Zincidere etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Zincidere etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Temmuz 2021 Salı

GERGEME (KERKEME) PANAGİA (İPERAYİA) TEOTOKOS MANASTIRI

1898 yılında Anatoli Gazetesinin Sabık Müdür ve Muharriri Ioannıs Kalfoğlus’ un kaleme aldığı Karamanlıca “Zincidere Karyesinde Bulunan Ioannıs Prodromos Monastırı Yahud Monı Flavıanon” adlı eserinde, Gergeme’de bugün yıkılmış halde bulunan kilise ve manastır, Sarımsaklı, Gergeme ve ahalisi hakkında oldukça detaylı bir bilgi yer almaktadır.   Ayrıca daha öce Almanak 38 Kayseri sayfalarında bahsettiğimiz deri üzerine yazılmış  ve bir parçası Bünyan’dan Rusya’ya gönderilmiş olan, ele geçirmek için ABD’nin, İngiltere’nin ve Rusya’nın peşine düştüğü İncil’den bahsedilmektedir.  Burada bahsedilen kilise ve manastırın bugün Gergeme’nin hemen yakınında sadece temeli kalmış olan kilise olduğu malumdur.  Yine bu dönemde bu manastırın çevre köylerden ve Kayseri’den  oldukça fazla sayıda ziyaretçi tarafından ziyaret edildiği anlatılmaktadır.  Ayrıca Gergeme civarında manastırın ihtiyaçlarını karşılayan ve manastıra ait birçok mülk ve mal ile ilgili bilgi verilmektedir. Manastır 1955 yılında tamamen yıkılmıştır. Kitapta bahsedilen yazının tamamı aşağıdadır.

ÜÇÜNCÜ BAB

Kerkeme Monastırı

Kayseri eperhiasının müteaddit karyeleri arasında, Taksiarhis (Yanartaş) civarında kâin bazı ufak köylerden biri de Kerkeme’dir. Burada Ortodoksos Hristiyanlarımız çok olmadığından zikri çok cereyan itmez. Agırnas ve Skopi’den birer saat mesafede bulunan iş bu Kerkeme’de 200 hane olup iş bu Ortodoksos ve mütebakisi İslam’dır. İşte bu karyede 15 dakika baid mesafede Panagia Teotokos’un bir monastırı vardır ki, hayli senelerden beri, umum civar mahalat Ortodoksoslarının  her daim itikate atfı nazar ettikleri ziyaretgâhdır. Çünkü civar karyeler Taksiarh, Gesi, Vekse, Skopi, Sarımsaklı, Çukur ve Rumkavakahalisinden mâdâ 6 saat baid Kayseri beldesinden ve daha sair mahalatdan ziyaretçiler eksiksizdir.   

Monastırın eski ve mucizatlı olduğuna şüphe yoktur. Tarihi tesisini iyice mütalâa edemedik ise de, şifahen alabildiğimiz malûmata nazaran 1827’ ye kadar küçücük heyetde güzelce bir monastır olup, Kayseri ve civarında  o sene vuku bulan müthiş zelzelede harap olmuş ve 5 sene harap halde kaldıktan sonra Kerkeme  ve 15 dakika kadar uzakta bulunan Sarımsaklı karyesi Ortodoksları itikadi mezhebiyeden tahrik olunarak inşası için cemine mübaşeret ederler. Ve 1833’ de Sarımsaklı Demircioğlu H. Pali Kalfa inşaata nazaret ettiği halde inşa olunmuştur.

İnşa olunan ekklesia ve civar müştemilatı50 bin arşınlık mahal dahilindedir ki, bu arsa 6 arşın yüksekliğinde kalın duvar ile muhacir ve bu duvarı 1845’ den sonra igümenosluk eden İgümenos  Afşar Köylü (Faraşalı) H. Damaskinos inşa ettirmiştir. 1833’den 1845’e kadar kimini gümenosluk ettiğini bilemiyoruz, fakat o tarihte ayin olunan Mûma İleyh için rivayet olunuyor ki, Kayseri’de efimeriosluk ettiği esnada biricik oğlu ile zevcesivefat etmiş olmakla, artık dünya gailesinden kurtulmak için Agion Oras’a  azimet ve bir monastıra kayd olup, bir müddet monahoslukta devam eder. Fakat Kayseri’deki validesini görmek arzu ettiğinden, avdet eder ise de tekrar Agion Oros’a avdetine validesi razı olmadığından, Tavlusunlu Mubaycioğlu Fotios Ağa Mûma İleyhi iskât edip, igümenosluğu kabul ettirir ve 1845’ te oraya gelir. Hakikaten igümenosluğunda monastırın teşerrüfüne çalışmış ve zikr olunduğu gibi duvarı inşa ettirdikten sonra ekklesianın üzerine kiremit biçimde mahsus ince sal tabir olunur taşlar işlettirip vaz ettirir. Bağçelerini şeneltir, tarlalarda ziraate devam eder, gelen ziyaretçilerin her suretle memnun kalmasına gayret eder ve igümenosluk ettiği 40 sene zarfında iyi eserler ve nam bırakmıştır. Her nasıl ise 1881 senesinde artık igümenosluğu  bırakıp gitmeyi ister ve ahalinin rıza ve iltimaslarına kulak asmayıp, monastırın çiftlğinden bir at alıp savuşur ise de  1 ½  mesafede olan Vekse’ ye vardığında rakip olduğu attan düşüp sakatlanmış ve kalkıp bir mahali gitmeye mecali olmadığı takdirde bir İslam tarafından tanınıp  defaten monastıra getirilip ve artık devamlıca kalıp nihayet 1885’de vefat etmiş ve Kayseri Mitropoliti hürmetli Ioannis Efendi Hazretleri cenaze alayında hazır bulunduğu halde ekklesianın kapısı haricinde defn olunmuştur. 

İgümenos Papa Mihail . H. Damaskinos’un vefatına müteakip Talaslı Papa Mihail isminde bir papaz tayin olunur. İki sene kadar igümenosluk ettiği esnada bizi mugayirsiz harekette bulunduğundan ahalinin hiddetini celp etmiş ve ahiren sıfatı ruhanisine yakışmaz bazı muamelatda görüldüğünden, tart olunur ise de, monastırın vergi ve öşürden muafiyetini mübeyyin mahfuz bulunan bir kıta fermanı aliyi olduğundan alıp İzmir’e  kaçar ve orada monastır namına iane toplamakta olduğu işitilmekle Sarımsaklılar tarafından takip olunup yakayı ele vereceği anda Stampol’a firar eder ise de, orada nihayet der dest ve yedindeki ferman müsadere olunmuştur.    

İgümenosluk Papa Teofilos , Papa Mihail’in tartından sonra Mitropolit Ioannis Efendi tarafından Agios Georgios Hudura Monastırı rahiplerinden Papa Teofilos isminde bir papaz tayin olundu. Mûma İleyh 1886 senesinde Zincidere’deki Ioannis Prodromos Monastırı’nda igümenosluk eden Papa Ioannıs’in biraderi olup, Trebzon vilayetinde Gümüş Hane sancağındandır. Gayet salih’ul kalbi dindar fazil bir zatolup umumun muhabbetini celp etmiş ve el yevm igümenosluk etmektedir.

Ekklesianın boyu 20 eni 12 ve yüksekliği kubbesi ile beraber 20 arşındır. Küçükçe olan bu ekklesia gayet şirin ve nazarrûba olmakla beraber içerisine girildikçe insana ayrıca bir itikadı mezhebi bahş eder.

Monastırın 2 bağçesi, 30 kadar tarlası, 1 mezarlığı, ve garp cihetinde 8 misafir odası, 1 havuzu, 1 su kuyusu, harmanlık, samanlık ve ahırları vardır ki onlarda bazen inek, koyun ve keçi ve at gibi hayvanları bulunur.  İrad getirir başka hiçbir malı ve saire yoktur. Ekklesianın nartiksi içinde sol tarafta bir de küçük oda bulunup, igümenosun ikametine mahsusdur. Odaların yanın da bir de mektep vardır ki, Kerkeme  karyesi çocuklarından fakirleri monastırda hidmet ederek tahsili ilim ederler. 

Ekklesianın kapısının önünde 4 söğüt ağacı dikilmiş olup gövdelerinden yukarısı kırmızıdır ve güneş tulu ettiğinde ayrı ayrı renkler alırlar. Bağçelerin içerisinden oldukça ehemmiyetli sular alıp ekklesianın kapısı önünden geçer ve monastırdan harice çıkar. Monastırın iki kapısı vardır, biri cenup cihetinde, bu ki büyüktür diğeri de şark cihetinde şimal tarafında 15 metre düz mahalden sonra 100 metre derinliğinde uçurum bir mahal vardır ki, orası bir dereye  müntehi olup, içinden Sarımsaklı suyu geçer, mezkür ırmak oldukça kuvvetli suyu havi olduğundan 3 değirmen döndürebilir imiş, hatta monastır bağçelerinden gelen su dahil yarım saat kadar ilerledikten sonra Mersin Köprüsü tarif olunan geçit civarında ırmağa karışır. Ayrı kampanarionu olmayıp 35 kile ağırlığında bir kampana söğüt ağaçlarının birinde asılıdır.

