13 Haziran 2014 Cuma

İŞİD VE IRAK PETROLLERİ


         Son gelişmeler ile Orta Doğuda yeni senaryoların ve rol paylaşımların ortaya konduğunu görmekteyiz. Bu senaryo özellikle emperyalist güçlerin petrol paylaşımı ile yardımcı oyuncuların toprak paylaşımı üzerine dönmektedir. Bir çok kesim Türkiye ve Barzani’nin bu senaryoda rolleri olmadığını söylese dahi, bölgedeki Türkmen kaynakları Özellikle Barzani ve İŞİD’in birlikte hareket ettiğini söylemeleri bu senaryoyu güçlendirmektedir. Bundan bir ay önce TRT 1 de yayınlanan Kızılelma dizisinde yayınlanan, senaryoda Musul’da ki konsolosluğa yapılan baskın ve konsolosluk görevlilerinin rehin alınması yönünde ki gösterimin hiç de tesadüf olmadığı ve bu senaryonun aylar öncesinden planlandığını ortaya koymaktadır.

Irak Başbakanı Nuri el-Maliki’nin Musul ve Kerkük petrollerinin Irak Federal Hükümetinin onayı olmadan, Bölgesel Kürt Yönetimi tarafından pazarlanmak istenmesine karşı koyması ve bu konuda Barzani’ye uyguladığı baskı sonucunda, bölgedeki petrolün istendiği gibi dışarıya aktarılamaması, yeni senaryonun ortaya konmasına yol açmıştır. Özellikle ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Jen Psaki, Irak federal hükümetinin onayı olmaksızın yapılan ihracatları desteklemediğini, alım ve satım yapan tarafların da çok ciddi yasal riskler aldığını belirtmesi yeni bir senaryo’nun ortaya çıkmasına yol açmıştır 

Bu senaryo da Barzani ve Türkiye olayın dışında gibi gösterilmeye çalışılsa da ortaya çıkan bilgiler aslında bunun böyle olmadığını ortaya koymaktadır. Türkmen  Milletvekili  Hasan Özmen’in verdiği bilgi bunu doğrulamaktadır. “İçerden dışarıdan büyük bir projedir, büyük bir operasyondur. Irak’ı Sünni, Şii, Kürt esasına göre 3’e bölmedir. Zaten koordineli hareket ediyorlar. Bu IŞİD güçleri gibi güçler de Peşrmergeler koordineli hareket ediyor. Birbiri ile çatışmıyorlar. Onlar kendi ele geçirmek istedikleri bölgeleri ele geçiriyor, onlar ise kendi bölgelerini. Sünni, Arap bölgelerini IŞİD ele geçiriyor, Türkmen bölgelerini ise peşmerge el koyuyor. Şu anda Kerkük tamamen Peşmerge tarafından el konuldu. Bir de Tuzhurmatu.” 
Türkiye’nin ise Özellikle İŞİD gizli siyasi lideri Tarık Haşimi’nin İstanbul’da misafir edilmesi ve barındırılması da,  Türkiye’nin İŞİD ile olan bağlarını ortaya koymaktadır. 

Sonuç olarak ABD Dışişleri sözcüsünün söylediği gibi her şey yasal hükümlere uydurulmak zorunda.  Bunun içinde taşlar yerinden oynatılmalı. Bu da mevcut yasalarla olamayacağı için, Irak’ın karıştırılması ve bölünmesi gerekmektedir. Bunun içinde Küresel güçlerin, özellikle ABD’nin Orta Doğu’da ki en büyük yardımcısı olan Suudilerin desteklediği Irak Şam İslam Devleti” olarak bilinen, kısa adıyla IŞİD, Suudi merkezli, Vahhabi-Selefi ictihada mensup, cihadcı bir örgütünün kullanılması hiç de şaşılacak bir durum olmamıştır. Bu senaryo sonucunda emperyalistler bölgenin petrolünü elde edecek, İşbirlikçiler ise bölgenin toprağına ve yönetimine kavuşacaklar. Türkiye’de ki işbirlikçiler ise kurdukları özel şirketler ile taşıyacakları petrol ile ceplerini doldurmanın keyfini yaşayacaklar.   

1 Haziran 2014 Pazar

TARİHTE KAYSERİ



TARİHTE KAYSERİ

Bazı beldeler vardır ki göbeklerini tarih kesmiştir. Onların doğuşu bütün insanlık için bir başlangıç veya bir son gibi  bellenir. Geçirdikleri çağlar, bugün bile herkesin elinde bir ölçü, dilinde efsanedir. Ebesi baştan başa en müthiş, en heyecanlı bir Türk Tarihi olan Anadolu’da bizim Kayseri böyle bir beldedir. Kayseri’yi bugünkü görüşümüzün, duyuşumuzun ölçüsüyle ve hele arkeolojik sanat ve kültür tarihinin verdiği yeni hükümlere dayanarak gözden geçirirsek; önümüzde milletimizin geçmişine şeref, geleceğine sonsuz umutlar verecek abidenin yükseldiğini görürüz ve şaşırmamız hemen gider. Kayseri’den bize en eski haberi veren tabletlerdir. Bunlar 20. asrın başından beri Anadolu’da, Mezopotamya’da, Mısır’da ele geçmişlerdir. Yozgat’ın kuzeybatısındaki Boğazköy’de, Kayseri’nin Kültepesi’ndeki kazılarda bulunanların ışığı altında; milattan önce 2725 yıllarına doğru Kayseri’den bir belde diye bahsedildiğini görüyoruz. Burası belkide Puruşhanda adlı yakın merkeze tâbi idi. Bu merkez şimdiki Kültepe öreninin yerinde kurulmuş ve Kayseri’den 20 kilometre
kuzeydoğuda bulunan Ganeş beldesinden çok ayrıdır. Ganeş o zamanki Kayseri’dir ve Mezopotamya’dan gelmiş Sami tüccar kolonisi, asıl beldenin dış çevresinde barınmaktadır. Bu koloninin ruhu, gözü hep dışarıda, Asur’dadır.

