOŞMA - Memiş Hoca (SITKI) 1820-1873


Cevahir, kadrini bilmez
Bu ilin ademi canım
Seni bir boncuk sanırlar
Sakın incinme sultanım


Aşk yoluna koydum seri
Gezeriz dehri serseri
Rezzakim cenab-ı bari
Dakika katetmez namım
Kimi sitir cevahirden
Kimi ister fızza tahirden
Kimi nusha-i zahirden
Bahususki boş dükkanım
Sıtkı şair sırasında
Merhemi yok yarasında
Aziziye kazasında
Gergeme köyü mekanım
Memiş Hoca (SITKI) 1820-1873
Sıtkı mahlasıyla şiir yazan şairimizin asıl adı Memiştir. Köy imamı olduğu için çevresinde Memiş Hoca namıyla tanınmıştır. Aşık Sıtkî, 1820 yılında Gergeme köyünde doğmuştur. Gergeme köyü, bugün Bünyan’ın Doğanlar Mahallesidir. Sıtkî’nin asıl adı Memiş’tir. Şairin gerek divan, gerekse halk şiiri türünde bir çok deyişleri vardır. Kendisinin köy imamı olduğu ve Bünyan‘ın çevresindeki köylerde imamlık yaptığı bilinmektedir. Sıtkî’nin elimizde bulunan münacatından anlıyoruz ki şair, divani tarzda da şiirler söylemiştir. Bir divanının bulunduğu söylenmekte ise de bugüne kadar ele geçmemiştir. Halk şiiri tarzındaki şiirlerinin çoğu imamlık yaptığı köylerde başından geçen hadiselerle ilgilidir. Aşık Sıtkı 1873 yılında köyünde ölmüştür.
Kaynak: -Bünyan Şban Hacıpaşaoğlu, Ankara 2010
-Aşık Sıtkı (Gergemeli Memiş Hoca, https://bunyan38.wordpress.com


SEVDAMIZIN TÜRKÜSÜ

İki yürek tek nabız
Çarpar iken elimde
Sevdamızın türküsü
Name name dilimde

Ayrılık gizli acı
Kıvrım kıvrım içimde
Anılar dizi dizi
Farklı farklı biçimde

Yine o ulu çınar
Yine o çimen üstü
Gecenin karanlığı
Üstümüzün örtüsü

Tel tel ipek saçların
Okşar iken tenimi
Nefes kesen nefesin
Keseydi nefesimi


BÜNYAN İÇİN
Dinleyin efendim met’hin edeyim
Baharda açılır gülü Bünyan’ın
İskender’i Zülkarneyn’den  bu yana
Eskiye uzanır kolu Bünyan’ın

İlk adını Sarımsaklı koymuşlar
Cenevizliler mağaralar oymuşlar
Aç gelenler buralarda doymuşlar
Gayet açık imiş eli Bünyan’ın

Kimler gelmiş, kimler geçmiş bilinmez
Kayalardan medeniyet silinmez
Şahsenem bahçesi eşi bulunmaz
Orda yanık öter teli Bünyan’ın

Koramaz  dağına sırtını vermiş
Çok medeniyetler ve işgaller görmüş
Selçuklu devrinde murada ermiş
Açılmış çevreye yolu Bünyan’ın

Bünyan Demek battaniye demektir
Göz nuru ile alın teri emektir
Köfte, mantı, güveç ünlü yemektir
Hoştur, kıymalısı, balı Bünyan’ın

İlçesi Bünyan’dır Gömürgen köyü
Serindir yaylası, soğuktur suyu
Baykara her zaman söyler doğruyu
Köylü olmuş ağzı, dili Bünyan’ın

Ali Baykara


YOLUN ALLAH’A OLSUN
Yolun Allah’a olsun rehberin Kur’an Ölüm insanoğlu için gelebilir her an Fayda etmez ne servetin ne de paran Namazını dosdoğru kıl ey Müslüman Ölüp te mezara konulduğun zaman Seni bekleyecek akrep, yılan ve çiyan Kabir azabından kurtulmak istiyorsan Haramdan uzak dur ey Müslüman Münker ve Nekir uale başladığı zaman Geçmek istiyorsan sorulara takılmadan Cennet’te bir Bahçem olsun diyorsan Orucunu tut kul hakkı yeme ey Müslüman Süleyman Özer.