El Yazması İncil Yaprağı

Monastırın usulü idaresine gelince igümenoslukdan  mâdâ Sarımsaklı ve karyelerinden birer zat epitroposluk vazifesini ifa ederler ve başka monastırlarda olduğu gibi, zaten çok irad ve umuru olmadığından suiistimal olamaz.

Vivliotiki ad olunacak şayana zikr kutbhanesi yoktur, ancak şurasını zikr edelim ki 1895 senesinde Sarımsaklılar tarafından Rusya Hükumetine ihda olunan deri üzerinde yazılı evangelion bu monastırın kutbhanesinden çıkmıştır. Bunu ‘ikdam’ nam Osmanlı gazetesinde Londra’nın  Dayli Niyuz (İmerisia Nia) gazetesinden naklen yazmış ve çoklarının  rivayeti bunu tasdik ediyor.   Mezkûr evangelionun Sarımsaklı’ da bulunduğu, ne gibi olduğu ve ne suretle Rusya hükumetine ihda olduğuna dair maharetli Anastasios m: Levidis Efendi tarafından 1896 Mart 2 tarihli Anatoli gazetesinin 5 bin 240 numaralı nüshasında yazılan fıkrayı derç ederiz. 



Mezkûr evangelion en atik tirşe üzerine el yazısı ile bulunan evangelionlardan birisidir. Akdemce başka bir mahalde bir çoban tarafından küp deruninde bulunarak, Papa Manuil namında bir papaza verilmiş o dahi Sarımsaklı’ya geldiğinde ve beraberinde getirip, ekklesia vermiş. Bulunduğu zaman nemlaklıkdan hemen yarısı telef olmuş imiş, kusur dağınık yapraklar da kayıp olmasın diye bağlatılmış. Lakin bağlayan adem okuyamadığından hiçbir sıra tutulmamış ve her bir yaprak bir yere bağlanmış. 1845 senesinde şimdiki Agios Aykuras ȋfaziletli Gerasimos Efendi hazretleri ol vakit merhum Kayseri Mitropoliti Paisios Efendi’nin arhidiaknosu olup, devre çıktığında Sarımsaklı’ya varıp, iş  bu şerif evangelionu gördükde bu bir antikadı, gelip giden bunun yaprağından almasın diye üzerine sahife numarası vaz edip başına da hattı yedi ile bir işaret etmiş. Mezkûr aziz evangelionun tarihi yok ise de, Hristiyanlığın ilk devirlerinde yazıldığına büyük emarelerimiz vardır. Birincisi. Kuderisinin ziyade zarif ve berrak olması şöyle ki, sahifenin bir tarafının yazısı öbür suretinde şavkda okunabilmesi. İkincisi kelimelerin arasında hiçbir mesafe bırakılmayarak muttasıfan kefalika yazılar ile yazılması. Üçüncüsü. Hurufatın Sina monastırında bulunup, Rusya’ ya Tişşendorf vasıtası ile götürülen zi nimet hyerografının (el yazısının) hurafatına ziyade müşabih olması (Bu nüshayı daha önce Bünyan sayfasında yayınlamıştım). Dördüncü. Tonos pnevma, stigmi ve gayrıların bulunmaması  ve daha sair emareler vardır ki en akal bin 500 senelik olduğuna iyice delildirler ve kıymeti bulunmaz bir eser demeye şayestedir. Akdemce çok defa İngilizler tarafından ve sairlerinden 600 lira verildi idi de verilmedi. Tiresi gayet nazik olduğu gibi, donuk güvezi yahud menekşe renginde boyalı ve hurufatı kâffesi gümüş hal ile yazılmış ve  nerede Allahu Azimüşanın ismişerifi ve İnsüs Hristos Efendimizin yahud Validedullahın ismi şerifleri zikr oluyor ise, onlar altın hek ile yazılmış olduğu gibi her bir sahifenin Şamil olduğu maddeyedair üzerlerindeki verilen malûmat ser levhasında altın hall ile yazılmıştır. 

İkdam’ın bu evangelieon için yazdığı ve verdiğimiz cevap şöyledir: 

“Kayseri civarında Zincidere karyesi kurbinde kain 1. Prodromos Monastırı’nın kutbhanesinde tırşe üzerinde 7’nci asrı miladȋ evvelinde muharrer bir İncil’in bulunduğu asarı atika meraklılarının malûmu olup, biri İngiliz diğeri Amerikalı iki antikacı Kayseri’ye doğru şitaban olmuşlar İse de, bunlardan evvel monastıra vasil olan Rusyalı bir profesör nüshai nadireyi mezkûreyi 25 bin frank muhabilinde satın almış (Anatoli 1896 Mart 28).

Diğer bir nüshada dahȋ mezkûr evangelionun Sarımsaklılar tarafından Rusya imparatoru Haşmetli Nikolaos Hazretlerine resmi tetevvücü münasebeti ile ihda olunduğunu yazmış ise de, malûmatı hususimize göre, mezkûr evangelion müddeti medȋde Sarımsaklı’da hıfz olunmakta iken (her ne kadar Agios Kayserias Ioannıs Efendi alıp Timios Prodromos Monastırı’na götürmek fikrine sahip olmuş ise de, muvaffak olamamış) ahiren belki Sarımsaklı’ya bir menfaat iras olur umudu ile bir yaprağı Derisaadet Rus sefarethanesine irsal edilmiş idi. Sefarethane evangelionun pek nimetli olduğunu anlayıp, Konyada’ki konsolosu M. Aleksandros Levitoski’ ye Kayseri’ye gidip mezkûr evangelionu almasını emr etmiş Mûma İleyh 1896 Şubat 12’ de Kayseri’ye gelip iki gün istirahatden sonra, Kayseri’den bazı zevat ile Sarımsaklı’ya azimetle karyenin Agios Nikolaos Akklesiasına getirdiği Agion Potirion ve Diskarigi hediye etmiş ve evangelionu mühürleyip yedine alarak, eğer bundan akdem sefarethaneye gönderilen yaprağa mutabık ise, bin lira sair verileceğini ve sair hediyeler verileceğini vad buyurmuşlardır. Evangelion bu suretle Rusya Iera Sinedosu’nun eline geçmiştir.       

KAYNAK:   KALFOĞLUS, Ioanis: Zincidere Karyesinde Bulunan Ioannıs Prodromos Monastırı Yahud Monı Flavıanon, 1898.  Çevirenler: Selma Kara, Zahit Cündübeyoğlu, Yasin Temizel, Konya Kasım 2019


17 Mayıs 2021 Pazartesi

İSMAİL HAKKI DURUSU VE BANDIRMA VAPURU

 


İSMAİL HAKKI DURUSU VE BANDIRMA VAPURU

                                                                                                     Derleme: Hasan YÜKSEL

İsmail Hakkı Bey, 1871 yılında Kayseri'nin Talas İlçesine bağlı Zincidere Beldesi’nde (Mahallesinde) Posluoğulları’ndan Hacı Ahmet Bin İbrahim Efendi ve Hatice hanımın evladı olarak doğdu. Zincidere İslam Mahallesi 23 nolu hane nüfusuna kayıtlıdır.  İlk ve orta öğrenimini Zincidere Şehir Yatılı Mektebi’nde tamamladı. Kaptan olan babasının izinden yürüyen İsmail Hakkı, 1891 yılında Yüksek öğrenimi için İstanbul Heybeliada Mekteb-i Fünun-u olan Bahriye-yi Şahane’ye (Denizcilik Okulu) bağlı Yatılı Leyli Tüccar Kaptan Mektebi’nden mezun oldu. 

İlk 24 Mart 1892 yılında stajyer kaptan olarak Kayseri vapuruna atandı. Daha Sonra sırasıyla Bahri Cedit (1892), Ali Saib Paşa (1893) ve Dolmabahçe (1892) gemilerinde üçüncü kaptanlık görevini yürüttü. 

İkinci Kaptanlığa terfi ettikten sonra Şeref (1897), Medine (1897), Mekke (1899), Selanik (1900), Kaplan (1900), Sakarya (1901), Bahri Cedir (1905), gemilerinde görev yaptı. 1905 yılında hastalanması nedeniyle ve bir süre denizlerden uzak kaldı. İyileştikten sonra, Sakarya (1907) ve Kaplan (1907) gemilerinde ikinci kaptanlık görevini yürüttü. 

Tüm bu görevleri sırasında yumuşak huyluluğu, efendiliği, dürüstlüğü ve mütevazılığı nedeniyle denizcilik camiasında “Efendi Kaptan” lakabıyla tanındı.

1 Nisan 1915 tarihinde Osmanlı Seyr-i Sefain’de (donanma) Doğan Vapuru Kaptanlığı’na atandı. Fakat kaptanlığına atandığı Doğan Vapuru fırtına nedeniyle Marmara Denizi'nde battı. Osmanlı Seyr-i Sefain İdaresi tarafından suçlu bulunarak açığa alındı. Yapılan soruşturma sonunda ihmali olmadığı anlaşılınca görevine geri döndü. Ve Ankara gemisine ikinci kaptan olarak atandı.