Kayseri’yi şehir olarak gözden geçirenler gerek bugünkü beldenin, gerek dünkü Mazaka’nın su, hava
bakımından hiçbir fevkaladeliğini göremezler. Orduların hücumuna karşı onu koruyacak tabii seddi yoktur; bereketli, fevkalade bir toprağı, her şeyi yetiştiren iklimi yoktur. Böyle olmakla beraber, 5000 yıldır her
türlü ırk, rejim elinde büyük, gerekli bir merkez kalması; dört taraftan akan yolların düğüm yerinde bulunmasından ileri gelmektedir. Onun büyük bir savaşa meydan olduğunu biliyoruz; fakat yanı başındaki Ga-
neş’ten çıkan vesikalarda, vaktiyle kendisine, davalarının temyiz edilmek için gelindiği hakkında kayıtlar var.

Demek ki Kayseri, tarihine bir cihangirin eliyle değil, Anadolu’daki insanlığın tabii, devamlı ihtiyaçla-
rıyla doğmuştur. Milattan önce 20 yılında Yunan coğrafyacısı Strabon, Kayseri’nin Sinop’a 150 km, Malat-
ya yoluyla Fırat’a 300 km olduğunu kaydetmeyi gerekli buluyor. Ve böylece Kayseri’yi meydana getiren ti-
caret münasebetlerinin, klasik devirde bile yaşadığını göstermiş oluyor. Strabon, Kayseri için bunları yazmayı lüzum gördüğü zaman, büyük Boğazköy çoktan unutulmuştu. Gargamiş silinmişti; yüzlerce askerî merkez ortadan kaybolmuş gitmişti.

Roma devrinin hatırda tutulacak iki mühim vesikası bence şudur: Bir kere Roma imparatorları burada
bir darphane kuruyorlar. Bunun manası, Kayseri’nin rolü bakımından pek mühimdir. Sonra, miladın 260’ın-
da Sasanilerin belli hükümdarları Şapur, Roma imparatoru Valerianus’tan, Kayseri’yi muhasara ve zapt ey-
liyor. Bu zamanda Kayseri’nin nüfusunu 400.000 olarak kaydederler. Hıristiyanlık, Kayseri için (talihsiz) bir dönem olmuştur. Sanat, idare bakımından daha Bizans’ın benliğini kazanamadığı bu ilk devreye Hıristiyanlık adını vermemiz bu acı neticeden ötürüdür. Her yerde olduğu gibi Kayseri’de de mağara hayatından kurtulamayan Hıristiyanlık, bir süre sonra her türlü serbestliğe kavuşmuştu. Kayseri’nin o zaman metropolik bir merkez olduğunu görüyoruz. Daha eski çağlarda dinî hususiyeti üzerine bir şey bilmediğimiz büyük belde, böylece zanaat, ticaret, ekonomik karakteri yanında bir de dinîçehre alm›şt›r. ‹şte bu yüzdendir ki, miladın 3. asrı sonunda ve 4. asrı başında hüküm süren Roma imparatorları (Diokletien, Galere…) Hıristiyanlığı mahvetmek istedikleri zaman Kayseri bu yıkımdan çok zarar görmüştü. Birinci veya büyük Kostantin miladın 312. senesinde Hıristiyanlığı benimseyince yapılan işkencelerle tahribat da durur gibi olmuştu. Bir ara, Putperest Julyanus Hıristiyanlığın her şeyine, her köşesine olduğu gibi Kayseri’ye de musallat olmuş, bir mabedin yıktırılmasından gücenerek, eski adı olan Mazaka’yı yeniden almaya zorlamış, Kaesarea adını silmiş ve tabii Hıristiyanlığa ait ne kadar eser varsa yok etmişti. Bu bela yirmi yıl kadar sürüyor. Arkasından (385’e doğru) Theodosius felaketi sürüyor. Koyu bir Hıristiyan olan bu imparator, Putperest Julyanus’un bir eşi daha türer korkusuyla olacak, bütün eski devir abidelerinin, eserlerinin kökünü kazımaya çalışıyor. Bütün Anadolu’da zelzele kadar, hatta ondan daha beter bir yıkıcılık devri, böylece Hıristiyanlıkla açılmış, sürüp gitmiş bulunuyor.

Kayseri’nin bundan ne kadar zarar gördüğünü sezmek için miladın 4. asrında –artık Bizans imparatoru
olan– Justinianus’un uzun bir onarma, tahkim etme işine girişmeye mecbur olduğunu hatırlamaklığımız yeter. Yeni Kayseri’nin surları zorlu olarak yeniden yapılıyor; iç şehir dış şehir ayrılıyor. Erciyes’ten Kayseri’ye doğru uzanan su yollarının bu devreye ait olması ihtimal içindedir. Yeni yol sisteminin kurulduğu bu devrede Kayseri’nin tarihi rolü bir kere daha canlanıyor. Şimdi onun içinden yalnız ticaret kervanları geçmiyor; Kudüs’e, Suriye’ye inen hacılar kafilesi de burada duraklıyor. Bin hatıra, bin facia, bin zaferlerle dolu bu alanlarda Hıristiyanlık kendi zaferi için her teşebbüsü yapıyor. O devreye ait seyahat hatıraları, yol ve menzil listeleri Kayseri’yi büyük dikkatle yazarlar.