BÜNYANLI (AKROSTİŞ) -Süleyman Özer

Bırakırız âlemi kendi haline Üstümüze gelirse biz yeteriz âleme Ne kralı ne şahı fark etmez bize Ya ölür ya öldürürüz takmayız geri vitese Akın etse dünya gelse üstümüze Nafile her şey kimse girmesin şekle Lafımızın üstüne laf konuşmak isteyene Istırap oluruz BÜNYANLI derler bize Süleyman Özer


ÇOCUKLUĞUM Ne çok şey biriktirirdim kumbaramda, Kapısı açılan arabam hiç olmazdı. Naylondu ayakkabım, Kauçuktan pantolonum, Yandan cepli hiç olmazdı. Lale sokakta geçti çocukluğum... Evlerde hali hiç eksik olmazdı. Arnavut kaldırımlarda oynardık hep, Yaramız beremiz eksik olmazdı. Ne çabuk geçti zaman...! Nerede o eski günler. Nerede o gölgesinde büyüdüğüm, Annem babam arkadaşlarım... Ne zaman yaşlandım ki ben... Sanki biraz daha çocuk kalsam olmazdı.
İbrahim Karabay


BÜNYAN ŞİİRİ
Kayserinin ilçesi, yemyeşil şirin Bünyan, Herkes sana sevdalı, hasretin derin Bünyan... Eğlemişler obayı, boy boy yörük beyleri, Vatan yurt eylemişler, bastıkları yerleri... Demişler adı olsun, buranın Sarımsaklı, Oyulmuş kayalarda, nice tarihler saklı.... An gelmiş devran dönmüş, denmiş Bünyanı Hamit, Bünyan diye değişmiş, sonra gelince vakit... Çevirmiş etrafını, Koramazın dağları, Yeşillere bürünmüş, bahçeleri bağları... Bünyanın can damarı, göz göz kaynar Göztepe, Eteğinde mesire, çocuklar sere serpe... Suları akar gelir, dere tepe aşarak, Evlere ışık olur, havuzlardan taşarak... Hayat bulur can bulur, Bünyanın dağı taşı, Mehmet Özmen elinde, ne güzel Pınarbaşı... Çatılarda bir seda, kumruların sesleri, Ne hoş bir mekan olmuş, şu sosyal tesisleri... Girabolu suları, patlak patlak doluşur, Bünyan sevdalıları, festivalde buluşur... Çağlayan çağlar durur, yükseklerden Bünyana, Sarımsaklı barajı, aşıktır Çağlayana... Kayabaşı salınır, başında bir taç gibi, Gümbürdek gümbürdüyor, hastaya ilaç gibi... Kayaaltı hep tüter, buram buram sinemde, Mangalda balıkların, tadı var Şahsenemde... Rahmet var yağmurunda, bereket var karında, Hayalleri süsleriz, şu Dilek pınarında... Yedi sular birleşir, akar Yuvadereye, Tarihten kalma mezar, miras Kurbantepeye... Gölgesinde eğlenip, dinlendiğimiz Şeşe, Tezek kokan tarlalar, sıralanır peşpeşe... Arpa buğday ekeriz, toprağı süre süre, Küfe küfe üzümler, tevek tevek Kösüre... Şemşamerler dizilir, gün döner kalpak kalpak, Gilamadalar açar, yeşerir yaprak yaprak... Yorgun düşmüş duvarlar, giriş kalmış ayakta, Maziden bir demet var, şu yukarı konakta... Ulu cami görkemli, Selçukludan izler var, Desen desen işlenmiş, Atalardan yadigar... Buz gibi akan sular, söyler hasret türküsü, Üç gözlüde canlanır, bir sevdanın öyküsü... Tezgah tezgah kurulur, pazarlar her salıya, İlmek ilmek işlenen, göz nurudur halıya... Gün olur günler olur, çöker kara bulutlar, Vatan sağolsun deriz, tükenmez ki umutlar, Uğurlanır Bünyandan, nice nice yiğitler, Ruhlarınız şad olsun, ölmez aziz şehitler....