1 Mayıs 1919 tarihinde Bandırma Vapuru Süvari Kaptanı oldu. Atatürk’ün ). Ordu Müfettişliğine atanıp belgelerinin hazırlanmasıyla Anadolu’ya Bandırma vapuru ile intikali söz konusu oldu. Bunun için Bandırma Vapuru kaptanı İsmail Hakkı Beye Mustafa Kemal Paşa ile Harbiye Dairesinde görüşmesi için haber gönderilir.  Fakat bu buluşmanın hemen öncesinde, Osmanlı Bankası Müdürü, Kızılay Cemiyeti İkinci Başkanı, Ermeni Asıllı Berç Keresteciyan (Sonradan Atatürk tarafından TÜRKER Soyadı verilmiştir.), Casusların cirit attığı o dönemde Mustafa Kemal’in avukatı Sadettin Ferit Bey’e giderek “Siz, Paşa Hazretleri’nin hem avukatı hem zannederim yakın dostusunuz. Paşa hazretlerinin bindiği vapur Boğaz dışında bir İngiliz torpidosu tarafından batırılacak. İkaz ediyorum. Lütfen Paşa Hazretleri’ne iletiniz.’’ diyerek önemli bir bilgi verdi.  

Hakkı Kaptan, 15 Mayıs 1919 tarihinde Mustafa Kemal Paşa’nın ricası üzerine Harbiye dairesine gider, akşamüzeri de Atatürk’ün Şişli’deki evinde buluşurlar. Paşa tarafından nazik bir şekilde karşılanan İsmail Hakkı Bey üzerinde bir harita bulunan bir masaya oturtulur. Paşa tarafından Bandırma Vapuru hakkında ayrıntılı bilgi istenir. 9. Ordu Müfettişliği’ne (Mirliva) atanan Mustafa Kemal’in ve kurmaylarının Bandırma vapuru ile Samsun’a nasıl bir seyahat yapılacağının ayrıntıları da dile getirilir. Kaptan geminin özelliklerini anlatır ve 41 yaşında olduğunu ifade ederek kısa bir hazırlık sürecinden sonra vapurun hazır hale getirileceğini beyan eder. Bu konuşma da düşmanın takip edebileceği ve saldıracağı ihtimalleri üzerinde de durularak, geminin mümkün olduğu kadar kıyıya yakın bir rota izlemesi ve saldırı anında hemen geminin en yakın kara parçasına çekilme planları üzerinde de durulur. Atatürk bu konuşmadan sonra, Hindistan ve Uzak Doğuya kadar seferler yapan, Karadeniz’e de birçok seferler yapmış olan İsmail Hakkı Kaptan’a güvenerek ona önemli bir görev yüklemiştir.  


16 Mayıs 1919 tarihinde Sirkeci’de Bandırma Vapuru işgalci İngiliz Yüksek Komiserliği askerleri tarafından akşam saatlerinde arandı ve sefer izni verildi. 9. Ordu Müfettişi olarak görevlendirilen Mustafa Kemal Paşa öğleüzeri, Beşiktaş Vapur İskelesi’nden yanındaki heyet ile birlikte “Asker Yollama” nın bir motoruna binerek Kız Kulesi açıklarından Bandırma vapuruna bindi. Beraberinde yirmi civarında subay, asker ve sivil memur bulunmaktaydı. Toplam yolcu sayısı vapur mürettebatı ile birlikte 76 kişi idi. 

Geminin İstanbul’dan hareket etmesinden kısa bir süre sonra İngiliz işgal kuvvetleri Bandırma Vapurunun geri çevrilmesi yada batırılması için bir desroyer görevlendirirler. Fakat Bandırma Vapuru İngiliz kuvvetlerinin verdiği rotayı izlemez. Hava şartlarının da kötü olmasına rağmen Karadeniz'de fırtınalı havada yola devam etme kararı alınır. İsmail Hakkı Kaptan fırtınalı havaya rağmen İngiliz zırhlısının takibinden kurtulur. Mustafa Kemal Paşa ve beraberindekileri, 17 Mayıs'ta İnebolu'ya getirir. 18 Mayıs'ta Sinop'a uğrar. Burada takipten kurtulmak için karadan gitmek için karar alınır fakat kara şartlarının daha zor olması nedeniyle vazgeçilir. Vapurla devam edilir, İsmail Hakkı Kaptan heyeti kıyı şeridini takiben 19 Mayıs 1919 sabahı saat 06:00 da Samsun'a getirir.

Vatan mücadelesinin kahramanlarından İsmail Hakkı Kaptan 10 Ağustos 1922 tarihinde yaş haddinden emekli oldu. Emekli olduktan sonra, Kasımpaşa’da ki Çiviçiler Mahallesinde meyve ağaçları ve çiçeklerle dolu bahçeli üç katlı ahşap evinde torunlarıyla vakit geçirirdi.

Bandırma Vapuru'nu üç gün boyunca sularla boğuşarak Samsuna getiren Kaptan İsmail Hakkı beyi Atatürk o tarihten sonra hiç unutmadı. Yıllar sonra İstanbul’a ilk gelişinde kendisini görmek istedi. 17 Temmuz 1927 tarihinde Dolmabahçe’de 800 kişinin katılımı ile düzenlenecek olan bir tören için kendisine bir davetiye göndermesine rağmen İsmail Hakkı Bey bu davete katılmadı.  Bunun tek nedeni ise ziyaretinin yanlış anlaşılacağıydı. “Hizmetime karşılık para beklentisi olduğum sanılabilir” diye düşündü. Zor şartlar altında yaşamasına rağmen böyle düşünmesinin nedeni, kendisiyle aynı yolculuğu yapmış olan Bandırma Vapuru’nun mürettebatından birinin aldığı emekli aylığı ile geçinemediğini belirterek Atatürk’ten Deniz Yolları’ndan aldığı aylığının 8 liradan 25 liraya çıkartılmasını istemesidir.  Böyle düşünerek mütevazılığını burada da göstermiştir. 

Atatürk, daha sonra tekrar geldiği İstanbul’da Bandırma Vapuru'nun kaptanını hiç unutmadı. İkinci kez yine çağırttı. Fakat İsmail Hakkı Kaptan hasta olması nedeniyle yine Atatürk’ü göremedi.

1934 yılında soyadı kanunun çıkmasıyla, “Durusu” soyadını aldı. Eşi Fatma hanımdan Safiye adında bir çocuğu olan İsmail Hakkı Durusu, Kızı Safiye Ulugöl’den, Lemi, Nejat ve Bilgin adında üç torun sahibi olmuştur. 

İsmail Hakkı Durusu, Atatürk ile yaptığı buluşmanın ve yolculuğun ayrıntılarını daha sonraki yıllarda Ulus Gazetesine 19 Mayıs 1937 de yaptığı röportajda şu şekilde anlatır.

"Hareketimizden bir gün önce Mustafa Kemal Paşa 15 Mayıs’ta beni Deniz İdaresinden, Harbiye’deki Dairesine çağırtmıştı. Sonra Ata’nın Şişli’deki evine kabul buyuruldum. Sureti hareketimize dair bir takım izahatte bulundular. Önderin verdiği bilgiler doğrultusunda, lazım gelen bilgileri verdim ve rotamızı çizdim. Ertesi gün de öğle üzeri hareket edileceğini ve geminin hazır bulundurulmasını emir buyurdular. Filhakika o gün zevalde gemiyi teşrif ettiler. Kontrol heyeti geldi. Hemen hareket edebileceğimizi söylediler. Atatürk gemiye kız kulesi açıklarında bindi. Zira, vapurumuz Sirkeci’de İngilizler tarafından sıkı kontrolden geçirildi. Boğaz'dan çıkarken müthiş bir fırtınanın icrayı hüküm etmekte olduğunu gördük. Ne kadar şiddetli fırtına olursa olsun, yolumuz devama karar vermiştik. Mahiyetindekiler, deniz tuttuğu için birer birer kameralara girip yattılar. Atatürk ise, kıç taraftaki köşkte bir köşeye dayanmış oturmakta idi. Metanet ve tefekkür içinde bulunuyordu. Son hızımız olan yedi mil ile Karadeniz'in biaman dalgaları arasında yuvarlana yuvarlana yolumuza devam ettik. Mustafa Kemal, Karadeniz’e açıldıktan sonra 'İtilaf Devletleri’nin zarar vermesinden uzak olmak için sahili takip eden rotada gidiniz, bir tehlike halinde gemiyi sahile oturtunuz' emrini verdi.17 Mayıs gece yarısı İnebolu’ya, 18 Mayıs öğle üzeri Sinop’a ulaştık. Bin bir türlü müşkülat içinde 19 Mayıs şafak vakti Samsun’a vardık. Paşa ve mahiyetindekiler iskeleye çıktı. Sonrası malum. Ancak, bazı yazılarda geminin pusulasız ve pareketesiz (vapurun hızını ölçen alet) olduğuna dair bilgiler doğru değildir. Karadeniz’e de ilk kez açılmadım. 1891 yılında stajiyer kaptan olarak 'Kayseri isimli vapurda, daha sonraları pek çok gemide, 1915’de 'Doğan' vapurunda son olarak da 1 Mayıs 1919’da Bandırma Vapurunun süvari kaptanlığına atandım.”