Ticaret münasebetleri sırasında, Hıristiyanlığın Mısır’da Suriye’de meydana getirdiği sanat, din felsefesi ve Helenistik devirden dökülüp gelen ilim akıntılarını Kayseri pek yakından tanıdı. Putperest devirler için Kapadokya tabletleri, Kapadokya çanak çömlekleri neyse ilk Hıristiyanlık devirleri için Kapadokya ma-
ğaralarındaki freskler –sanat, kültür bakımından– odur. Biliyoruz ki cemiyetin, insanın her iki tezahürünü
bu alanda sentetize eden yer Kayseri olmuştur. O derece ki, Hz. Muhammed’in kendi dostlarına burayı ilim
merkezi gibi takdim eylediği –bir rivayet hâlinde de olsa– bize kadar gelmiş bulunuyor. İslamların Kayseri’yi çok iyi tanıdıklarına şüphe yok. İstanbul’un düşman bir ideale merkez vazifesi gördüğünü bilen yeni din, onu ele geçirmek için akınlar yaptı. Karadan yapılanların daima Kayseri’den geçtiğini görüyoruz. Hicretin 71’inde Emevilerden Abdülmelik’in, 108’inde Müslüme bin Abdülmelik’in,111’inde Sâid bin Hişâm, 114’ünde Süleyman bin Hişâm’ın orduları Kayseri’yi her geçişinde, yeniden zaptettiler. Fakat Kayseri’nin İslam disiplinine göre düzene konması, ancak Türkmenlerle mümkün olmuştur.

Kayseri’nin Türkmenler eline, bir daha çıkmamak üzere geçmesi Danişmendliler devrindedir (1174-1184), yalnız Danişmendlileri Anadolu’daki Selçuklular medeniyetinden ayırmak zordur. Biz Kayseri’yi birkaç yüz yıllık geçici hükümet tesiriyle değil, büyük kültür ve medeniyet disiplinleri içinde gözden geçirmeye, Kayseri’ye damgasını vuran fikir, iş, sanat akınlarına göre karakterini aramaya çalışıyoruz. Bu bakımdan ise Anadolu’daki sanat ve fikir Tavâif-i Mülûk (Abbasi devletinin zayıflamasından sonra meydana gelen küçük devletler.) devrini Selçuklular disiplini içinde görebiliriz. Yani Anadolu’da asıl siyasi bir Tavâif-i Mülûk devri de vardır ve bu devir Selçuklu devrine bir başlangıç ve Osmanlı klasiklerine bir temeldir.

Selçukluların Kayseri’yi Konya’dan sonra en büyük merkezleri hâline getirdiklerini biliyoruz. Bu bakımdan ona ancak Sivas eş olabilir. Onların elinde şehrin –daha önceki çağların hiçbirini aratmayacak kadar– bakımlı ve itibarının yüksek olduğunu ne kadar iyi görüyoruz! Hükümdar, umumi vali… kim olursa olsun; savaşa gitmeden burada düşünür, burada hazırlanır. Üssülharekesi (Askerî harekât›n başlangıcına esas olan yer) buradadır. Savaştan dönünce, ister alt ister üst gelsin, çekilip yarasını saracağı, dinleneceği yer Kayseri’dir. Barış yıllarında her mevsim, bütün düşünce, duygu, bilgi, sanat, idare, din büyüklerinin toplanıp meyvelerini verdikleri yer Kayseri’dir. Suriye, Mısır, Elcezire, Azerbaycan, Gürcistan, İran, Bizans, kervanlarının akıp gittiği büyük durak Kayseri’dir. Bu belde o kadar Türkmen’dir ki Moğol sergerdesi Bayço gibi müthiş, gaddar bir düşmanın eline düşmesi bir dönmenin, bir Ermeni tavaşi’nin hainliğiyle kabil olabilmiştir. Kayseri o kadar zengindir ki, geçirdiği bütün istilalara rağmen, Moğolların çapul alayları onu ancak bir haftada soyabilmişlerdir.

Osmanlılar devrinde Kayseri artık klasik bir Türk merkezidir. “Makarr-ı ulema”dır; güney, kuzey kıyıla-
rıyla doğu ve batı vilayetlerine geçit veren büyük emporium, büyük pazar ve depodur. Sinan'ın eseri olan
“Kurşunlu Camii” klasik hâle yükselmiş mimarlığın örneği ve meyvesidir. Yüze gelir bir işçilik arandığı zaman Kayseri’nin ustalarına koşmak uzun geçmişli bir görenektir. Hatta hususi evleri… Yontma taştan, en özenilmiş silmeler, kirişler, kemerlerle yapılmıştır. İçlerindeki tahta işi divanlar, kabul odaları bugün bile bizi zevkle önünde alıkoyacak kadar üsluplu ve karakterlidir. Fatih’in onarıp yenilediği kalesiyle surları hiçbir devrinkinden aşağ› değildir, yüksektir. Bu devirde her doğu seferine giden, seferden dönen hükümdar ve vezir, Kayseri’de duracaktır. Oranın medresesinde yetişeni bütün Anadolu siteleri saygıyla, güvenle gösterecektir. İmparatorluğun bin türlü gedik açılan ekonomi kalesi Avrupa emperyalizminin kölelik dağıtan sanayi seli basıp Anadolu’nun canı yavaş yavaş çekildiği kara yıllarda Kayseri’nin tezgâhları duraksız işleyecek; bu yeni istila Anadolu’yu şaşkına çevirdiği sırada onun çocukları bu yeni cephede hemen yalnız başlarına silah kullanacaklardır. Onlar, bu kölelik dağıtan ecnebi sermaye ve sanayie o kadar dehşet vereceklerdir ki bozulan ve yabancı sermaye elinde köleleşen yabancı azınlıklar, bu düşmeyen Türkmen ekonomi kalesinin karşısında hınçlarından kuduracak; arsız mahalle çocukları gibi küfür edeceklerdir. Ecnebi sanayinin boğucu seline kafa tutan görgülü, görenekli, becerikli diyarın, bu klasik “Makarr-ı ulema”nın zeki çocuklarına, “Okuma yazma bilmem ama Kayseriliyim!” yahut “Kayseri’de Yahudi barınmaz!” dedirten kaba şakalar yapacaklardır. Fakat it ürüyecek, Kayseri’den geçen kervanlar geçmekte devam edecektir. O kadar ki, 20. asrın demir veya çelik yolu da yine Kayseri’den geçecektir.