Beyzade ERDEN

BÜNYAN'IM Ne güzeldir bahçeleri bağları Bünyanın Cennetidir sanki yalan dünyanın Eşi, benzeri yok kıvrımla akan çağlayanlara Bir teselli verir hıçkırıkla ağlayanlara Seyrine doyum olmaz Kayabaşından Hayat veren su kaynar Pınarbaşından Bilinmez yarına kim kala kim öle Hasretim Danayutana, Başgöle İlmek ilmek, desen desen halılar dokunur Tezgah başında nice türküler okunur Ulu Cami kutlu mabet Selçuklu yapısı Ecdadımdan yadigar Konak kapısı Havası,suyu,yeşili bambaşka Şahsenem Doģduğum,büyüdüğüm Bünyan'ım birtanem
Mustafa Süha Gürkan


Gel gör yedi kişiydik Yaşlı başlı biriydik Faceden çağrı geldi Çağrıyı görev bildik
Hem oturduk hem diktik Hamdık yorulduk bittik İki yüz eli sedir Diktikçe de sevindik
Kayseri’de olsak da Sevgi saygı bulsak da Gönül başkenti Bünyan Yediğimiz kursak da
Sedirler bizim oldu Dikerken güneş boldu İç huzuru öndeydi Derin çukurlar doldu
Bir ara yardım geldi Hep elimizde beldi Göz önünü gitmeyin İçimde esen yeldi
Biz geldik gidiyoruz Mutluluk diliyoruz Dikileni koruyun Sizlerden istiyoruz
Ayhan Mutlu.


HASRET
Hasret rüzgârları eser aksam vakti, 
Bünyan'ı seyrederken Kayabaşı’ndan... 
Bahar kokuları gelir Şahsenem’den,
Nereye baksam sen varsın, 
Çıkmıyorsun ki aklımdan.

Aksam olur el âlem evlerine çekilir, 
Ay ufukta cemalin gibi görünür, 
Gün batimi Kayseri’ye süzülür, 
Nereye baksam sen varsın 
Çıkmıyorsun ki aklımdan.

Halı dibinde söylenir sevda türküleri, 
Sen uyur mu sandın Bünyan'ı geceleri, 
Halıya dokunur hasret gülleri, 
Nereye baksam sen varsın 
Çıkmıyorsun ki aklımdan.

Dilek pınarında dilek tutarım, 
Döneceksin diye umarım, 
Kokladığım gülleri hep seni sanırım 
Nereye baksam sen varsın 
Çıkmıyorsun ki aklımdan.

Bir cay söylesem iki cay geliyor 
Herkes bizi ayrılmadık sanıyor 
Yenice cay bahçesi bizi bekliyor
Nereye baksam sen varsın 
Çıkmıyorsun ki aklımdan.

Ibrahim KARABAY

BABAM GELDİ AKLIMA Babam geldi aklıma… Kış yaz aynı şapkası… Dizde koca yaması… Çok çileler çekti ama Bunda yoktu hatası...
Hem öksüzdü hem yetim. Ona rahmet dilerim… Birden artar kaderim… Çok çileler çekti ama Derdi hep "Allah kerim."
Beline kuşak sarar… Boy biraz orta karar… Yaşam boyu istikrar… Çok çileler çekti ama Her işte hayır arar…
Kahbe felek türküsü… Kalpte acı öyküsü… Hiç olmadı ki süsü... Çok çileler çekti ama Vardı belki kötüsü?
Yaz kış aynı giysiler… Yüzde derin çizgiler… Kader çarkını biler… Çok çileler çekti ama Her olayda iyimser…
Çok çalıştı ter döktü… Fakirlik belin büktü… Genç yaşta erken çöktü. Çok çileler çekti ama Belki dünyaya küstü… Ayhan Mutlu


İLK SAATLER Bir güzel şeymiş meğer Bir yerde ilk saatler Yaşamak ne imiş meğer Bir yerde ilk saatler.. Dolaş dur sokak sokak Ne selam var ne sabah Ne kimseden bir hulus Ne kimseye eyvallah.. Herkes işi gücünde, Ne arar dedi kodu... İnsan sanır ömründe, Bir ilahi hayret bu... Pek güzel şey vesselam, Hep Yaşamak bu hızla, Lakin bilmek fena şey, Bir şehri bundan fazla...