İsmail Hakkı Durusu, 1940 yılında İstanbul’da vefat etmiş ve Feriköy mezarlığına gömülmüştür. Eşi Fatma Hanım 1947 yılında vefat ettikten sonra aynı mezarlığa gömülmüştür.   

19 Mayıs 1999 tarihinde Türkiye Denizcilik İşletmeleri halen çalışmakta olan “Karşıyaka” vapuruna “İsmail Hakkı Durusu” adını verdi. Zincidere Beldesinde de her yıl 19 Mayıs törenlerinde Belediye başkanı Mustafa Aksu’nun gayretleri ile anıldı ve adına törenler düzenlendi. Zincidere Beldesi mahalleye dönüştürüldükten sonra ise anma ve törenler bitmiştir. 

BANDIRMA VAPURU 

1878 yılında İskoçya’nın Glaskow kentindeki H. Mc Intyre Paisley – Huston and Cardett Tersanesi’nde 21 sıra numarası ile, 47,97 m boyunda, 8,5 m eninde ve 8,5 m derinliğinde inşa edilmiştir. İki direkli bir bacalıdır. Demir uskurlu ve buharlı, 279 grosstonluk bu küçük yük ve yolcu vapurunu ilk sahibi Dussey and Raobinson şirketi beş yıl boyunca “Torocaderto” adı altında çalıştırdıktan sonra Yunanistan’da H.Psicha Preus Firmasına sattılar. Yunanlılar 1883 yılında satın aldıkları bu küçük vapuru Pire Limanına kayıt ederek Kymi adını verdiler. 1890 yılında bu firma vapuru başka bir Yunan firması olan Cap.Andereadis firmasına satmıştır. 

12 Aralık 1891 yılında kaza sonucu Marmara Denizi’nde Erdek açıklarında kayalıklara çarparak battı. Yüzdürüldükten sonra İstanbul’da, İstanbul Rama Derasimo adlı yabancı işletmeciye satıldı. Türk bayrağına geçen gemiye burada Panderma adı verilerek İstanbul Limanına bağlandı. 1910 yılında İdare-i Mahsusa, Osmanlı Seyri Sefain adını alınca Panderma, işletme tarafından satın alınarak; adı Bandırma olarak değiştirildi. Bu tarihten sonra Bandırma Vapuru Marmara Denizi kıyılarında Tekirdağ, Mürefte, Şarköy, Erdek, arasında yük ve yolcu seferleri yapmıştır. Bu seferlerden birinde Silivri açıklarında İngiliz E-11 Denizaltısı tarafından torpillenerek saldırıya uğrar ve batırılır. Denizden çıkartılıp tamir edildikten sonra 1 Mayıs 1919 da kaptanlığına İsmail Hakkı bey atanarak yeniden sefere konur. 19 Mayıs 1919’dan sonra da 1924’e kadar Posta vapuru olarak hizmete devam etti. 1924 yılında Türkiye Seyrüsefain İdaresi tarafından hizmet dışı bırakılmıştır. 1925’de gemi bozmacı İlhami’ye (Söker) ismli Türk Armötör tarafından satın alınarak Haliç Feneri’nde hurdaya çıkartılarak parçalanmıştır. 

1927 yılında Atatürk, İzmit’ten Ertuğrul yatıyla yola çıkarak İstanbul’a gelir. Sekiz yıl sonra ilk kez geldiği İstanbul’da, kendisini karşılayan bayraklarla süslü tekne ve vapurların arasında Bandırma vapurunu göremeyince, yanındakilere nerede olduğunu sorar. “Seferde ya da bakımda” efendim derler. Oysa emektar vapur üç yıl önce kadro dışı bırakılarak sökülmüş ve hurda olarak satılmıştır.   

Bandırma Vapuru' nun Anadolu’ya Yaptığı Umut Yüklü Seferinde Görev Alan Mürettebatın İsim Listesi

1-    Gemi süvarisi İsmail Hakkı Durusu 1871 Kayseri doğumlu 22 Aralık 1940 İstanbul'da vefat etmiştir.

2-    İkinci Kaptan Üsküdarlı Tahsin Kaptan

3-    Çarkçı Başı Mehmet Ağa Oğlu Hacı Süleyman

4-    Gemi Katibi İsmail

5-    Lostromo Hasan Reis

6-    Serdümen Görele'li Ali Oğlu Basri

7-    Ambarcı  Rizeli Süleyman Oğlu Mahmut

8-    Ambarcı Silivrili Hasan Oğlu Mehmet

9-    Tayfa Süleyman Oğlu Cemil

10-   Tayfa Hüseyin Oğlu Rahmi

11-   Tayfa Mesut Oğlu Temel

12-   1. Kamarot Muharrera Oğlu Hacı Tevfik (Ulusu) 1875 yılında doğdu. 1 Ağustos 1900' de 200 kuruş aylıkla Plevne Vapurunda kamarot olarak çalışmaya başlamış, 1 Ekim 1914' de Bandırma Vapuru'nun 1. Kamarotluğuna atandı.

13-   Kamarot İbrahim Oğlu Mehmet

14-   Kamarot Yamağı Mustafa Oğlu Halit

15-   Ateşçi Koyunhisarlı Yusuf Oğlu Halit

16-   Ateşçi Rizeli Arif Oğlu Mansur

17-   Ateşçi Osman Oğlu Hacı Hamdi

18-   Kömürcü Hasan Oğlu Mehmet

19-   Kömürcü Mehmet Ali Oğlu Ömer Faik

20-   Vinçci İsmail Hakkı

21-   Vinçci Ali Oğlu Galip

Gemi Mürettebatı ilgili araştırma Orhan KIZILDEMİR (Türk Deniz Ticaret Tarihi Araştırmacısı) tarafından yapılmıştır.

 

Mustafa Kemal Paşa, Kurmayları ve Silah Arkadaşları

1-    9. Ordu Müfettişi Mirliva(Tuğgeneral) Mustafa Kemal Paşa (Atatürk)

2-    3. Kolordu Komutanı Erkan-ı Harp Mir Alayı (Kurmay Albay) Re'fet (Bele Paşa)

3-    Müfettişlik Kurmayı Başkanı Erkan-ı Harp Mir Alayı Manastırlı Kazım (Dirik Paşa)

4-    Müfettişlik Sağlık Daire Başkanı Tabip Miralay İbrahim Tali (Öngören)

5-    Kurmay Başkan Yardımcısı Erkan-ı Harp Kaymakamı (Kurmay Yarbay) Mehmet Arif Bey (Ayıcı)

6-    Karargah Erkan-ı Harbi ve İstihbarat ve Siyasi şube Müdürü Erkan-ı Harp Binbaşısı Hüsrev Gerede

7-    Müfettişlik Topçu konutanı Topçu Bin Başı Kemal Bey (Doğan)

8-    Müfettişlik Sağlık Daire Başkan Yardımcısı Tabip Bin Başı Refik Bey (Saydam)

9-    Müfettişlik Baş Yaveri Yüz Başı Cevat Abbas Bey (Gürer)

10-   Dr. Yüzbaşı Behçet Efendi

11-   Kurmay Mülhakı Mümtaz (Tunay)

12-   Kurmay Mülhakı Yüz Başı İsmail Hakkı (Ede)

13-   Müfettişlik Emir Subayı Yüz Başı Ali Şevket (Öndersev)

14-   Karargah Komutanı Yüz başı Mustafa Vasfi (Süsoy)

15-   Mülhak Yüz Başı Rauf

16-   Yüz Başı Hersekli Ahmet Efendi

17-   Kurmay Başkanı Emniyet Subayı Üsteğmen Hayati

18-   Kurmay Mülhakı 3. Kolordu Komutan Yaveri Üsteğmen Arif Hikmet (Gerçekçi)

19-   İAŞ Subayı Üsteğmen Abdullah (Kunt)

20-   Mülhak Teğmen Zebur

21-   Müfettişlik İkinci Yaveri Teğmen Muzaffer (Kılıç)

22-   Emir Subayı Teğmen Ruhsat

23-   Adli Müşavir Ali Rıza Efendi

24-   Tabur Hesap Memuru Rahmi Efendi

25-   Tabur Hesap Memuru Ahmet Nuri Efendi

26-   1. Sınıf Katip Faik Efendi (Aybars)

27-   4. Sınıf Katip Memduh Bey (Atasev)