Kayseri geçirdiği devirlerin sonuna gelmiştir: Tıpkı Anadolu gibi!... Anadolu Türkmenlerin eline geçmeden önce ancak çok eski devirlerde bazı kavimlere (söz gelimi: Etilere, Lidyalılara…) metropol olmuş gibi görünüyor. Amma bunlardan hiçbirisi onu, bu kelimenin anlattığı manada bir vatan, bir anavatan hâline koyamamış, onun birliğini baştan başa temin edememiştir. Yalnız Türkmenlerdir ki Anadolu’yu en aşa-
ğı 150 yıllık, kesilme bilmeyen akınlarla doldurmuş; baştan başa kendinin kanı, eti, kemiği ve kafasıyla yeniden kurmuştur. Türkmenlerin o zamanki kafasına hâkim olan disiplin ise, klasik devirlerin felsefe, sanat
görenekleriyle dolu… İslamlıktı. Anadolu böylece yekpare bir yüz almıştır. Türk soyu ve İslam disiplini!... Kayseri bu iki zoru yüzlerce yıl keskin ateşten bir soluma gibi içinde dalgalanır buldu. Türkmenlerin Anadolu’ya yerleşmesinden başlayarak hiçbir yıl gösterilemez ki Kayseri bunu bir vak’a, bir iş, bir eserle duymamış, ebediyete götürmemiş olsun!...

Kayseri’yi dolduran abidelerin çeşidindeki bolluğa, bu abidelerin her birindeki güzelliğin özelliğine bakınız. Burada hanlarıyla, çeşmeleriyle, kaleleri ve surlarıyla, camileri, minareleri, mescitleri, türbeleriyle,
medreseleriyle, tıp fakülte ve hastanesiyle (1205) hakikaten büyük, olgun bir cemiyetin yerleştiğini kolayca anlarsınız. Bütün yağmalar, yangınlar, yıkılmalar, hainlikler arasında, hatta bunlara rağmen sanat ve bilgi işlerinin burada nasıl kök saldığına bakınız: Kayseri geçici bir akımın eseri değil, kökü başka yerlerde
olan bir milletin müstemlekesi değil; Anadolu’da kökleşmiş bir milletin yeni bir disiplinle kurduğu merkezdir. Ne kalesi Justinianus’un kurduğu kaledir; ne mabedi Kayseri metropolitlerinin “Mezamir” okuduğu mabettir; ne alışveriş karargâhı, Bizans’ın yaptığı “agora”lardır. Eski geçmişten aldığı sadece görgüdür, görenektir, atmosferdir ve bunların hepsi de yeni senteze kavuşmuş, yeni biçimlerle, yeni ifadeye girmiştir. Kayseri’deki abidelerde Helenistik devri, Mezopotamya’nın, Orta Asya’nın, Kafkasya’nın ve İran’ın, Roma ve Bizans’ın… motiflerini bulursunuz. Fakat o abideler o kadar Selçuklu o kadar Türk’tür ki… Seyyid Battal Gazi efsanesinde Hz. Ali’den birçok şey bulabilirsiniz; hatta bu kahramanın aslını Peygamber’in göbeğine kadar çıkarılmış görürsünüz. Fakat o Elcezire’yi, Suriye’yi, İran’ı, Azerbeycan’ı, Kafkasya’yı… dolaştıktan sonra Anadolu’ya akan Türkmenlerin yolunu tutmuş, Anadolu’ya yerleşmiştir. Onun “üssülharekesi” Malatya, fakat efsanenin en heyecanlısına sahne olan Erciyes’tir. Ben Erciyes’in başka dillerde hiç efsanesini bilmiyorum. Fakat Seyyid Battal’ın “çah-ı cahime…” (cehennem çukuru) atıldığını inleyen en canlı efsane, Erciyes’i ebediyen Türkmenleştirmiştir.

Kayseri her zaman tüccar kaldı. Amma Ganeş’ten ne kadar farklı! Ganeş eski devirlerin gözü dışarıda
olan ticaretinin sembolüdür. Bizim Kayserimiz ise kalbi Anadolu’ya çevrilmiş yerli göreneğinin merkezi ol-
du. O bizde ticaret, iktisat mirasının; güzel sanat ve zanaat mirasınn mimarlık tekniği mirasının, bilgi hareketleri, düşünce hareketleri mirasının çekmecesi ve böyle göreneklerin bize kadar gelişinde amil oldu.
Bir Sinan’ın meydana gelişini araştırırken nasıl Kayseri’nin bir köyüne iniyorsak; Anadolu’daki büyük
tahammül, yaşama ve büyük hamleler yapma tılsımının esrarını anlamak için bizim Kayseri’mize ve onun
gibi ayakta kalan Anadolu sitelerinin ta iç yüzüne döneceğiz.