Servet HACIPAŞAOĞLU



 BİLLUR SULU PINARBAŞI-Salih Altıntop. Suyun bulanık değil billur gibi Gelin görün Pınarbaşı bekliyoruz sizi Suyunda yüzün balıklar gibi Suyun buz tutmaz akar seller gibi Berdiilerin arasında öter kurbağalar Az değil çeşit çeşit balıklar Bir de etinde olmasa kılçıklar Lezzetine doyulmaz yenir balıklar Suyunun önüne set çektiler Derindir suyu göl ettiler Üzerinde yüzüyor ördekler Etrafı mahşer gibi dolu piknikçiler Pınarbaşı’nın suyu o kadar lezzetli ki Avuç avuç hiç serinletir içenleri Kayadan fışkırıyor bu Allah'ın hikmeti Suyuyla bereketli olur ürünleri Salih Altıntop 22.02.2017

KAYSERİ Anlatmak için hasretimi sana, Tekir yaylasına çıktım Kayseri, Melikgazi ve de Kocasinan'a, Şöyle bir seyrine baktım Kayseri...
Hisarcık'ın kıvrım kıvrım yolları, Hacılar'ın el sallayan dağları, Erkilet güzeli Gesi bağları, Adına türküler yaktım Kayseri...
Yeşilhisar'dan tut Pınarbaşı'na, Kurbanım ben toprağına taşına, Erciyes'i bir taç yapıp başına, Bütün heybetiyle taktım Kayseri...
Her tarafın tarih kültür kokuyor, Öğrenciler ilim irfan okuyor, Bünyan'da kızların halı dokuyor, İlmek ilmek hasret ektim Kayseri...
Ne kadar öğünsemde azdır bile, Söyleyeyim gururlu bir dil ile, Bağrında yeşerip açan Gül ile, Cumhura reisi diktim Kayseri...
Seyran ettim Sarız'dan Yahyalı'ya, Ne pastırmaya doydum ne mantıya, Aladağlardan inip Zamantı'ya, Kapuzbaşı olup aktım Kayseri...
Yamula'nın deniz gibi heybeti, Sultansazlığı kuşların cenneti, Han hamam medrese cami kümbeti, Gözlerine sürme çektim Kayseri...
Tuzla gölü yareni Sarıoğlan, Sarımsaklı'ya sevdalı Çağlayan, Tomarza Akkışla Talas Özvatan, Tek tek satırlara döktüm Kayseri...
Felahiye Develi ve İncesu, Özledim hepsini daha doğrusu, Hasreti yükleyip kucak dolusu, Gurbetten selamı çaktım Kayseri... Beyzade Erden

KORONA VİRÜS Mazlumları soyanları
Kabak gibi oyanları Haram ile doyanları Korona virüs al götür Türk’e mezar kazanları Azım azım azanları Yalan yanlış yazanları Korona virüs al götür At gözlüğü takanları Hep tepeden bakanları Masum canı yakanları Korona virüs al götür Şeytana dost olanları Haramlarla dolanları Saçı başı yolanları Korona virüs al götür Terlemeden alanları Halka korku salanları Kamu malı çalanları Korona virüs al götür Gözü dönmüş hırslıları Gönül gözü paslıları Altı bağlı yaşlıları Korona virüs al götür Kul hakkını yiyenleri Hep haklıyım diyenleri Yele karşı siyenleri Korona virüs al götür Yasaları delenleri Adaleti çelenleri Hakka karşı gelenleri Korona virüs al götür
Ayhan Mutlu.