28-   Zabit Vekili Tahir Efendi

29-   Alay Katibi Yahya Efendi

30-   Tabur Katibi Süleyman Fehmi Efendi

31-   Hesap Memuru Şükrü Efendi

32-   Kıdemli Çavuş Osman Nuri Oğlu Ali Faik

33-   Kıdemsiz Çavuş İbrahim İzzet Oğlu Atıf

34-   Çavuş Mustafa Oğlu Kemal

35-   Çavuş Kemal Oğlu Mustafa

36-   Onbaşı Tevfik Oğlu Adem

37-   Onbaşı Ali Oğlu Refet

38-   Onbaşı Abdullah Oğlu Ali

39-   Nefer Hüseyin Oğlu Mehmet

40-   Nefer Ahmet Oğlu Emin

41-   Nefer Mustafa Oğlu İsmail

42-   Nefer İbrahim Oğlu Ömer

43-   Nefer Kerem Oğlu Mehmet

44-   Nefer Mehmet Oğlu Mehmet

45-   Nefer Hasan Oğlu Ulvan

46-   Nefer Mehmet Oğlu Durmuş

47-   Nefer Mehmet Oğlu Ali

48-   Nefer Şakir Oğlu Nuri

49-   Nefer Hasan Oğlu Hüseyin

50-   Nefer Abdullah Oğlu Musa

51-   NeferAbdullah Oğlu Mehmet

52-   Nefer Mehmet Oğlu Hasan

53-   Nefer Bekir Oğlu Mahmut

54-   Nefer İhsan Oğlu Mehmet Lütfi

55-   Nefer Ali Oğlu Musa olmak Üzere Toplam 55 kişi

Gemide : Atatürk ve kurmayı 22, Er ve erbaşlar 25, Müşavir ve katipler 8, Gemi personeli 21 olmak üzere toplam 76 kişi bulunmaktaydı.

Kaynaklar: 

-Hürriyet Gazetesi Haberi, Hakkı Kaptan'a vefa, 19 Mayıs 1999

-https://www.sehirhatlari.istanbul/tr/haberler/ismail-hakki-durusuyu-mezari-basinda-andik-829

-Oktay Ensari, Ata’yı Samsun’a götüren kaptan İsmail Hakkı unutuldu, www.dunya.com

 - Ahmet Akyol, Buradan Bilgi Al: http://www.yalovamiz.com/ismail-hakki-durusu-kaptan-ve-bandirma-vapuru-n30585/ 2017 Yalova

-Tarihe geçen isim kalbi kırık öldü 19.05.2019 www.cnnturk.com

- Dr. Nejat Tarakçı, Bandırma Vapurunun Hikayesi, Mayıs 2015 İZMİR

-Sunay Akın, Yükü Umut Olan Vapur, Şalom Haftalık Siyasi ve Kültürel Gazete, 20 Mayıs 2015 İstanbul

-Bilgiyurdu Gençlik Dergisi Sayı: 1 Mayıs 2007 Kayseri

-Soner Yalçın, Efendi Kaptan, Sözcü Gazetesi 19 mayıs 2016, İstanbul

-Gemide bulunanların İsim Listesi, Genel Kurmay Atase ve Genelkurmay Denetleme Başkanlığı

- Seyit Burhanettin Akbaş İsmail Hakkı Durusu Bandırma Vapuru’nun Kaptanıydı, Bindallı Wordpress. Com


20 Kasım 2019 Çarşamba

AHMET GAZİ AYHAN (1921 - 1987)



 Ahmet Gazi Ayhan (5 Mart 1921 – 9 Şubat 1987) 5 mart 1921 yılında Kayseri'nin Endürlük köyünde doğmuştur. Babası Mehmet öldüğünde henüz 3 yaşında olan Ayhan, annesi Hanımın'ın köyü Akçakaya'da büyümüş ve ilkokul tahsilini Zencidere'de yapmıştır. Bu okulda kilise orgunu kendi kendine çalmayı öğrenerek orgtan çıkan ulvi sesten son derece haz duymuş ve bu durum onun ilk defa müzikle de tanışması olmuştur.

Ailenin tek çocuğu olan Ayhan, ilkokulda iken hem okumuş hem de üvey babasının bakkalında çalışmıştır. hayatının en acımasız ve zor yıllarını çocukluk yıllarında yaşayan Ayhan, 9-10 yaşlarındayken, komşuları olan Hacı Ömer Sabancı emmisinin onu da diğer büyükleri gibi çalışmaya Adana'ya göndermesiyle devam eder. Çırçır fabrikasında balya basarken, balyanın arasında sıkışır onu kimse fark edemez, kendisine yol açarak balyadan kurtulmayı başaran Ayhan o telaşla ve korkuyla soluğu Kayseri de alır. Fırın çıraklığında, saat tamirciliğinde ve daha birçok işlerde de çalışmış olan sanatçının asıl mesleğinin marangozluk olması kendi sazını kendisinin yapmasına da olanak sağlamıştır. Makine aksamından da anlayan sanatçının dikiş dikmeye kadar her türlü iş elinden gelirmiş

II. cihan harbi dolayısıyla Kahramanmaraş ve Konya'da 4 sene askerlik yapan Ayhan bu sebepten dolayı Konya tavrının tüm türkülerini asılları kadar güzel söyler ve yorumlamıştır. Askerlik dönüşü demiryolları marangoz atölyesi'nde çalışmıştır. Çok küçük yaşta tahta kaşığı at kılı bağlayarak saz çalmaya başlamış ve saz çalmayı ona öğreten hiç kimse olmamıştır bu büyük kabiliyeti babasından almış olan sanatçının annesi ise köyün mevlüt okuyucularındanmış. Kayseri türkülerini çok küçük yaşta anneannesinden öğrenmiş ilk sazını amcası hediye etmiş babası çok güzel saz çalarmış. Saz çalıp, zeybek oynayan babasının yeteneğini alan Ayhan “bunu yapamadın ama ben dek ekimle saz çalıyorum” dermiş.

İnce sesleri zenginleştirmek için sazların göğsüne doğru perde koyarak sazın daha çok ses vermesini sağlayan Ahmet Gazi Ayhan müzik kabiliyetini yüksek bir saz virtüözüymüş. Aynı zamanda şair olan sanatçı saatlerce saz şairiyle karşılıklı atışırmış hazır cevap nüktedan bir yapısı olan Ayhan irticaları hicivli şiirler ve besteler yapmıştır. 1944 yılında Ankara radyosunun açmış olduğu stajyer sanatçı imtihanına arkadaşlarının “bu sınavı sen kazanamazsın” iddiasıyla girmeye karar vermiştir 1950 senesinde serbest çalışmak için Ankara radyosu'ndan ayrılmış ve 1954 yılında da geri dönmüştür.

Türk Halk Müziği'nde pek çok derlemeler yapmıştır. Kayseri'ye, Akçakoca'ya, bahçesine, Erciyes Dağına ve avcılığa tutkun olan Ahmet Gazi Ayhan her zaman oranın özlemlerini ve hasretini çekmiştir. Unutmadığı pek çok anılarını köy sohbetlerine mahsus havasıyla anlatır ve dinleyicileri kendine hayran bırakırmış. 9 Şubat 1987 yılında hayata gözlerini yuman Ahmet Gazi Ayhan Zincirli kuyu mezarlığına defnedilmiştir.