PROF. DR. REMZİ OĞUZ ARIK,
Kaynak: 1- Çığır Dergisi,  Şubat-Mart-Nisan-Mayıs 1940, s. 87-88-89-90 sayıları (kısaltılarak alınmıştır).
2-Kayseri Büyükşehir Belediyesi Ansiklopedisi 1. Cilt

31 Mayıs 2014 Cumartesi

RASİM ÜNAL KENDİ KALEMİNDEN



30 Eylül 1949 tarihinde kendi köyüm olan Elbaşı Nahiyesinde öğretmen olarak göreve başladım.O zaman on yedi yaşını yeni idrak etmiş bir gençtim.Köyümde başarılı olabilmem için öncelikle kendimi kabul ettirmem gerekiyordu.Çocukluk yıllarım tamamen köyümde geçmişti.Her kademeden çok sayıda arkadaşım vardı.Onlarla aramızda bir farklılık olması gerekiyordu.Bu farklılığı yaratabilmek için çok çalıştım.Öğrencilerimi çok yönlü iyi yetiştirdim.Sabırla bekledim.İki sene içinde arzu ettiğim seviyeye ulaştım.Akranlarım olsun,köyümüzün ileri gelenleri olsun herkesten saygı ve hürmet görmeye başladım.İşte o zamandan itibaren tasarladığım amaçlarımı ele almanın ve bu konularda gayret göstermenin zamanı geldiğine inandım.

Çocukluğumdan beri yardım etmeyi ve yardımlaşmayı çok severim.Öğretmen olduktan ve idari kademelerde görev aldıktan sonra bu özelliğim biraz daha gelişti.Artık bunları planlı bir şekilde ve programa bağlı olarak ele almaya başladım.Elbaşında yetişmiş bir eğitimci olarak köyüme karşı vefa borcumu ödemem gerekiyordu.Bu nedenle iki amaç tespit ettim.Bunlar;Tarım alanında örnek çalışma yapmak ve gerekli rehberlikte bulunmak,diğeri ise her sene öğretmen okuluna en az on öğrenci kazandırmaktı.Köylüme kendimi çok iyi anlattığımı düşünüyorum.bu yüzden her konuda fikirlerimi onlarla paylaşmaya devam ediyorum.Okuldaki öğretmen arkadaşlarımla da anlaşarak her öğretim yılında dördüncü ve beşinci sınıfların eğitim ve öğretim faaliyetlerini üstlendim.Bu özverili çalışmalarım sonucunda ilk yıl yedi,ikinci yıl on,üçüncü sene ise onbeş öğrencim sınavlarda başarılı oldu.Ondan sonraki yıllarda bu sayı artarak devam etti.Son senemde 30 öğrencim sınavda başarılı oldu.Bu kısa süre zarfında,yalnız öğretmen okulunu kazanan seksen civarında öğrencim olmuştu.

1963 yılında Elbaşı’dan ayrıldım.Yeşil Hisarın G.B.köyüne tayin oldum.Hiç bir karşılık beklemeden bu köyde de çok hizmetlerde bulundum.El üstünde tutuluyordum.Bu nedenle öğretmenliğimin en zevkli yıllarını bu köyde geçirdim.Bir sene sonra İlk Öğretim Müfettişi olarak bu köyden ayrılıp Niğde ilinde göreve başladım.Gerek Niğde ilinde gerekse İstanbul ilinde idari kademelerde bulundum.Her iki ilde de bana müracaat eden hemşehrilerime kanuni ölçüler içerisinde,elimden geldiği kadar yardımcı oldum.İstanbul da Beşiktaş ilçesinde ikamet ediyordum.Halen burada ikamet etmekteyim.Görevim gereği işlerimin çok yoğun olması nedeniyle,Beşiktaş’ta ikamet eden hemşehrilerimizle tanışma fırsatını yakalayamamıştım.Ancak işleri gereği bana müracaat edenlerle tanıştım.Bu sayının da Beşiktaş ‘ta oturanların yüzde beşi bile olmadığını sonradan öğrendim.

Emekli olduktan sonra 1983 yılında Beşiktaş’ta bir Kırtasiye dükkanı açtım.Bu vesile ile Beşiktaş’ta çok sayıda hemşehrim olduğunu öğrendim.Ancak bu hemşehrilerimin organize bir çalışma içinde olmadıklarını,aralarında iletişim sağlayamadıklarını,münferit yapılan bazı yardımlaşmaların dışında bu konularda tatmin edici faaliyetlerin olmadığını müşahade ettim.Yakınen tanıdığım hemşehrilerim ile bu konuda fikir alış-verişinde bulundum.Kendilerine ik yol önerdim.Ya partileşip çevre oluşturarak etkin olmayı,ya da Dernekleşerek birlikteliği sağlamak şeklinde;her iki görüşte bir hayli tartışıldı ve sonuç olarak Dernekleşmede karar kılındı.

Yaptığımız uzun çalışmalar sonucunda kuruluşla ilgili her türlü işlemleri tamamlarak Beşiktaş Emniyet Müdürlüğüne müracatta bulundum.Bir ay sonra kuruluşumuzun yapıldığını,faaliyetlere başlanabileceği tarafımıza bildirildi.Derneğimizin başarısı için bütün olabilecek olumsuz düşünceleri bir tarafa bırakarak büyük bir heyecanla çalıştık.Hemşehrilerimizi işyerlerinde ziyaret ederek bilgi verdik,olumlu tepkiler aldık ve çok sayıda üye kaydımız oldu.