Kaynak:  http://www.turkuler.com/tgv/ahmetgaziayhan.asp 

17 Mayıs 2016 Salı

ZİNCİDERE LOANNİS (IOANNIS) PRODROMOS MANASTIRI




ZİNCİDERE  LOANNİS (IOANNIS) PRODROMOS MANASTIRI  (Vaftizci Yahya Kilisesi)
                                                                                                          Hasan YÜKSEL
            Hangi tarihte yapıldığına dair bir bilgi bulunmamakla beraber eski Rumca ile yazılmış bir eserden alınarak Yunanistan’da yayınlanan bir kitapta    “Kaiserie eyaletinde manastırlar İsa Hıristosdan 400 sene sonra teesis ve inşa olunduğu anlaşılsa gerektir.”  Denilerek 1600 yıllık bir geçmişe sahip olduğu belirtilmektedir. Yunanistan’da yaşayan Ağırnas Doğumlu Ortodoks Türk yazar yukarıda belirtilen Rumca eserden alıntılar yaparak Zincidere Belediye başkanı Mustafa Aksu’ya  gönderdiği ayrıntılı mektupta  Manastırın kurulduğu tarihten önce bulunduğu yerin putperestlere ait bir put hane yeri olduğunu Bizans imparatorlarının burayı ele geçirmesiyle putperestler tarafından Hıristiyanlara terk edildiği bildirilmektedir.
           Adını Hz. İsa’nın doğumundan kısa bir süre önce Meryem ana ile akraba olan Elisavet ve papaz olan kocası Zaharias’tan doğan İoanni’ den almaktadır. İoannis bir çok ruhsal özelliklere sahip olan ve Hz. İsa’nın geleceğini bildiren son kişidir. Aynı zamanda Hz. İsa’yı vaftiz eden İoannis kafası kesilerek  öldürülmüştür. Halk arasında aziz sayılan İoannis’in adına birçok kilise ve manastır yaptırılmıştır. Zincidere’de yaptırılan bu manastırdan onlardan biridir.
           Şimdiki manastır Sultan III Ahmet’ in damadı ve veziri olan Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın 1924 yılında verdiği ruhsat ile yaptırılmıştır. O dönemde Nevşehirli Damat İbrahim paşa Kayseri ve Konya eyaletleri dahilinde bulunan köy, kasaba ve şehirlerde 1000 yakın kilisenin inşasına emir buyurmuştur. Loannis Promodos manastırının inşasının da üzerinde bulunan levhadan  anlaşıldığına göre1724’ te başlayıp 1728 tamamlandığı belirtilmektedir. Manastırın Güneyinde bulunan ve Türkçe kelimeler ile yazılmış levhasında bu tamirat işi şu cümleler ile ortaya konmaktadır. “Temelinden yenilendi tamir oldu bu aziz ve mukerem manastır. Ol kıymetli l’oannis O Prodromos vekianı, Sultan Ahmetin eyamında ve vezir azametli İbrahim Paşa Hazretlerinin zemanında. Ve başpapaz dahi öl başrahip mitropolit Kaisery Kappadokianın Neofitos efendi ve bu azametli mukerrem mıtropolitin kayetten yıardımı ve vergisi ile yıapıldı meidana gelmiştir.”
           1803 yılında Kayseri despotu Filiteos’un  Ortodoksluğa mensup milletin vekillerinden oluşan 150 kişilik bir gurubu  bir araya toplayarak “Cümlemiz yek dil ve yek saher el kalemi
koyup” söz vererek manastırı yıkarak yeniden inşa etmeye karar kılmışlardır.  Bu karardan sonra inşaatı Germir’den Hacı Dimitrios İkonomos, Tavlusun’dan Haçi Avraam Esenoğlu, Endürlük’ten  Hacı İonnis Satiroğlu ve Zincidere’den Hacı İsaias Mavrapulos adlı 4 zat ile 2 katipten oluşan bir komisyona havale etmişlerdir. Meclis içerisinde yer alan Germirli Hacı Bodos Ağa Cebecoğlu ve Mahdum Hacı Anton ile Zincidereli Andrea Dayı Karabacakoğlu da bir iane defteri açılarak para toplama işinde görevlendirilmişlerdir.  Manastırın yeniden inşa planını Zincidereli kalfa Anastas ve Hacı Komsa hazırlamış, eski bina 1803 Temmuz ayının 6’sında  yıkılarak  16’sında temel taşı yeniden konulmuştur. İnşaat sırasında ücretli ve ücretsiz olmak üzere 2000’ e yakın kadın ve erkek amele çalışmıştır. İnşatta kullanılan taşlar Mahsenli Bahçeden çıkartılmış olup kilise hariç kırmızı taşlardan oluşmuştur. Manastırın çatısı 15 Eylülde kapanmış olup 1804 Mayıs ayına kadar  66 gün sürmüştür. Çatısı 6 direk üzerine konulmuş, 11 kubbe 32 günde tamamlanırken, büyük kubbe 11 günde tamamlanmıştır.
           Manastırın giriş yeri inşaatı 24 Ağustos 1803 tarihinde başlamış olup, 19 Eylülde son bulmuştur. Burası iki taraflı olarak tahta parmaklıkla çevrilmiş olup, içeriye girildikçe bir hayli mezarlara rastlanır. En yüksek mezar metropolit (1726 -1732) II. Paisios’ a aittir. Mezarların adedi 26 tanedir.
           Manastırda bir çok oda daire kiler bulunmakla birlikte, alt katında, ambarlar, fırınlar ve aşhane vardır. İkinci katta misafir odaları bulunur. İlk yapıldığı dönemde dışarıda hiçbir pencere yokken, seneler sonra 1. ve 2 katlarının bir çok yerine pencere açılmıştır. Bu gün birbirine paralel 12 pencere içten dışa doğru daralır yuvarlak kemerli dikdörtgen vaziyettedir.
           Manastırın tamamı o dönemde 500.000 kuruşa  mal olmuş bulunup Kayseri, Zincidere, Germir, Tavlusun, Talas, Endürlük, Molu ve Erkilet halkından 4 defaya mahsus olmak üzere yardım  toplanmış. 300.000 kuruşa yakın kısmı da faizli, faizsiz olmak üzere İslam ve Hıristiyan kişilerden borç alınmıştır.
           Bu tarihlerde manastırın kuzey doğu köşesine 30 x 30 arşın boyunda 2 katlı bir mektep dairesi inşa edilmiştir. Bu mektep o tarihte 30.000 kuruşa mal edilmiştir.
           Aziz İoannes Prodromos Manastırının güneybatı köşesine 1840 yılında daha küçük bir kilise olan Aziz Haralampos Kilisesi inşa edilmiştir.  Kilisenin Aziz Panteleimon namına yapılmış karanlık bir ayazma varmış. Bu yer altı karanlık ayazmada mahallede sıhhat arayan hastaların ya da delilerin tedavisi yapılırmış .
           Manastıra 1864 yılında Zincidereli Uzun Kosmo tarafından 13 m. yükseklikte, 78 cm. genişlikte çan kulesi inşa edilmiştir. Kule üzerindeki çanın İzmir’ den getirilmiş olduğu söylenmektedir .
           Manastır havlusunun sonunda büyük bir su mahzeni bulunur. Bunun giderini Ankaralı Hacı Smarayda (Zümrüt) namında bir kadın üstlenmiş ve Hacı Anton Ağa işin takibini yapmıştır. Bu mahsen 1806 yılında arızalanmış olup yeniden usta başı Moisi Ağa tarafından tamir edilmiştir. Bu mahzenin musluğunun üzerinde mermer taşta şu sözler yazılıdır.
“Bu haireti yaptıran, oku buna ve bil aali
Hacı Zumrut dır yaptıran ve suszları kandıran
Hacı Ağa’yı ulu eden, Hacı Antonu mebud iden
Susuzu serin iden, iç ve bunu rahmetlendir”.
Zincidere manastırına 1882 yılında bir papaz mektebi yapılmıştır. Bu mektep, “Rodokanakios leratiki Sholi”, “Kappadokiki leratiki Sholi” veya “Kata Kaserian leratiki Sholi” olarak adlandırılmıştır.  Bu mektebin kurulmasındaki amaç vatana, millete ve devlete yararlı gençler yetiştirmek olmuştur. Papaz mektebi 1906 yılına kadar manastır binasının tamir olan dairesinde imiş. 1906 yılında üç katlı yeni bina yapılmış. Bu mektep öğretim derslerini üstlenmiş ve Gymnasion değerinde bulunmuştur. Bu mektep Anadolu Rum Ortodoks Hıristiyanlarına hizmet vermiştir .
1885 yılında “Kentrikan Kappadokikon Partenagogion” (Kapadokya Merkez Kız Mektebi) adıyla kızlar için yeni bir mektep yapılmıştır. Bu bina manastırın karşısında yer almakta olup, 2 katlı ve 12 odalıymış .
1891 yılında manastır bünyesine “Orfanotrofion Arrenon” (Çocuk Öksüzhanesi) yapılmıştır. Civar köylerden fakir ve öksüz çocuklar gelerek manastırın bir dairesinde kalmışlar  ve 1897 yılında 2 katlı yeni bir bina yapıldıktan sonra bu binaya geçmişlerdir. 1892 yılında da Kız Öksüzhanesi yapılmıştır .
Milli mücadele yıllarında Fener Rum patrikhanesinin tutumunu protesto ederek “Müstakil Türk Ortodoksluk Patrikhanesi”ni kuran Papa Eftim öncülüğünde “Türk Ortodoksluk Kongresi” bu manastırda toplanmıştır.  1922 yılında “Anadolu Ortodoksluk Sadası” adındaki gazete haftalık olarak  yine bu manastırda yayın hayatına başlamıştır.
Cumhuriyet kurulduktan sonra manastır ve çevresinde bulunan geniş bir arazi askeri hizmete devredilmiştir. Uzun süre askeri depo olarak ulanılan manastır günümüzde eğitim amaçlı dershane olarak kullanılmaktadır.





29 Ocak 2016 Cuma

AYHAN TURAN


AYHAN TURAN (1935 -      )

1935 yılında Bahattin (Baha) Turan ve Aliye Turan’ın sekiz evladından birincisi olarak Bünyan’da dünyaya geldi. İlkokulu 1946 yılında o zamanki adı ile Bünyan’da Birinci Okul olarak bilinen Çağlayan İlkokulunda bitirmiştir. Ortaokulu 1950 yılında Kayseri Lisesinin orta kısmında tamamlayan Turan,  lise eğitimine yine bu okulun lise kısmında devam etmiş fakat mezuniyetini, amcası Sami Turan’ın tayin olduğu Maraş Lisesinde, 1954 yılında tamamlamıştır. 1956 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni kazanan Turan, Bu okulda okurken aynı zamanda çalışmayı da tercih ederek Emniyet Müdürlüğü’nün Afyon Kaçakçılık Servisi’nde çalışmıştır. 1962’de okulu bitirdikten sonra bir süre boş kalmış, daha sonra 1963 yılında yedek subay olarak Erzincan ve Kayseri İhtisas taburunda 2 yıl askerlik görevini ifa etmiştir.

1965 yılında Askerlik görevini tamamlayan Turan, askerlik dönüşü bir yıl avukatlık stajı yaptıktan sonra, tekrar emniyete müracaat etmiş, müracaatı kabul dilerek 1967 yılında Maraş Emniyet Muavinliği görevine tayin edilmiştir. Maraş Emniyet Müdürlüğünde altı ay görev yapan Turan, aynı yıl içerisinde görev yerini değiştirerek Zincidere ’de ki Polis Okulunda göreve başlamıştır. Burada polis okulu öğrencilerine ceza ve ceza muhakemeleri usulü dersi vermesi için görevlendirilmiştir. 1967 yılının Eylül ayında patlak veren Kayserispor, Sivasspor olayları nedeniyle merkeze alınmıştır. Stadda meydana gelen ölümlerin nedenlerinin tespiti için genel müdürlükten adli tıp doktorlarına ihtiyaç olduğunu, gerçek ölüm nedenlerinin tespitini sağlamak bakımından bu doktorların gönderilmesini talep etmiş, adli tıptan gelen doktorların, ölüm olaylarının yaralama ve vurma gibi nedenlerden değil, asfeksten olduğunu belirlemeleri sonucu Sivaslılar ile Kayserililer arasındaki husumetin ortadan kalkmasını sağlamıştır.

1971 yılında Kayseri’ye atanan Vali İhsan Aras Paşa “Ben hukuktan anlamam, bana bir hukukçu gerekir” diyerek Ayhan Turan’ı yanına almıştır. İhsan Paşa o dönemde Kayseri’de çokça olan payton ve dört tekerlekli el arabaları ile ilgili şikâyetlerin kendine gelmemesini isteyerek bu görev için Ayhan Turan’ı görevlendirmiştir. Turan o zaman paytoncularla bir toplantı yaparak kendilerine kısa süre içerisinde ehliyet verebileceğini, paytoncuların, paytonlarını satıp taksi almaları yönünde ikna ederek, Sivas Caddesini, İstasyon Caddesini ve Cumhuriyet Meydanının Düvenönü’ne kadar olan kısmını paytonlara yasaklamış, kısa süre sonrada paytonun yerini taksilerin almasını sağlamıştır. Bu sırada Turan paytonculara verdiği sözünü de yerine getirerek paytonlarını ve atlarını satan esnafa kısa sürede ehliyet verilmesini sağlamıştır.

Zaman içerisinde Trafik Müdürlüğü de yapan Ayhan Turan yollara yayaların geçeceği çizgiler çizdirmiş, buradan geçmeyen yayalara 5 Kuruş ceza uygulamasını başlatmış ve bilahare de trafik ışıkları yapılması için de Siemens firması ile ilişki kurmuştur.
Kayseri Valisi İhsan Paşa’nın 1975 yılında ayrılmasından sonra, Ayhan Turan’ın da Ankara’ya tayini çıkmış, burada görevde iken 1980 yılında Cavidan hanım ile hayatını birleştirmiştir. Ankara’da 8 yıl çeşitli emniyet birimlerinde çalıştıktan sonra 1982 yılında Balıkesir’e tayini çıkmıştır. Bir süre Balıkesir’de görev yapan Turan 1982 yılında çıkan, 20 yılını dolduranların emekli olabileceği yönündeki yasadan faydalanarak emekli olmuş ve Kayseri’de Ağır Ceza Avukatı olarak çalışmaya başlamıştır.

Halen Kayseri’de Avukatlık görevini yürüten Ayhan Turan 8 Kardeştir 4 oğlan, 4 kız kardeşi olup kardeşlerin en büyüğüdür. 

Hasan Yüksel   



24 Kasım 2015 Salı

BAHATTİN TURAN (BAHA TURAN 1901-1984)


Bünyan’da iz bırakan kişi Bünyanlıların Baha Turan diye tanımladığı belediye başkanı Bahattin Turan.  Turan ve Gülhan’ım Turan  çiftinin  ikinci çocukları olarak 1901 yılında  Bünyan’da  doğmuştur.  Ailenin beş kardeşinden ikincisi olan Bahattin Turan İlkokulu Çağlayan İlkokulu’nda bitirdikten sonra Zincidere’de bulunan Rüştiye (Zincidere Köy muallim Mektebi 1926-1932) bitirmiş, buradan mezun olduktan sonra, Bünyan’ın köyü olan Süksün’e Öğretmen olarak atanmıştır. 1932 ‘de Aliye Hanım ile evlenmiştir. Bir süre Süksün’de öğretmenlik yapan Turan’ın daha sonra İzmir’in Urla İlçesi’ne tayini çıkmıştır. 

Urla İlçesine gitmek üzere iken Bünyanlı hemşerileri ona gitmemesini söyleyerek çevirmişler ve onu ikna ederek 1942 yılında Bünyan Belediye başkanı olarak seçmişlerdir. Tek partili dönemde belediye başkanlığına gelen Turan, 1945 yılından sonraki çok partili dönemde de belediye başkanlığını sürdürerek 1957 yılına kadar belediye başkanlığı yapmıştır. 1945 yılından sonra çok partili sisteme geçilen Türkiye’de, Bahattin Turan’ın CHP’den DP’ye geçmesi için 1950-1954 yılında Kayseri Milletvekilliği yapan Yusuf Ziya Turgut ve Bünyan’ın ileri gelenleri razı etmeye çalıştılarsa da o Atatürk’ü ve İsmet İnönü’yü çok sevdiği için partisini değiştirmedi.  1957 yılında 15 yıllık görevini İhsan İşçimen’e devir eden Turan, 1963 yılında yeniden Bünyan Belediye başkanlığı görevine seçilmiş, bu görevini 1968 yılına kadar sürdürmüştür. 

Kendisini Bünyan ve Bünyanlılara adamış olan Bahattin Turan çok kısıtlı imkânlarla o dönemde Bünyan’ı Kayserinin Develi ilçesinden sonra ikinci ilçesi durumuna getirmiştir.  İlk önce çok dar olan yolları genişletme ve temizlik işlerini ele almış hatırlanacağı üzere iki tekerlekli ve kıratlı bir araba ile Bünyan’ın temizliğini ve yolların genişletilmesi işini aynı zamanda kanalizasyon işini halletmiştir. Bünyan’da Çipilli adı verilen suyu imece yolu ile Bünyan’a getirerek mahallelere çeşmeler yaptırmıştır.    

Ondan önceki belediye başkanının Pınarbaşı’ndan doğan Sarımsaklı Irmağının suyunu 1925 yılında kurulan elektrik fabrikasına satışının iptali için dava açtırmış, kendisine davadan vazgeçmesi için teklif edilen tüm paraları reddederek ve hatta kendisini öldürmek için yapılan tehditleri hiçe sayarak uzun uğraşlardan sonra davayı kazanmış ve Bünyan’ı kendi suyuna kavuşturmuştur. Su alındıktan sonra bütün Bünyan’a çeşmeler yaptırmış, daha sonra evlere sular alınarak İlk kanalizasyon işlerini de halletmiştir. 

Bahattin Turan kendisini vakfettiği Bünyan’ı, Bünyan halkına layık bir hale getirmek için dar olan yolları genişletmiş, virane evleri yıkarak, yıkılan evlerin sahiplerine ev yerleri göstermek suretiyle iki tekerlekli tek kıratlı araba ile evlerin enkazlarını taşıtarak yeni evlerin yapılmasına yardımcı olmuştur. Yeni yeni yollar, çarşıdan Cami-i cedit Mahallesine çıkan yol imece usulü ile genişletilmiş, aynı zaman şekilde Yenice yolu da genişletilmiş ve yeni açılan yollara çok kısıtlı imkânlarla kaldırımlar yaptırmış Boros ve Ören Bayırı tarafındaki yolları açtırarak sınırsız işler yaptırmıştır. 
Bahattin Turan aynı zamanda büyük bir toplum lideri olmuştur. Herkesi kucaklayan, küsleri barıştıran, hayırlı işlere koşan, yapıcı, hatırlı ve herkes tarafından takdir edilen ve sevilen bir belediye başkanı olmuştur. 

Siyasi yönü ile taraf tutmayıp her Bünyanlıyı eşit olarak değerlendirmiştir. Kendisi Atatürk ve İsmet İnönü hayranı olmakla birlikte, kendisine de Bünyan’ın İsmet İnönü’sü denmesine rağmen taraf tutmamış herkesi kucaklamıştır.

Kendisine belediye meclisinin ısrarıyla tahsis edilen makam aracı jeep e bir gün dahi binip yukarıdaki evine dahi çıkmamıştır. Çarşıda Bünyan için yaptırılan bütün belediye dükkanlarından yönetimdeki üyelerin ısrarına rağmen bir tek dükkan bile almadığı gibi encümendekilerin isteklerine rağmen onlara da aldırtmamıştır. 