Ziyaretlerimizin en güzel tarafı ise hemşehrilerimizin bize olan güvenlerinin tam olduğunu bir kere daha görmemiz oldu.Yapmış olduğumuz ilk Genel Kurul toplantısında Derneğimiz bünyesinde bir Danışma Kurulu ile birde Hanımlar Komisyonu oluşturulması konusunda tavsiye kararı alınmıştır.Danışma Kurulu Derneğimizin gelişmesi ve güçlenmesi bakımından çok büyük yarar sağlamıştır.Özellikle Dernek Merkezimizin satınalınmasında etkin olmuşlardır.Bu vesile ile de Derneğimizin devamlılığı sağlanmış olmaktadır.

Hanımlar Komisyonu ise başlı başına bir özveri ve yardımlaşma örneği göstermiştir.Özverili çalışmaları sonucunda dokuz sene boyunca ihtiyaç sahibi öğrencilere burs sağlamışlardır.

Hemşehrilerimizin birbirleri ile tanışmaları ve hasret gidermeleri için on iki kere yemekli tanıtım toplantısı ,bir kere de piknik düzenlenmiştir.

Bütün bunların yanında Yönetim Kurulunun aylık toplantıları dışında çoğunluğun katılım ile ayda bir kere toplantı yapılması düşünülmüş ancak bu arzumuz hemşehrilerimiz tarafından yerine getirilmemiştir.

Hemşehrilerimizin yardım ve desteği sayesinde on iki seneden beri üniversitelermizde okuyan ihtiyaç sahibi öğrencilerimize her yıl artan miktarlarda karşılıksız burs verilmektedir.Bu uygulama halen devam etmektedir.2007/2008 öğrenim yılında ise bu imkandan 69 öğrencimiz yararlanmıştır.Bu başarı bu imkanı bizlere sağlayan hemşehrilerimizin başarısıdır . onlara teşekkürü bir borç biliyoruz.

Danışma Kurulumuzun bir toplantısında alınan karar doğrultusunda 1995 yılından itibaren Derneğimizin yayın organı konumunda olan bültenimizi çıkarmaya başladık.Bu yayınımız 2004 yılından itibaren Dergi haline dönüşmüştür.ofset baskı ve on altı sayfadan ibaret olan bu dergimizin yayınına halen devam edilmektedir.15 seneden beri bizi destekleyen ve güç veren bütün hemşehrilerimize teşekkürü borç biliyoruz.

Sponsor bulunduğu taktirde dergimizin yayınına devam edilecektir.Ayrıca bu alanda eğitim almış,özellikle burs verdiğimiz öğrencilerimizin yardımlarını bekliyoruz.

Değerli Hemşehrilerim;bir annenin çocuğuna yıllar boyunca,onun sevinç ve üzüntüleriyle haşir neşir olarak büyütüp yetiştirdiği gibi,bizler de aynı duygularla hareket ederek derneğimizi büyütüp geliştirdik.Bugünkü haline getirdik.Et ve Tırnak misali birbirimizle bütünleştik ve kenetlendik.O Birlikteliğin getirdiği güçle hizmetlerimizi en iyi şekilde yerine getirme gayreti içerisinde olduk.Bu azim ve kararlılığımızda en küçük bir sapma olmamıştır.O şevk ve heyecanla çalışmalarımızı,aynı şekilde sürdürmeye kararlı olduğumuzu ifade etmek istiyorum.

Saygılarımızla….

RASİM ÜNAL

8 Mayıs 2014 Perşembe

BUKET ÖZSOY GÜRELİ

BUKET  ÖZSOY GÜRELİ
1963 Kayseri, Bünyan’da doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini Ankara’da yaptı.
1980-1985 Marmara Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi- Resim Bölümünde eğitim gördü.
1986-1996 Kültür Bakanlığı, İstanbul Restorasyon ve Konservasyon Merkez Labaratuvarı’nda fresk ve mozaik restorasyonu konusunda mesleki eğitim alarak, uzman restoratör olarak çalıştı.
1992 Kültür Bakanlığı bursu ile 4 ay İtalya’da eğitim ve araştırma yaptı.
1996 dan itibaren kendi atölyesi Adasanat’ ta çalışmalarına devam etmektedir.
Kendisi gibi sanatçı olan Mehmet Güreli ile evlenmiştir.  Eşiyle birlikte İstiklal caddesi üzerinde kendi sanat atölyelerini kurmuş olup bu atölyeye kızlarının adını vermişlerdir.

RESTERASYON PROJELERİ
1987 – 1992 “Bizans Büyük Saray Mozaikleri Resterasyonu” Projesi, Avusturya Bilimler Akademisi / Kültür Bakanlığı
1991 “San Vitale Kilisesi-San Apollinare Kilisesi mozaikleri restorasyonu” projeleri (İtalya-Ravenna)
1992 – 1996 “Ayasofya Kubbe Mozaikleri Restorasyonu” Projesi, Unesco –Kültür Bakanlığı.