Dürüst kişiliği ile yıllarca Bünyan halkının sevgilisi olan Bahattin Turan, 1984 yılında vefat etmiştir. Sekiz çocuğu olan Turan’ın çocukları sırasıyla Ayhan, İlhan, Kayhan, Beyhan, Gülhan, Perihan, Mustafa ve Kemal’dir. (İlhan Turan vefat etmiştir.)

Kaynak: Ayhan Turan
Hasan Yüksel (24.11.2015)


22 Nisan 2007 Pazar

ZİNCİDERE YETİMLER YURDU

ZİNCİDERE YETİMLER YURDU (DAR’ÜL EYTAM) Hasan YÜKSEL Tarihi geçmişi çok eskilere dayanan Zincidere de şu anda cezaevi olarak kullanılan bina; bir zamanlar, yetiştirme yurdu ve okul olarak kullanılmış, bir çok talebe ve öksüz yetiştirmiş ve barındırmıştır. Bu binada kurulan yetiştirme yurdu Zincidere de kurulmuş olan ilk öksüzler yurdu değildir. Gayri Müslimler zamanın da da bir öksüzler yurdu kurulmuş olduğunu tarihi kaynaklarda görüyoruz. Yüz yıllarca önce kurulmuş olan Loannis Prodromos Manastırı (Hz. Yahya Manastırı) bünyesinde bir çocuk öksüz hanesinin kurulduğu, Zincidere Belediyesi’nin yayına hazırladığı “Geçmişten Günümüze Bütün Yönleriyle Zincidere Kasabası[1]” adlı kitapta şu şekilde anlatılmaktadır. “1891 Ağustos ayın 2sinde “Orfonotrafion arrenon” (Çocuk Öksüz hanesi) teesis ve resmi küşad olunmuş. Civar karyelerden fakir ve öksüz çocuklar celp olunarak manastırın garp cihetindeki bir dairede ikamet ederlermiş. 1897 senesinde yeni 2 katlı bina inşa olduktan sonra bu öksüz hanenin çocukları yeni binaya nakil olmuştur. Bu bina manastırın cenup cihetindeki “Parmaklı Tarlaya” konulmuş. Tarlanın meydanı 12000 arşın binanınki de 1800 arşın kapısının üzerinde mermer taşında 4 satır ibareler okunur. Kappadokianın Erkek Çocuk Öksüz hanesi Selametli Sene (1897). Dişeri kapı üzerinde mermer taşta altın yazılar ile Muhsin saadetli Simeon Siniosoğlunun namı olunur. Nihayet hariç kapı üzerinde 1 arşın yükseklikte mermer taşında büyük yazılar ile şevketmeap ve mearifperver padişahın ismi okunur: “Sultan Abdul Hamit Han B! Devrinde.” 1892 senesinde “Kız Öksüz hanesi (Orfanotrofion Thileon)” teesis olmuş. Bunun yeni 3 katlı binası manastıra yakın “Çiftlik” tabir olunan mahalın üzerine konulmuş ve 1900 senesinde işlemeye başlamış. Kız Öksüz hane binasına az müddet sonra kız mektebinin (Partenegagion) unaş talebatı ikamet edilmiş. İki öksüz hanelerin inşasına kayseri ve sair Anatolhıristian halkı tarafından ganı ianeler toplanmış. Zincidereli Simeon Siniosoğlu validesi Evlempia ile beraber 2.500 nden ziyade altın lira vermiş olduklarından dolayı çocuk öksüz hanesi “Simeon Siniosoğlu” ve de Kız Öksüz hanesi “Evlampia Siniosoğlu” namları almışlar. [2]“ Türkiye Cumhuriyeti döneminde, ilk defa 1908 yılında Kırklareli’nde kurulan Himaye-i Etfal Cemiyeti'nin ulusal hale gelerek 1917’de İstanbul 1921’de Ankara’ da faaliyete geçerek tüm yurt geneline yayılmasından sonra Reşadiye’ye bağlı olarak Zincidere’de 1924 yılında “Şevkat Yurdu” adı altında Dar’ül Eytam (Yetimler Yurdu) kurulmuştur. Himaye-i Etfal Cemiyeti’nin kuruluş amacının özellikle Osmanlı İmparatorluğu’nun, Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı sırasında bir çok cephede savaşması nedeniyle cepheye sürekli asker sevk etmek durumunda kaldığı, cephelerde savaşanların büyük bir çoğunluğunun şehit düşmesi sonucu ülkede kimsesiz çocuklar sorununun her geçen gün büyüyerek sürdüğü, savaş sonrası yaşanan toprak kayıpları sonucu, İmparatorluğun başta İstanbul olmak üzere diğer illere büyük göçler aldığı, bu durumun, ailelerin sosyal ve ekonomik yönden çöküşüne neden olduğu görülmektedir. Kimsesiz çocuklar sorununun boyutunun büyümesi üzerine halkın girişimiyle çözüm arayışlarına girilmiş, girişimlerin yetersiz kalması üzerine Devlet kanalıyla çözümler aranmıştır. Meşrutiyet döneminde İttihad ve Terakki’nin destekleriyle kimsesiz çocuklar sorununa çözüm amacıyla Dar’ül eytamlar açılmıştır Dar’ül Eytam olarak kullanılan binanın; Fransız Katolik Cizvit veya Kapuçin papazlarının ürettiği bir yapı tarzında, 16 odalı, iki katlı taş bina şeklinde inşasına Bayan Zion tarafından 1907 yılında başlanmış, 1909 yılında da bitirilmiştir. Alman Yahudi’si olan bayan Zion, düşkün ve öksüz çocukları barındırıp eğitmek amacıyla binayı ruhban okulu ve misyonerliğinin gereği matbaa olarak kullanmıştır. 1912 yılında bu binada Kayseri’nin 2. Matbaası olarak Latin alfabesiyle Türkçe 15 günlük “Rehber” isimli süreli yayın yapan bir dergi çıkarmıştır. Derginin imtiyaz sahibi Vahram Tahmisman olup, yardımcısı Mis Gerbir isimli İsviçreli bir bayandır. Dergi daha sonraları 3 ayda bir çıkmış Alman Katolikliği ve Yahudi kültürü üzerine yayımlar yapmıştır. Binada matbuat çalışmaları devam ederken, düşkün ve öksüz çocuklar yurdu idare görevi de buradan yürütülmüştür. Çocukların din ve mensubiyetine bakılmaksızın barındırılıp eğitilmiş onlara, demircilik taşçılık, Ağaç oymacılığı ve benzeri el sanatları öğretilmiş buradaki kızlara unlu mamuller yapması öğretilmiştir. Üretilen el sanatları eserler ve hamur işleri kale içinde açılan iki dükkanda halka arz edilmiştir. 1924 yılında idareciliğini Mehmet Rauf İnan’ın yaptığı Darül Eytam bünyesinde Türk Öksüzler Yurdu ve aynı zamanda üç yıllık bir eğitim veren ve Köy Muallim Mektebi kurulmuştur. 1942’de binada köy ilkokulu açılmıştır, komşu köy çocuklarının da bu okula geldiğine bakılırsa okulun bölgesel amaçlı olduğu görülmektedir. Bu okul 1964’e kadar devam etmiştir. Köye yeni okulun yapımı ile taş bina tekrar çocuk yuvası olmuş, 1979 yılına kadar bu hizmetini sürdürmüştür. “Köy Muallim Mektebi, 6 yıl hizmet verdikten sonra 1929 daki Dünya Ekonomik Buhranından olumsuz yönde etkilenmesi ve Mustafa Necati Bey’in zamansız ölümü neticesinde mektep 1932 yılında kapatılmıştır.”[3] “1932 de kapatılan Köy Muallim Mektebi’nin talebesi muhtelif muallim mekteplerine nakil edilmiştir.Köyün muallim mektebi öğretmenleri ise Gaziantep Kayseri Lisesi Bursa Orta Mektebi,Nevşehir Orta Mektebi,Tekirdağ Orta Mektebi’ne tayin edilmişlerdir.”[4] Bu bina günümüzde hala Adalet Bakanlığına bağlı olarak açık cezaevi olarak kullanılmaktadır. [1]Mustafa Aksu, Yıldıray Cengiz, Nejdet Timuçin, Nurullah Kepez Geçmişten Günümüze Bütün Yönleriyle Zincidere Kasabası, Kayseri 2005 (Basılmamış eser) [2] Farosopulos Vasillios’un mektubundan alınmıştır. Vasilios bu mektubunu yazarken-Farasopulos Gavriil (Sevdinoğlu) Ağırnaslı-Askites Rodopis (1906-1993)’dan da yaralandığını beyan ediyor. [3] Savaş Karagöz,(Daha fazla bilgi için bkz., Kayseri-Zincidere Köy Muallim Mektebi’nin Türkiye’de Öğretmen Yetiştirme Tarihi İçindeki Yeri,yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi,Erciyes Üniversitesi Sosyal bilimler Enstitüsü,s.III.,2005 [4] Karagöz,a.g.t. ,s.231-232.