SERGİLER
1984 Yapı Kredi Bankası Bebek Galerisi, ikili resim sergisi
2003 “AED 1. Uluslararası EX-libris yarışması sergisi” (Ankara-İstanbul)
2004 “Iv. Bienal İnernacional de EX-libris yarışması sergisi” El Colectivo A3, El İnstituto de Zacatecano de Cultura. “Ramon Lopez Velarde” y El İnstituto de Cultura de Guadalupe (Meksika)
2004 “3. Bienal İnternacional d’ Art Grafic yarışması sergisi” (İtalya-İspanya)
2004 “Kültür Bakanlğı 65. Dev let Resim-Heykel yarışması sergisi” Ankara
2004 “ARTİST 2004″14.İstanbul Sanat Fuarı,ADASANAT
2004 “İMOGA” İstanbul Grafik Sanatlar Müzesi,Kolleksiyon sergisi
2005 “Figür yorum” karma resim sergisi, Maltepe sanat merkezi
2005 “1.international ex-libris trienale of Lefkas” -Yunanistan
2006 “78′liler Vakfı karma Sergisi ” Eski Tütün Deposu,Tophane-İst.
2006 “15. İstanbul Sanat Fuarı TÜYAP ” 78′liler vakfı karma sergi, İstanbul
2007 “IMOGA kolleksiyonu sergisi ” Beşiktaş Çağdaş, İstanbul
2007 “Beyoğlu Ressamları Resim sergisi ” Asmalımescit, İstanbul
2008 ” 9 anlatım 9 expression ” , Galeri Planet Ankara
2008 “İstanbul Sanat Fuarı TÜYAP ” 78′liler vakfı karma sergi, İstanbul
2010 “34-İST-2010″ karma sergi, ADASANAT
2010 “33.FISAE uluslararası exlibris yarışması sergisi”, İstanbul

KİŞİSEL SERGİLER

2009 “Geçen zamanlar, dondurulmuş anlar ” kişisel sergi , Adasanat - İstanbul

29 Nisan 2014 Salı

SELMAN YÜCEL


Selman YÜCEL

1953’te Kayseri Bünyan’da doğdu. 1963 yılında İstanbul Beşiktaş’a göç ettiler. İlkokulu Beşiktaş Esma Sultan ilkokulunda, orta okulu Fındıklı orta okulunda okudu. Kabataş Erkek Lisesini bitirdi ve Yıldız Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Fakültesinden mezun oldu.
Bayındırlık Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, İstanbul Üniversitesi, Türk Hava Yolları ,İkitelli Sanayi Site Kooperatiflerinde inşaat taahhüt işleri yaptı. 1989’da serbest inşaat (yap-sat) işleri yapmaya başladı. Halen devam etmektedir.1991’den bu yana ARÇELİK bayiliği, 1998’den bu yana da İSTİKBAL bayiliği yapmaktadır.

1983 yılında Bir siyasi partinin Beşiktaş İlçe Başkan Yardımcılığını yaptı. 1994-1996 yılları arasında Sultanbeyli Belediye Başkan Yardımcılığı, 1996-1997 yılları arasında bir siyasi partinin Sultanbeyli İlçe Başkanlığı yaptı. Uzun yıllar bir siyasi partinin Sultanbeyli İlçe Meclis Üyeliğini yapmıştır. Üç dönem aynı partinin milletvekili adayı olmuştur.

 1999’da Büyük Bürüngüz Derneği’nin kurucu başkanı oldu. Bu görevi 2008 yılına kadar devam ettirdi. İki dönem Bünyan Derneği Yönetim Kurulu Üyeliği yaptı. 2001-2003 yıllarında Kayseri İli Yardım Derneği İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu Üyeliği yaptı. 2009 yılında yapılan kongrede Kayseri İli Yardım Derneği İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu Üyeliğine seçildi. 2014 yerel seçimlerinde Beykoz ilçesi belediye başkanı adayı olmuştur
Selman Yücel 1979 yılında evlenmiş olup beş çocuk babasıdır.

Kaynak: http://bunyan38.

14 Nisan 2014 Pazartesi

BÜNYAN CEZAEVİ İNŞAATI

CEZAEVİ KOMPLEKSİ
Bünyan'da yaptırılacak 'Cezaevi Kompleksi'nde 2 adet biner kişilik erkek cezaevi, 1 adet 300 kişilik kadın cezaevi, 1 tane 240 kişilik açık cezaevi bulunacak. Bu komplekste yaklaşık 750 kişi istihdam edilecek. Cezaevinde kalanlar ve görevlilerin toplam nüfusunun 3 bin 500 kişiyi bulması bekleniyor. 'Cezaevi Kompleksi' toplam 3 bin 500 kişilik tutuklu ve görevli nüfusuyla birlikte bir belde nüfusuna erişecek. Bu durumda ilçe ekonomisi de büyük bir ivme ile kalkınacak. Ödenek sıkıntısı olmadığı için inşaatın en geç 2 yıl içerisinde tamamlanacağı tahmin ediliyor.

2011-2014 Devlet Yatırım programında yer alan ve Maliyeti 149.000.000. TL olan Kayseri BÜNYAN Cezaevi için 2013 yılında Bütçeden 50.000.000 TL ayrılmıştır. Devlet yatırım programı izlenmesi, değerlendirilmesi ve koordinasyon kararlarına göre 2014 yılı sonunda projenin bitmesi gerekmektedir.




















9 Nisan 2014 Çarşamba

BİR NEFESTE KAYSERİ

BİR NEFESTE KAYSERİ
Kayseri’nin yetiştirdiği 30 güzide yazarın, Kayseri ve Kayseri’nin tarihi öneme sahip İlçe, kasaba, köy ve semtlerini anlattığı 30 adet eser,  “Bir Nefeste Kayseri” adı ile seri halde yayınlandı.  Kayseri  eski Belediye Başkanlarından Şükrü Karatepe’nin yürüttüğü bir süreçte hazırlanan 30 kitap Kayseri Büyükşehir Belediyesi’nin  de verdiği destek  ile  Kayseri’nin kültür hayatına önemli katkılarda bulunacak. 
Basılan kitapların tamamı  Kayseri’nin şehir , kültür ve insanların sosyal  hayatından önemli kesitler taşımaktadır. Cumhuriyet sonrası , şehirdeki gelişmeler, yaşanmış insan öyküleri, insan ilişkileri, yazarların farklı bakış açılarıyla kaleme dökülmüştür.

 Heyamola yayınlarının seri halde çıkardığı 30 adet eser  sırasıyla şunlardır.  
1-Şirvan Erciyes, Argıncık Açık Kapılar
2-Seyit Burhanettin Akbaş, Bünyan Hamidiye Köyüm Olsa
3-Vacit İmamoğlu, Büyükbahçebaşı Bir Varmış Bir Yokmuş 
4-Mehmet Kasap, Cırlavuk Yeri Göğü Taştan 
5-Ahmet İlhan, Çifteönü Çavdarcı Sokağında Hayat 
6-Kadir Özdamarlar, Develi Aşağı Everek!ten Hatıralar 
7-Ahmet Sıvacı, Düvenönü Yağız Atlı Faytonlar Durağı
8-Güner Dinçaslan, Erciyes Dışı Çiçek İçi Ateş 
9-Dursun Çiçek, Erciyes Bir Dağ Bir Tecelli
10-Hayri Maraşlıoğlu,  Erkilet Güneydir Gölge Bürümez 
11-Mustafa Işık, Eski Kayseri Evliya Çelebi’nin Dilinden
12-Adil Şahin, Eskibedesten Hafızadan Hatıraya
13-Vedat Ali Tok, Gültepe Parkı Kaldı Yadigar 
14-Ali Aslım, Hacıkasım Adı Kaldı Dillerde
15-Ali Çavuşoğlu, Hacılar Büyük Dağın Sırları
16-Hasan Tasacı, İncesu Kasabamız Kimliğimizdir
17-Sergül Vural, İstasyon Mahallesi Demiryolunda Zaman Yolculuğu 
18-Kemalettin Cengiz Tekinsoy, Kiçikapı İçerişar’dan Erciyes’e Doğru
19-İsmail Adil, Mancusun Yeşilyurt Köyüm Kalsa 
20-H.Neşe Koçak, Müzikli Semtler İsmail Ediz’le Eski Kayseri 
21-Güner Anasoy, Pınarbaşı Çekezin Köstekli Saati 
22-İlkay Karaduman, Sahabiye Çekes Kültürünün Işığında
23-Ali Rıza Navruz, Setenönü Aydemir Doğan’ın Şiirleriyle 
24-İlyas Han Şahin, Talas Kayseri’nin Başkenti 
25-Abdullah Ayata, Tomarza Unutulan Hoşgörü Kasabası
26-Ziya Şahin, Yabanlu Pazarı Geçmişten Günümüze Pazarören
27-Abdullah Parlak, Yahyalı Obanın Son Türkmenleri
28-Halil İbrahim Özcan, Yıldırım Beyazıt Erken Elveda Dedi 
29-Muhsin İlyas Subaşı, Gülük’ten Gültepe’ye Yalnız Yürürdüğüm Sokaklar 
30-Kadir Dayıoğlu, Öteki Şehir Eski Kayseri’de Sosyal Hayat


Şirvan Erciyes, Argıncık Açık Kapılar

Seyit Burhanettin Akbaş, Bünyan Hamidiye Köyüm Olsa

                                                    
                                     Vacit İmamoğlu, Büyükbahçebaşı Bir Varmış Bir Yokmuş

 Mehmet Kasap, Cırlavuk Yeri Göğü Taştan

Ahmet İlhan, Çifteönü Çavdarcı Sokağında Hayat

Kadir Özdamarlar, Develi Aşağı Everek!ten Hatıralar

Ahmet Sıvacı, Düvenönü Yağız Atlı Faytonlar Durağı

Güner Dinçaslan, Erciyes Dışı Çiçek İçi Ateş 

 Dursun Çiçek, Erciyes Bir Dağ Bir Tecelli

Hayri Maraşlıoğlu,  Erkilet Güneydir Gölge Bürümez 

Mustafa Işık, Eski Kayseri Evliya Çelebi’nin Dilinden

Adil Şahin, Eskibedesten Hafızadan Hatıraya

Vedat Ali Tok, Gültepe Parkı Kaldı Yadigar 

Ali Aslım, Hacıkasım Adı Kaldı Dillerde

Ali Çavuşoğlu, Hacılar Büyük Dağın Sırları

Hasan Tasacı, İncesu Kasabamız Kimliğimizdir

Sergül Vural, İstasyon Mahallesi Demiryolunda Zaman Yolculuğu 

Kemalettin Cengiz Tekinsoy, Kiçikapı İçerişar’dan Erciyes’e Doğru

İsmail Adil, Mancusun Yeşilyurt Köyüm Kalsa 

H.Neşe Koçak, Müzikli Semtler İsmail Ediz’le Eski Kayseri 

Güner Anasoy, Pınarbaşı Çekezin Köstekli Saati 

İlkay Karaduman, Sahabiye Çekes Kültürünün Işığında

Ali Rıza Navruz, Setenönü Aydemir Doğan’ın Şiirleriyle 

İlyas Han Şahin, Talas Kayseri’nin Başkenti 

Abdullah Ayata, Tomarza Unutulan Hoşgörü Kasabası

Ziya Şahin, Yabanlu Pazarı Geçmişten Günümüze Pazarören

Abdullah Parlak, Yahyalı Obanın Son Türkmenleri

Halil İbrahim Özcan, Yıldırım Beyazıt Erken Elveda Dedi 

Muhsin İlyas Subaşı, Gülük’ten Gültepe’ye Yalnız Yürürdüğüm Sokaklar 

Kadir Dayıoğlu, Öteki Şehir Eski Kayseri’de Sosyal Hayat